Güncel Yazılar

Anlamsızlık, anlamsız olma durumu, manasızlık olarak basit olarak tanımlanır. Ancak bir toplumun hayatında bu kadar basite indirgenemez. Çünkü anlamsızlık, hayata anlam katmak değil, insanlığın birikimiyle katılmış olan anlamları da yok saymaya çalışarak –son yılların moda söylemiyle- yeni bir dünya inşa etmektir. Bu anlayış üzerine kurulan bir anlamsızlık örtük bir sorun olarak zamanla büyütülürse toplumda var olan veya kabul gören kültür de anlamını yitirir.

Anlamsızlıkla toplum, anlamsızlıkla kültür ne kadar bağdaşabilir, uyuşabilir? Yahut toplumun anlamsız olması o toplumun kültürünü aşındırması, eritmesi, bozması, yok etmesi yaşanan gerçeklerden yola çıkarak nasıl anlaşılabilir?

Gerçekten dünyanın bir anlamı mı yok, yoksa biz insanlar mı toplum karşısında yaşadıklarımız neticesinde bir anlamsızlık mı olduğunu sanıyor, yaratmaya çalışıyoruz? Veya hayat anlamsız mı ki toplum hayatı da bir anlamsızlığa doğru sürüklenmek isteniyor.? Benzer sorular bir sorun olarak ele alınıp değişik açılardan, kültürün getirdiği birikimlerden, hatta kültürlere yapılan saldırılardan faydalanılarak değerlendirilebilir.

İnsanlarda artmaya başladığı ifade edilen ve davranışlarda da gözlenen anlamsızlık bunalımının giderek topluma yayıldığında sonunda bir anlamsızlık toplumu ortaya çıkar. İşte böyle bir toplumda, toplumun yaşaması için olmazsa olmazlardan en önemli unsur olan kültür de hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Yahut anlamsızlık toplumunda yaşayan bireyler için kültür bütün varlığı ile yok edilmesi veya yok sayılması gereken bir unsur olarak görülecektir. Hatta böyle görülmekle kalmayacak hayatın bütün alanlarında ve toplumun her kesiminde çeşitli sebepler bahane edilerek yıpratılmaya, aşındırılmaya, fırsat bulunduğunda da yok edilmeye çalışılacaktır. Kültürel birikimleri ve varlıkları aşağılama, önemsememe, dışlama anlamsızlık toplumlarının özellikleri arasında daha çok görülür. Kültürsüzlüğün, kültüre karşı kabul gören cehaletin çeşitli kurumları ve yönetim gücünü eline geçirmesi anlamsızlık toplumlarını bir kargaşa içerisinde bırakır. Bu kargaşalıklar içerisinde “saçmalıklar” hayatta yer bulduğunda (TV kanallarında cehaletin pazarlanması gibi) anlamsızlık toplumunda fazla bir şaşkınlık görülmez.

Aslında içinde yaşamakta olduğumuz çağ için söylenen, “anlamsızlık” gibi bazı söylemlere yüklenen anlamlar yeterince açık değil. Bu kavramı biraz da toplumların yaşadığı krizlerin neticesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bazılarının iddia ettiği gibi çağ anlamını yitirmiyor, toplumların anlamsızlığa doğru sürüklenmesi neticesinde kültürler katledildikçe anlamsızlık bunalımları artıyor. Sadece anı yaşama kişisel gelişimin ilkeleri arasında yer ediyor.  Belirsizlikler, gelecek kaygıları da anlamsızlıkları besliyor. Özellikle gerginliğin bir kadermiş gibi yaşandığı, yaşatıldığı toplumlarda anlamsızlık bunalımı daha fazla görülüyor.

Bireylerde olduğu gibi bir toplumun anlamsızlığa doğru gitmesinde birçok sebep sıralanabilir. Kapalı toplumlarda bu tehlike, anlamsızlık daha çabuk öne çıkar. Anlamsızlık gerginliği daha fazla körükler. Yani Popper’in ifadesiyle düşünülebileni, söylenebileni ve yapılabileni kontrol eden otoritelere sorgusuz sualsiz itaat eden toplumlar bu çıkmaza sürüklenir. Böyle bir toplum ki sorgulamaya izin vermiyor, buna başvuranı hemen susturuyor. Öyle bir toplum ki bireylerinin insanlık değerlerine, özgürlüğe, adalete, yeni ve sağlıklı yaşama tarzları, gelenekler kurmasına izin vermiyorsa anlamsızlığa doğru sürüklenir. Nietzche’nin de bir başka şekilde dile getirdiği gibi adaletsizliğin yanında anlamsızlık da insanlığın temel sorunudur. Lakin adaletsizliğe karşı hukuku bulan insanlık hukuka ulaşamamış, anlamsızlığa karşı sanatı bulmasına rağmen sanat da insanlara ulaşamamıştır. Anlıyoruz ki bir bakıma sanattan, edebiyattan yoksunluk da toplumlarda anlamsızlığı yaymaktadır. “Edebiyat ne işe yarar” sorusuna verilecek cevaplara bir de bu açıdan bakmakta fayda olacaktır.  Buradan da şu anlaşılmaktadır; adalet, hukuk, sanat ve kültür bir toplumda eksik veya anlamını kaybetmişse anlamsızlık kimliğinin içine çekilir. Anlamsızlıkta ilke, ölçüt olmayacağına göre böyle bir toplumda belki insanlık değerlerinden bahsedilecek ama hayatın alanlarında görülemeyecektir.

İnsanların katkılarıyla çağın getirdiklerinin bireyler üzerinde baskıladığı anlamsızlıktan çok toplumların buna yakalanması daha vahim… İnsanların düzensizlikten, karmaşadan, adaletsizlikten, kültürsüzlükten hoşnut yaşama biçimi içine girmesi ise artık o toplumu umutsuz bir vaka gibi karşımıza çıkarır. Hakkında ne kadar kötü senaryolar yazılırsa yazılsın ve sahneye konsun, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi tepkisiz kalır. Yani anlamsızlık toplumlarında adaletsizliğe, namussuzluğa, hırsızlığa, zulme vb. hiçbir tepki verilmediğinde anlaşılır ki burada toplumsal ahlak da çürümüştür.

Toplumsal yapı içerisinde, toplumun işleyişi ve gidişi ile ilgili sorumluluk duyabilen insan sayısının giderek azalması her alanda olduğu gibi kültürün cellatlarına da zemin hazırlar. Böylelikle insan ilişkilerine, sağlıklı yaşama tarzlarına tuzaklar kurulmuştur. Öyle ki bu konuları oturup konuşabilecek, kafa yoracak insanlar mevcut olsa da bunlarla bir araya gelmek, fikirleri paylaşmak pek kolay olmaz. Toplumun sorunlarında hassasiyeti olanlar bu sorunları oturup konuşabilecek insanlarla karşılaşmadığı sürece kendilerini hep yalnız hissetmektedirler. Bu yalnızlığı şahsen ben çektiğim için böyle düşünüyor olabilirim, diyordum ama Bacon’un “İnsanın konuşabileceği biri olması çok hoş olurdu. Günümüzde konuşulabilecek hiç kimse yok” sözüne rastladığımda, bu konuda yalnız olmadığımı gördüm. Binlerin, hatta milyonların bulunduğu toplumlarda eğer insanlar konuşabilecek birilerinin eksikliğini hissediyorsa böyle toplumlar hangi anlamlılık içerisine sokulabilir?

Toplumun şu veya bu yönde şekillenmesinde, sağlıklı sosyal bir yapının işleyişinde her zaman, belki de adı sanı duyulmamış cins kafalara her zaman ihtiyaç vardır. Bunlar peşin yargılardan, pazarlamacı zihniyetlerden uzak dinlenmeli ve okunmalıdır. Etrafımızda dikkat edildiğinde böyle insanların olduğunu fark edeceğiz. Şahsen böyle bir insanı tanıdığımı sanıyorum. Konuşurken, dinlerken haz alıyor, konuşma sonunda tatlı bir yorgunluk hissediyorum. Çünkü sosyal sorunları bilinen başvuru alışkanlıklarından çıkararak düşüncenin kavrayan aydınlığında açıklayıcı küçük başlıklarla işaret ediyor, çareler de üretiyor. Gördüm ki onu dinleyen ya onu hiç anlamadan kalkıyor yahut da yine anlama yetersizliğinden başka yollara kayma başarısını gösteriyorlar veya saplantılarını konuşturuyorlardı. Sorumluluk duyan insan diğer insanlardan çok farklı olmaktan ziyade gerçeğin ve niteliğin peşinde. Sosyal alanda da, kültürel alanda da bu türlü samimi insanlara her zaman ihtiyaç var. Çıkarının hesabına başvurmayan insanlara… Bunlar kültür cellatlarının da, anlamsızlık toplumunun da hep karşısına dikilmiş veya bunlara karşı dikilmeyi hatırlatmışlardır.

Görüyoruz ve yaşadıklarımızdan anlıyoruz ki kültürel çöplük birikimiyle anlamsızlık toplumu öne geçmeyi başarmıştır maalesef.

Mesela kitap okuyalım okutalım derken nitelik ölçütü göz ardı edildiğinden ortalık hurdaya ayrılan kitapların yığınlarıyla dolmaya başlamıştır. Bu duruma gelinmesinde birçok nedenin yanında yazar niteliğinin düşmesi de sayılabilir. Lisan hassasiyetini yitiren yazarlar pazarcı yaklaşımı ile kitaplarını satmayı başarmışlardır. Ama zarfın içi çer çöp ile doldurulmuş, toplumun birçok alanından kötü kokular gelmeye başlamıştır. Yazılanlardan bazılarını gözden geçirdiğinizde bir okuyucu olarak edebiyat canileri ile yazdığı dilin cahilleriyle karşı karşıya geldiğinizi görebiliyorsunuz.

Çıkar toplumu çıkarı adına lisanı katleden, tüketim toplumu olarak tüketerek kültürel cehalete destek vererek bir anlamsızlık toplumunun kurulmasında sorumlulukları olan bazı yazar sıfatlılar da kaygı uyandırmaktadır. Toplumsal sorunların pek fazla görülmeyen bu alanları aslında içerisinde birçok gerçeğin yanında cevaplarını, çözüm yollarını da saklamaktadır. Somuta, nesneye, eşyaya özünü satma konumunda olan toplumlar kültürünün bozulmuşluğunu görmek istemediği veya görmediği yerdedir asıl tehlike. İşte anlamsızlık toplumu da tam bu noktada devreye girer… Toplumun bütün kurum ve kurallarıyla anlamsızlık davranış ve ilişkileri içerisine sokulması, belki uzun vadeli ama kaçınılmaz olan acı sonu getirir.

İnsanlık, acımak, sevmek, utanmak gibi insani duyguları yitiriyor yahut bunları anlamsız sayıyor. Adalet, hukuk, özgürlük, kültür, hatta kültürün unsurlarından din anlamını yitiriyor, en önemlisi de insanlık bu yitiklerine dönüp bakmıyorsa o toplum anlamsızlığı yaşıyor demektir. İçindeki sorunlara, olgulara sorgulayarak, araştırarak, aklın ve bilimin aydınlığı ile kafa tutan toplumların çağların getirdiği bu anlamsızlık sarmalını aşmayı başaracağını umuyorum…

Medeniyet Tasavvuru

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

32742269