Güncel Yazılar
Ahmet ÖZTÜRK[i]
Kuresel bir kaosun tam içindeyiz. Neyin savaşını veriyoruz? Neyi kaybettik de geri kazanmaya çalışıyoruz? 
Bir kere söyleyeyim, bu savaş benim değil, bu savaş sizin de değil, bu kriz insanın krizi değil. Bu kriz insanı köleleştiren bir modelin, bir düzenin, bir sistemsizliğin krizidir. Peki, neden hepimiz bu savaşın tam ortasında aynı safta savunmadayız? Neyi savunuyoruz tam olarak? 
 
Acı ama hepimiz içine kapanmış olduğumuz hücrelerimizden (evlerimiz) bizi bu hücrelere hapseden bir düzenin, küresel bir zulüm arenasının dirilmesi, devamı için savaşıyoruz. Başka bir savaş verme, başka bir cephe açma şansımız şimdilik yok. Daha kötüsü bir şeye ''başka' diyebilecek, farklı düşünecek belleğimiz yok. Çünkü bu savaşı biz, bize dayatılan ve ne doğamıza, ne inancımıza, ne de itikadımıza uygun olan küresel kapitalist modeli kabul ettiğimizde, içselleştirdiğimizde kaybettik.
 
Biz, bu modele beynimizi teslim ettiğimizde, hanemizi, evimizi, mahremimizi açtığımızda, köyümüzü, töremizi, inancımızı terkettiğimizde bugün kaybetmemeye çalıştığımız savaş zaten bitmişti.
 
Örnek vereyim! Mesela bugün Amazon Ormanları ya da Yeni Gine cangıllarındaki modern (güya) medeniyetten kopuk kabilelerin korona diye bir dertleri var mı? Haberleri bile olmayacak bizden, eğer içimizden bir düzine ahlaksız bu tufandan korunmak için bu insanların yurtlarına girip onları ateşe atma pahasına kendisini saklamaya kalkmazsa.
 
Haftalardır hemen her ülkede insanlar marketleri talan ediyorlar. Can tatlı zaten, modern yasam da pürüzsüzdü. Ne kadar stoklarımız bizi idare edecek? Ne kadar stoklarsak stoklayalım bir iki haftada, olmadı bir ayda bitecek, azalacak, değerlenecek. Yenileri nereden ve kimler tarafından getirilecek. Bu savaş, eğer acil ve yaygın bir çözüm bulunamazsa, kolay kolay kazanılamayacak. Bu sefer kazansak, tekrarı gelecek. Havadan gelecek, sudan gelecek, topraktan gelecek. 
 
Bu savaşın kaybedeni insanlık âlemi içinde yerelliğini kaybeden herkestir. Bu savaşı, köyünde önceden kendi ineği veya keçisini besliyor ve sütü ve yağı ile de çocuklarını doyuruyorken ineğini satan ve et, süt ihtiyacı için küresel market zincirlerine bağımlı hale gelen köylüdür.
 
Bu savaşın kaybedeni, 100, 150 milyon insanını plansız ve hesapsız olarak sanayileşmenin ürünü gettolara yerleştiren toplumlardır. 
 
Bu savaşın kaybedeni, can, hayat, sağlık gibi insan doğasının ya da onurunun ayrılmaz parçası olması gereken varlıkların marketini, pazarını, piyasasını kuran toplumlardır. 
 
Bu savaşın kaybedeni, insanını topraksızlaştıran, normalde her insanın ortak mülkü olması gereken, herkesin erişimine açık olması gereken geniş devasa arazileri bir avuç azınlığın kontrol ve kumandasına veren Avrupa ve Kuzey Amerika aristokratik düzenini ve toplum modelini benimseyen devlet ve toplumlar ile bugün onları taklit etmeye çalışan üçüncü dünya çeteleridir.
Bu savasin kaybedeni taşra yaşamını horlarken kent yaşamını yücelten sanayi devrimi ve sonrası yeryüzünde yerleşen, yayılan modern düzendir. 
 
Bu savaşın kaybedeni evine giyemeyeceği kadar giysi, yiyemeyeceği kadar gıda tüketen, içini dolduramayacağı kadar mekân inşa eden, bunların karşılığında bir ömür boyu köle gibi çalışmaya razı olan modern insandır.
 
Bu savaşın kaybedeni, geçen yıl aldığını bu yıl giyemeyen, 30 yıl kullanabileceği bir aile otomobilini sadece 30 ay kullanabilen insanların sayıca yoğunlaştığı toplumlar, kompleksli yığınlardır.
 
Bu savaşın kaybedeni, paylaşmayı bilmeyen, özellikle bu gezegeni kendisinden sonra gelecek olan torunlarıyla paylaşmayacak kadar paylaşma kapasitesi gelişmeyen bizleriz.
 
Bu savaşın kaybedeni ölmeyi değil ölmemeyi önemseyen, yücelten materyalist kültürdür, bu kültürün payandası olan hepimiziz.
[i]Prof.Dr., İstanbul Üni. İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi

Medeniyet Tasavvuru

Müfit Selim SARUHAN
Erdemlerin Erdemi: Adâlet

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

30879858