Güncel Yazılar

 

Değerli ve genç ilahiyatçı olan Sayın Aygün Akyol” Özü kaybedenler, hakikati şekilde ararlar.” Diyor. Bu söz benim de katıldığım ve müşahade ettiğim, yerinde, anlamlı bulduğum bri sözdür. Bu sözü Aygün Akyol’dan ödünç aldığımı belirtmek isterim.

Bu konu üzerindeki yazıya şu soruyu sorarak başlamak istiyorum. “ İnsan niçin özünü kaybeder, hakikati zahiri, şekli şeylerle ifade etmek ister?”

Gördüğüm kadarıyla moder çağın insanının en önemli savruluş nedeni, özünü kaybedeip, zahiri olanlara saplanıp kalmaktadır. Bu sorunun cevabını insanın doğasının yapısıyla açıklamak ve temellendirmek istiyorum.

İnsan doğası gereği, “ duyular”, “ duygular”, “ akıl”, ve “ kalp” dörtlüsünden müteşekkildir. Ayrıca insanı “ nefs” ve “ ruh” ikilisi olarak da kabul edebiliriz. Çümkü Kur’an’a bakıldığında ruh ve nefsin sürekli çekişme halinde halinde olduğu görülür. Kur’an ruhun olgunluk sıfatlarının, nefsin de kötü sıfatların temsilcileri olduğu görülür.

Ruh doğası itibariyle manevi şeylere, nefsin de maddi şeylere eğilim gösterdiği görülür. Ahlak kavramının tek bir kaynağı vardır ki ahlakın tanımı nefsin ruha tabi kılınmasıdır.

Dinin özü, ruhla nefsin çekişmesinde savrulan insanı ruha bağlamak, ruha yükseltmek istemesidir. Dinin dışında hiç bir yol, insanı ruhen yükseltemez. Ruhen yükselme yolu, iman, ihlas, ahlak ve ibadetlerden geçmektedir. Din kurallarına uymayanlara manevi, gök yüzü kapıları kapalıdır.

İman denilen şey kalbin fiili, kaynağın, özün tecrübesinden başka bir şey değildir. İnsan din yolundan giderek aşkınlığı yaşayarak ilahi özünü bizzat kendisi deneyimleyebilir.

Aşkınlık, masivadan kopuş, ondan yakayı kurtarış ve ilahi özle temas kurmaktır. Bu hal insanın hakikatte bulunduğu özgürlük halidir. İşte Kur’an, nefsiyle ruh arasında savrulan insana, insani boyutunu hatırlatır ve onun yeniden bütünlük durumunu kazanması için yol ve yöntem göstermektedir.

İnsana özünü, ruhunu kaybettiren nefsinin baskın çıkması, ruhun nefse yenilmesidir. YUNUS EMRE “ Nefstir seni yolda koyan, yolda kalır nefse uyan.” Demiştir ki insanın bu esaret halini, özgürlüğünü kaybetiş halini vurgular.

İnsanı nefsine yönelten duyularıdır. Duyularda gelen maddi şeylerin izlenimleri nefsi azdırır. Bu durmda nefsi dizginleyecek akıl be kalp donanımlarıdır. Fakat akıl ve kalp nefse yenik düştüğü için yerinden kalkamaz. İnsan ruh, manevi yönünü geliştirmezse, yani akıl ve kalp donanımları yolda kalır, maddenin çekiminde savrulur. Böylece  insan özünden uzaklaşır, özünü unutur, özünü kaybeder.

Çağımızın insanları işte bu haldedir. Modern insan ruh olduğunu unutmuş, madde bataklığına düşmüş, şişede yolunu kaybeden sinek durumundadır.

Yaşadığımız çağ dünya nimetleri, lezzetleri bakımından geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak kadar bolluk çağıdır. İnsan bu maddi nimetlerden nefsini kurtarması oldukça zordur. İnsanı özünden uzaklaştıran işte bu durumdur.

Özünden uzaklaşmış insan nefsinin hükmüne göre yaşadığı için ondan hiç bir olumlu özellikler ortaya çıkmaz. Dünyada ne kadar kötü huy varsa ortaya çıkar. KİN, KORKU, ÖFKE, NEFRET, DÜŞMANLIK, HIRS, HASETLİK, KISKANÇLIK V. S ortalığı kaplar.

Kur’an cehennemin yedi kapısı vardır der ki, bu kapıları insana açan nefsinin her bir kötü huyudur. Kısaca nefstir insanı cehenneme sürükleyen.

Kötü huylar kalbin ve aklın denge ve huzurunu da bozmaktadır. Akla ve kalbe zarar vermektedir. Artık günümüz insanı aklı ve kalbi dengeyi, huzuru, sekineti kaybetmiş durumdadır. Özünden uzaklaşmış insandan hiç bir manevi güzellikler zuhur etmez. Manevi derinlik , idral ortaya çıkmaz. Öyle olanlar hep zahiri anlamlarla yaşamını sürdürür. Soyut, metafizkten, yüce manalardan nasiplenemez. Mana aleminin kapılarını kendi elleriyle kapatmıştır. Öylelerinin din anlayışları ve pratikleri şekilden ibarettir. Oysa dinin tüm ibadetleri manevi içeriklidir. İnsanı özü olan ruha ulaştırmak içindir...

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32742635