25 Temmuz 2021

İnsanın Eşinin ve Neslinin Yaratılması

Yüce Allah ilk insanı ve ilk peygamber, beşeriyetin atası Âdem (a.s)'ı yarattıktan sonra, onun eşini de kendinden yarattı. "Ey insanlar, sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden birçok erkek ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun..." (Nisâ, 4/1) "O'dur ki sizi bir tek nefisten yarattı, gönlü ısınsın diye ondan eşini vâr etti." (A'raf, 7/189) "Sizi bir tek candan yarattı, sonra ondan eşini meydana getirdi..." (Zümer, 39/6) Bu âyetlerdeki nefsle murâdın Âdem (a.s), eşinin de Havvâ annemiz olduğu sarihtir. Müfessirler de bunu böyle izah ederler. İnsanlığın annesi Havva'nın yaratılış keyfiyeti Kur'ân'da belirtilmez. Ancak rivâyetlerde Havvâ vâlidemizin, Âdem (a.s)'ın en kısa sol eğe kemiğinden yaratıldığı haber verilmektedir. Keyfiyet bizce meçhuldür. (Rûhu'l - Meâni, C,9.137-138: Taberi, 9/143: Beydavî, 1,380)

İnsan neslinin ana rahminde yaratılışı da, çamurdan ilk insanın yaratılması gibi safha safha cereyan etmektedir. Hattâ bu ikisinde de benzer yanlar vardır. Orada "çamur sülâlesi" bu ikinci durumda nutfe hâlini almıştır. Her iki durumda da hilkat belirlenip tamamlandıktan sonra, yeni bir yaratılış veren ruh üfürülüyor. Allah Teâlâ il insanı çamurdan şekillendirdiği gibi, onun nesline de, ana rahminde şekli belli belirsiz bir çiğnem et parçasıyken dilediği şekli vererek, onu dilediği gibi düzeltip denkleştirdikten sonra en son şeklini veriyor. Allah Teâlâ dilediği gibi güzellik, çirkinlik, erkeklik, dişilik bakımından onu tesviye eder, en yalın cedlerinden tâ Âdem (a.s)'a kadar çeşitli sûretlerden birinin sûretine benzetir. "O (Rab) ki seni yarattı, sana düzen verdi, ölçülü bir biçim verdi. Dilediği sûrette seni terkib etti." (İnfitâr, 82/7-8)

Yüce Allah, insan olmak bakımından tüm organlarıyla insanları birbirine benzetmiş, âile husûsiyetleriyle, verâset yönüyle de ikinci derecede bu benzeyiş hâlinde yarattığı halde, aslâ iki ferdi birbirinin aynısı yapmamıştır. Bütün bu derece derece benzerlikler içinde tıpatıp benzemezlik var. Birbirine en çok benzeyen ikizlerin bile yine çok farklı, benzemez taraflı görülür. Yüce Kudret üstün irâde ve ihtiyârını yalnız insanlarda değil, tüm yaratıklarda böylesine dakik olarak gösterilmiştir. Bu durumun bir de, duygular, kâbiliyetler gibi mânevî sûretlerde aynı şekilde tecellîsini düşünürsek gayr-ı ihtiyârî "Fetebârekallah! Allâhu ekber!" demekten kendimizi alamayız. "Allah size kendi nefslerinizden eşler yarattı ve eşlerinizden de size oğullar ve torunlar yarattı ve sizi güzel (ve helâl) rızıklarla besledi. Böyle iken onlar bâtıla mı inanıyorlar ve Allâh'ın nimetini inkâr mı ediyorlar." (Nahl, 16/72)

Görüldüğü gibi, insanın nesli de tavırdan tavıra geliştirile geliştirile, her safhada yeni unsurlar ilâve edilerek yeni mâhiyetler verilerek yaratılmıştır. Nihâyet sûr üfürülecek kıvama getirilip yeni bir yaratılışla insan olmuş, görüp işitip, düşünür, hitâba lâyık, şuurlu bir varlık hâline gelmiştir. (Rûm, 30/54’e bakınız.)

Allah İnsanı En Güzel Şekilde Yaratmıştır

Allah Teâlâ her varlığı ifâ edeceği vazifeye uygun şekilde yaratmıştır. İnsanı yeryüzünde hâlife, hâkim ve Cenâb-ı Allâh'ın kânunlarının yeryüzünde tetkikçisi, O'na kulluk vazifesinin ihtiyâri olarak imtihânını verecek bir varlık olarak yarattığı için, görevleriyle mütenâsib kâbiliyetler ve organlar vermiştir. Zâten Allah Teâlâ yarattığı herşeyi güzel yaratmıştır: "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." (Tin, 95/4: Teğabün, 64/4: Mü’min, 40/64: Mü’minûn, 23/14: Sâffât, 37/125: Secde, 32/7) Gerek fizikî ve cismâni bakımdan, gerek ahlâk ve mâneviyat itibâriyle rûhani bakımdan, insan en güzel bir biçimde yaratılmıştır. Organlar görevleri vazifelere uygun şekilde hikmetinin iktizâsınca yaratılmıştır.

Bu güzellik belinin doğru oluşundan, endâmının güzelliğinden Allâh'ın isim ve sıfatlarına tecellîgâh olmasına kadar, her husustadır. İnsanın görevi, yeryüzünde ifâ edeceği ilâhi emaneti yüklenmek ve gereğini yerine getirmek olduğu için, insan Allâh'a nisbeti yönüyle büyük bir Kemâl ifâde eder. İnce düşünür, insanın inceliklerinde ve sırlarında nazarlarını dolaştıran herkes görür ki, insan gayb ve şehâdet âleminin birleştiği yer, ifâde ve istifâde feleğinin ışığı, nüsha-i câmiadır. Kâinâtın özüdür. Hz. Ali (k.v)'ye nisbet edilen şu mânânın tecellîgâhıdır: "İlacın sendedir de farkında olmazsın, derdin de sendedir fakat görmezsin. Sen sâde küçük bir cisim (cirim) olduğunu sanırsın, halbuki en büyük âlem sende dürülmüştür."

Allah Teâlâ insanı eliyle (kudretiyle) yaratmıştır. (Sâd, 38/75) Meleklere ona secde etmelerini emretmiştir. (Rûhu'l-Meâni, C,30,176: Bakara, 2/34:Ve isrâ, 17/70. âyeti de mütâlaa ediniz) İnsan, Allâh'ın ahlâkıyla ahlâklanırsa, yücelerin yücesine çıkar; nefsâni ve şeytâni duygularına kapılır giderse insan, hayvanlardan daha aşağıya, aşağıların aşağısına düşer. İnsan, cismâni ve rûhâni pek çok kâbiliyetleriyle ebediyete namzet bir varlıktır. İşte bu muhteşem ons ekiz bin âlemi kendinde toplanan bu muhteşem insan, yaratılmışların en önemlisidir. Rabbü'l- âleminin muhatâbı, işte bu insan-ı kâmil olan varlıktır. (Ayrıntılı bilgi ve âyetler için, verilen kaynaklara bakınız: Veli Ulutürk, Kur'ân-ı Kerim'de Yaratma Kavramı, S.131,143)

Bu yazarın diğer makaleleri