Güncel Yazılar


Slayt1Bilgisayarımı açtığımda (28 Nisan 2020,Salı) üzücü bir haber okudum. Sebebini bilemiyorum ama çocukluğumda ayrılıklarda çok sık duyduğum bir cümleyi hatırladım: “Gidip de gelememek var, gelip de görememek var.” Geçen yıl (2019 Temmuz) Üsküp’te görüşmemizde İlhami Emin’den bu duygularla ayrıldığımı hatırlıyorum.

Kendisini beş yıldır yakından tanıdığım, şair, yazar, dost ve mütevazı insan, Balkanlarda Türkçe’nin bayraktarlığını yapan İlhami Emin de bu dünyaya veda etmiş.

Son üç yıldır Üsküp’e her gittiğimde bir fırsat bulup İlhami Emin’le buluşurduk. Benim geldiğimi haber alınca bazen evine davet eder, bazen de bir çayhanede görüşür, güzel sohbetler yapardık. Daha doğrusu o konuşur, ben dinlerdim. Gerçekten de adına yaraşır bir kültür çınarı olan İlhami Emin’i dinlemek, aynı zamanda Balkanlardaki acıları, göçleri, Türk tarihini dinlemek gibi bir şeydi. Belki zamanla yazmayı düşündüğüm o kadar önemli anılarımız var ki… Şimdilik bunlardan bahsetmeyeceğim elbette. Belki bilmeyenler, tanımayanlar için İlhami Emin kimdir? Daha önce o hayatta iken kaleme aldığım uzun bir yazımdan da yararlanarak kısaca bilgi vermek istiyorum.

 

İlhami Emin, kaybedilmiş Balkanların içine 8 Ağustos 1931 yılında Radoviş kasabasında doğmuştur. Babası Karakeçili Yörüklerinden Rifat Sipahi, annesi Kıloğuzlu Yörüklerinden Şefiye Hanım’dır. Günümüz balkanlarındaki Türk kültür hayatının en yaşlı üstadı olarak bilinir ve kendisine ‘Gül Şairi’ de denir. Bunun nedeni, şiir dünyasındaki gül imgesini başköşeye oturtmasıdır.          

Çocukluğu, hayatının dört döneminden ilki olan Yugoslavya Krallık idaresinde doğduğu kasaba olan Radoviş’te geçmiştir. Hayatında iz bırakacak olan ilk oyunlarını burada oynamış, ilk arkadaşlarını burada edinmiştir. Onun Radoviş’te geçen çocukluğu, aynı zamanda yazarlık hayatını da etkilemiştir. Bunu yazmış olduğu Yürüyen Duvar’dan ve daha sonra verdiği eserlerinden anlamak mümkündür.

Bulgar istilasının olduğu İkinci Dünya Savaşı sırasında henüz ilkokul çağındadır. Artık o Çarlık Bulgaristan idaresi içerisinde yaşayan bir çocuktur. Lakin şartların getirdikleri ve hayatın yükü küçük İlhami’nin omuzlarına yüklenmiştir. Okula devam ederken aynı zamanda bir zanaat öğrenme peşindedir. Bunun için bir marangozda çalışır. Boşluk bulabildiği zamanlarda Bulgarca yayınlanmakta olan gazeteler satar. 

İlhami Emin, çocukluk ve ilk gençliğe adım attığı dönemleri hiçbir zaman hatıralarından silemez. Bu durumları birçok şiirinde konu edinir. Onun çocuklara hitap eden şiirlerinin çoğu kendi çocukluğu ile doludur. ‘Yürüyen Duvar’ romanında da çocukluğuna bolca yer ayırmıştır. Yazdığı eserlerinde, şiirlerinde bu dönemler canlandırılmış betimlemelerle yer alır. “Gülahlat” şiirinde anlattıkları da bir örnek olarak verilebilir. O, bu şiirinde bebekliğinin yanında, artık ebedi âleme göçmüş bulunan babasının ve anasınınkendisini etkileyen gözlemlerini, şair duyarlılığını da katarak canlı bir tablo olarak çizer. Onun için henüz güneş doğmadan, taşlık tütün tarlalarında su dolu tenekeyi sırtında taşırken, anasının uyumakta olan oğluna, yani kendisine kıyamadığının nasıl bir hassasiyet olduğunu şair yüreğinde hisseder. Babasının gülahlat ağacı ile konuştuğunu, onun kelebek misali ipince gülümseyişini hiç unutmadığını da dile getirir. Çocukluğunu, çocukluk özlemleriyle de hatırlayarak şiirlerinde yaşatan bir şairdir.

İlhami Emin’in hep özlem duyduğu bir çocukluk geçirmesinde babası Rifat Sipahi’nin önemli bir yeri olmuştur. Onun kişiliğinin gelişip olgunlaşmasında, sağlam bir hayat felsefesinin oluşmasında babası işaret edilir. O, babasından miras olarak pek mal mülk almamıştır. Çocukluğundan ölümüne kadar babasının örnek olan hayatının yanında kendisine söyledikleri, düşünceleri çok değerli bir miras olarak kalmıştır. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, mertliği, azimli olmayı, vatanseverliği, insan severliği, Türk kültürünün şuuru ile yetişmeyi, insanlara sevgi ve hoşgörü ile yaklaşmayı hep babasından miras olarak almıştır. Bu miras da doğrudan onun eserlerine yansımıştır. Gerek şiirlerinde, gerekse yazı ve anılarında yeri geldikçe rahmetli babasından, babasının sözlerinden aktarmalar yapması, hayatında babasının ne kadar etkili olduğunu göstermektedir. 

İlhami Emin, İktisat Meslek lisesinden sonra Üsküp Pedagoji Akademisinibitirmiş. Bir ara Üsküp “Tefeyyüz” Türk ilkokulunda öğretmenlik yapmış. Yıllarca gazetecilik ve editörlük yaptıktan sonra beş yıl boyunca Makedonya Halklar Tiyatrosu idareciliği yapmıştır. Tito ve Kiro Gligorov’un resmi tercümanlığı, Makedonya Kültür Bakanlığı müsteşarlığı yapmış.

Uzun ömrünü böyle dolu dolu geçiren, böylesine verimli olmayı başarabilen insana çok az rastlanır. O yaşamış olduğu topraklarda sadece fırsat bulduğunda değil, aynı zamanda fırsatlar da yaratarak Türklüğe, Türk diline ve edebiyatına, Türk kültürüne hizmetetmeyi hayatının bir amacı haline getirmiştir. Türkiye’de hak etmiş olduğu oranda ve yeterince tanınmamış ve tanıtılmamış olan İlhami Emin, Ulu bir Kültür Çınarıdır.  Bizzat içerisinde yaşamış olduğu dönemleri de dikkate alarak, tarihten beridir Türk varlığının Balkanlardaki sorunlarını, gelişmesini, yarınlara kök salmasını hep kendisine bir görev edinmiş, bu uğurda, hamasi olarak değil, ayakları yere basmış biri olarak mücadelesini vermiştir.

Tarihin, bir milletin hafızası olduğuna inanan İlhami Emin, daima geçmişin yaşatılmasından yanadır. O, bir kültür çınarı olarak bu yaşatılma yolunun da “yazılı iz bırakmaktan” geçtiğine inanır. Bunu yapmayanların diğer kavimler arasında eriyeceğinden bahseder. Nitekim Kalaçların, Kaçarların, Kumanların, Peçeneklerin, Vardar Türklerinin, Bulgar Türklerinin ve daha yüzlerce Türk kavminin sadece tek-tük dağ, ırmak veya yerleşim yerlerinde adlarını bırakarak tarih sahnesinden silindiklerini acı bir şekilde hatırlatır. Bunun için daima ve fırsat buldukça şu cümlelerine sığdırdığı yakarışını hep tekrar eder: “Allah’ım bizi susuz, ekmeksiz bırak, Yahya Kemal Beyatlı’nın Üsküp’ünü Türksüz bırakma”.

Bulgarca, Sırpça, Makedonca, Rusça gibi birçok dilde konuşan, yazan İlhami Emin Türkçeyi kendi çabası ve gayretleriyle, daha çok da televizyon programlarını takip ederek öğrenmiştir. Onun bu çabalarından, Türkçe aşkından haberdar olmayanlar, Üsküp’te yayınlamak istediği halde Türkiye’de Türkçe olarak yayınlanan “Gülkılıç” adındaki şiir kitabı ile ilgili şüpheye bile düşmüşlerdir. Bu kitabı onun yazmadığını ima edenler çıkmıştır.

İlhami Emin’in yazı ve yayın hayatı çeşitliliğin yanında bir zenginlik de gösterir. Gazetecilik, radyo yayıncılığı yaparken şiirbaşta olmak üzere roman, tiyatro gibi türlerde de eserler kaleme almıştır. Yazın ve yayın hayatı çok renkli ve zengin olan İlhami Emin’in bu yönlerine ayrı ayrı işaret etmek gerekir.

İlhami Emin’e “Gül Şairi” de denir. Nedeni, şiir dünyasındaki ‘gül’ imgesinin başköşede oturması, zengin anlamlar yüklenmesi ve aldığı yeni renklerdir. Şiirlerinde ‘gül’ motifini belirgin şekilde kullanan, hatta bazı eserlerine ‘Gülkılıç’, ‘Güldeste’ gibi isimler veren İlhami Emin bunun sebebini şu şekilde açıklar: “Gül kelimesi geniş kapsamlı bir kelimedir. Yalnız bilinen gül değil. Mesela, bizim Peygamberimizin teri gül kokarmış diye bir rivayet var… Osmanlı döneminde yaşayan şairler de sürekli eserlerinde gülü konu almışlardır. Hatta Divan edebiyatında gül ile bülbül çok işlenen bir aşk konusudur.”

Güzel Türkçemizdeki “on parmağında on marifet” tabiri tam da İlhami Emin’e ve onun gibilere söylenmiştir. Çünkü o şiir, roman, tiyatro ile yakından ilgilenmesinin ötesinde bu türlerle ilgili eserler vermesinin yanında gazetecilik, dergicilik ve radyo yayıncılığıkonularında da büyük çabalar sergileyen Balkan Türklüğünün kültür çınarlarının önde gelenidir.

Yugoslavya döneminde Tito’nun tercümanlığını da yapan İlhami Emin, Türkiye’den deBülent Ecevit, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Kenan Evren’e tercümanlık yapmış, onlarla da tanışmıştır.

İlhami Emin’e, yurt içi ve yurt dışı çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından verilmiş olan ödüller listesi adına ve çabasına yakışır bir şekilde uzayıp gider. O, bu ödülleri sadece bir kültür ve edebiyat adamı olarak değil, aynı zamanda Balkanlarda Türk kültürüne yapmış olduğu hizmetlerinden dolayı da almıştır. Her bir ödülün önemi, aynı zamanda Balkan Türklüğünün asırlık çınarının adı ve çabalarıyla münasip olduğunu söylemek mümkün. Bu ödüllerin her birini fazlasıyla hak etmiş olduğunu törenlerde hakkında yapılan konuşmalardan, yazılan yazılardan anlıyoruz. Ayrıca İlhami Emin ile ilgili ulusal ve uluslararası birçok yayın organlarında yazılar yayınlanmış, şiirlerine de yer verilmiştir. Almış olduğu ödüllerden bazıları şunlardır. Uluslararası Balkanlar Türk Kültürü Ödülü,  Uluslararası KIBATEK Edebiyat Ödülü,   En İyi Çeviri Ödülü,  Büyük Bayrak Ödülü,  Makedon Yazarlar Birliği Edebi Asa Ödülü, Makedonya’da bir Türk yazarına verilen en büyük edebiyat ödülü ‘Koço Ratsin’ Ödülü, ‘Altın Dedalus’ ödülü,  Türkçem Çocuk Dergisi Uluslararası Nitelikli ödülü, “Yürüyen Duvar” romanı ile Yılın romanı ödülü, Söz Şövalyesi ödülü, Uluslararası Degoned sivil toplum ödülleri sayılabilir.

Onun okuyuculardan, ilgililerden hep bir arzusu olmuştur. Bu isteğine biz de katılıyor ve onun şu sözleriyle yazımı noktalıyorum: “Balkanlar adıyla-şanıyla Türk ruhunu taşır derken, bu ruhu, yani ruhumuzu, yabancıların karanlık çıkarlarının ve çıkarcılarının ellerine teslim etmeyelim, ne olur…” 

Allah rahmetini üzerinden eksik eylemesin. Balkanların kültür çınarı bizi üzdü ama bıraktığı eserleriyle Türk Dünyasında daima anılacak, gönüllerde yaşayacaktır…

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36308473