30 Kasım 2022
 
Turgut GÜLER
 
Türk dîvân edebiyâtının kadın şâirleri arasında zirveye çıkmış isimlerden biri Fıtnat Hanım’dır. XVIII. asırda ömür süren Fıtnat Hanım’ın asıl adı Zübeyde’dir. 1780 yılı içinde kaybettiğimiz bu büyük san’atkâr, “Fıtnat”mahlâsı ile yazdığı şiirlerinde, bizdeki hikemî tarzın parlayan yıldızları arasına girmiştir. Fıtnat Hanım’ın şiir vâdîsindeki en büyük desteği, Koca Râgıb Paşa olmuştur. Siyâsî hayâtı kadar, şiirdeki kudreti ile de adından söz ettiren Koca Râgıb Paşa, Fıtnat Hanım’ın san’at mâdenini keşfeden bir mevkide durmaktadır. Heccâv Haşmet gibi, Fıtnat Hanım’ı da Türk edebiyât târîhine hediye eden kişi, hiç şüphesiz, Koca Râgıb Paşa’dır. Hem anne, hem de baba tarafından şeyhülislâmlar yetiştirmiş köklü âilelere dayanan Fıtnat Hanım, şeceresindeki bu ulemâ pâyelerine rağmen, Koca Râgıb Paşa’nın ev sâhibi olduğu san’at sohbetlerine katılmış, devrinin, hattâ çağının ötelerine kulaç atmıştır. Fıtnat Hanım, damarlarında dolaşan san’at usâresinin verdiği güç ve kuvvetle, bize Türk kadınının aydınlık yüzünü göstermeyi başarmıştır. Bu ışıklı manzarada, Koca Râgıb Paşa’nın payını da ihmâl etmemek lâzımdır.
Bunca sözü söylememizin sebebi, sizlerle paylaşmak istediğimiz bir beyittir. Bu beyit, tahmîn edeceğiniz gibi, Fıtnat Hanım’a âittir ve bizi haftalardır evlerimize hapseden korona virüsüne karşı söylenmiş gibidir. Fıtnat Hanım, kendisinden iki buçuk asır kadar önce yaşamış Cihân Pâdişâhı Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’ın söylediği:
 
            “Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
            Olmayâ devlet Cihân’da bir nefes sıhhat gibi”
 
beytinden aldığı yüksek ilhâmla şöyle diyor:
 
            “Tabiat rûşen olmaz olmadıkça dîde-i hak-bîn
            Alır mı beyt-i bî-revzen ziyâ Hurşîd-i envârdan”
 
Fıtnat Hanım, bu hikmet yüklü mısrâlarında, bugünün dili ile şunları söylüyor:
 
            “İnsanda hakîkatleri görüp idrâk edebilecek göz olmazsa, rûh da huzûrdan ve hakîkat nûrundan mahrûm kalır. Penceresi olmayan eve Güneş ışığı girer mi?”
 
Fıtnat Hanım, bu beytinde “tabiat” kelimesini birden fazla mânâda kullanmıştır, yâni tevriye yapmıştır. Bu san’ata, eskiler “îhâm”da derlerdi.Bu şekilde mısrâ içine alınan kelimenin, herkes tarafından bilinmeyen en uzak mânâsı kasdedilirdi. Tabiat, etrâfımızı saran Dünyâ manzarası demekse de, onun başka mânâları da vardır. Bunlardan biri de rûhdur. Tabiatın göze hitâb etmesinin aksine, rûhun kalbe ve gönüle yöneldiğini biliyoruz. Penceresiz eve nasıl Güneş ışığı girmezse, hakîkati görecek gözü, yâni gönül gözü olmayan kişinin rûhu da karanlıklar içinde kalır.
 
Habîs bir virüs, yaşadığımız şu günlerde, bütün Dünyâ’yı esîr aldı. Kaç gündür, evlerimizden dışarı çıkamıyoruz. Bilmem farkında mısınız, çoğumuzun kaldığı ev tipi, apartman dâiresi şeklinde. Bahçeli, kuyulu, cümle kapılı eski Türk evleri, nâdirâttan oldular. O tarzdaki evlere, artık târîhî eser nazarıyla bakıyoruz. Fıtnat Hanım’ın yakındığı karanlıkta kalan rûhun, penceresiz evde durması gibi, bizim apartman dâirelerimiz de, Güneş ışığına hasret yapı manzûmeleri hâlindedirler. Bu dâireler, elbette penceresiz değildir, ammâ mevcut pencerelerin Güneş’le münâsebetinin, ecdâdın rûh genişliğinden mahrûm olduğu da ortadadır. Korona günlerinde, beden rahatsızlıkları kadar, rûhî sıkıntılarımız da konuşulmaya başladı. İşte Fıtnat Hanım rahmetlinin demek istediği husûs, rûhî sıkıntılarımızdır. Bu sıkıntıların ilâcı Güneş ve gönül gözüdür. Fıtnat Hanım, bu hârikulâde beyitinde, hasta beden ile hasta rûhun reçetesini yazmıştır. Elbette, anlayana, anladığından ışık huzmeleri çıkarabilene…
 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: