Güncel Yazılar
Ömer AĞAÇLI
Önce değerler nedir? Nereden çıkıyor? Diye sorarak konuya girmek istiyorum. Allah’ın yarattığı her varlıklar, maddi, manevi boyutlarda ortaya çıkmaktadır. Varolanlar, külli bir yapıdadır. İnsanda varolanlar ile çepeçevre çevrelenmiştir. Tüm insani faaliyetler insanın varolanlar ile sürdüğü ilişkilerden ibarettir. Bilgi denilen şey de insanın varolanları tanımaya çalışmasıyla ortaya çıkmaktadır.
Varoluşlar dünyası, bilgi alanı olduğu gibi değerler dünyasıdır. Varoluşlar dünyası ile değerler dünyası iki ayrı şey değil, varlığın kendini gösterdiği  yüzleridir.
 
Varoluş ahenkli ve dinamik bir bütünlük içerisindedir. Bu bütünlük aynı zamanda bir sistemi de zorunlu kılar. Sistem düzen ve dengeyi de zorunlu kılar. Düzen  ve denge gerekli değişmez değerleri de zorunlu kılar. İnsan varoluşla ilişklerini değerler ile kurar. Yanı varolanlarda  elde ettiği bilgileri kullanırken bu bilgileri ölçü niteliğinde ve dengeleyici olan değerlere göre kullanmak durumundadır. Bu bir zorunluluktur. Değerler manevi, soyut içerikli şeylerdir. Bu nedenle insanın manevi hayatının gereğidir.
ÖZCAN KÖKNEL “ Çatışan Değerlerimiz” adlı kitabında insanın değerini beden yapısından ve görünümünden değil, ruhsal yapısının çekirdeğinde, özünde bulunan değerler belirler; insan özüne uygun değerler sistemi içnde yaşadığında mutlu olur, saygınlık kazanır,diye belirtmiştir.
Değerler bilgisi varoluştan gelir, yani varlık bilgisidir. Değerler ruhun fıtratıdır. Ahlak kavramı da bu gerçeğe dayanır. Ahlak, ruhun nefse direnişidir.
Yukarıda insanın varolanları tanıma yoluyla elde ettiği bilgileri kullanırken, bu bilgileri ölçü niteliğinde olan değerlere göre kullanmak durumunda olduğunu söyledik. Bu değerlerin sınırları çizici olduğu anlamına gelir. Değerler insanın varoluş koşuludur. İnsan bilgiyi hiç bir kural ve kayda tabi tutmadan kullanırsa, insanlığa, çevreye zarar verebileceği gibi kendini de yıkar. Beşeri hayat, insan davranışlarını insani değerlere göre ayarlamakla ve böylece sağlıklı ilişkiler sistemi kurulmasıyla yürütülmek zorunluluğu vardır. Medeniyetin manevi unsurları değerler dünyasıdır. Aslında medeni olmak, insani değerleri gerçekleştirmek demektir.
Ahlak insan davranılarıyla ilgilidir. Toplumsal hayatın temeli, huzur ve işbirliği ahlaki değerlere dayanarak gerçekleşir. Değerler hayattır, hayatın üzerinde yükseldiği manevi direklerdir. Değerleri ıskalamak, onlardan uzaklaşmak içgüdülere, hayvasal doğallıklara teslim olmak demektir.
Çağın insanları, değerler bunalimi ile karşı karşıyadır. Huzursuzluğun nedeni değerler bunalımıdır. Değerler bunalımının nedeni değer alanlarının istismar edilmesi ve değerlerin reddedilmesidir. Değer alanları, ilahi olan din, beşeri olan ahlak ve hukuktur. İnsanlar başta ilahi olan değer kaynağı dinin dışına çıkmaktadır. Dine başkaldır son yüzyılların işidir. Ve bunun adresi Avrupadır. Avrupalılaşma sevdasın düşmüş ülkeler de zamanla Bu yolu tutmuşlardır.
Dini değerler, aşkın varlığın koyduğu değerlerdir. Bir kere insan Allah’ın koyduğu değerlere sırt dönerse diğer  değerler de zıvanadan çıkmaktadır. İnsanlık Allahsızlığın bunalımını yaşamaktadır. Dini ıskalamak insanlığın hayrına olmamıştır. Tarih buna şahittir. Değerlerden uzaklaşmak, kısaca hayvanlaşmaktır. Değerlerden uzaklaşmak, insanın kendinden uzaklaşması demektir.
 
Yukarıda değerler bunalımının nedenlerinden söz ederken, bunların birincisinin değerlerin istismar olduğunu, ikincisinin de değerlerin reddi olduğunu söylemiştim. Burada  değerlerin reddedilmesinin anlamı açıktır. Ancak değerlerin istismarından ne anladığımı açıklamak isterim. Çünkü değerlerin istismarı, değerlerin reddinden daha kötü ve insanlığa zarar verici olduğunu düşünüyorum. İnsan bir değere inanır onu kabulenir. Burada bir sorun yoktur. Asıl sorun insanın bir değere bağlılığının sözde, yani sahte olması halidir. Bu tür tavırlar değerlerin istismarıdır. İnsanın değerlere bağlı imiş gibi görünmeye zorlayan , o değerler değil sırf kendi nefsinin çıkarıdır. Bu tür bağlılıklar sahte bağlılıklardır. Sahte bağlıklıklar daha ziyade dini alanda bol bol varolmaktadır. Din alanındaki sahte bağlılığa  “ münafık” denilir. Münafık kelimesi Arapça nifak kelimesinden türetilmiştir. Münafık, iki yüzlü sahtekar demektir.  Hz. Peygamber “ münafıklar, kafirlerden daha kötüdür.” Demiştir. İslam dini en büyük zaraı din karşıtı olanlardan değil münafıklardan görmüştür.
 
Değerleri sollayan insanlar sonunda ; hakikati yalana; adaleti zulme; ahlakı ahlaksızlığa; merhameti acımasızlığa; imanı küfre ve şirke; ibadeteleri de riyaya dönüştürürler.

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36332344