30 Kasım 2022

          “Yabgu”sözü, Türk târîhinin hayli öne çıkan ıstılâhlarından biridir. “Yapmak”fiilinden gelen ve “idâre eden, hüküm sâhibi, başbûğ”gibi mânâları olan bu kelime, IX. ve X. asırlarda Hazar Denizi ile Mâverâünnehir arasındaki geniş arâzide, Oğuz Türkleri tarafından kurulan bir Türk devletinin adında da yer almıştır. Bu devletin tam adı “Oğuz Yabgu Devleti”dir. Hemen hemen yirmi dört Oğuz boyunun hepsini içine alan bu devlet, ilerleyen zamân içinde bünyesinden Selçuklu ve Osmanlı Türk Cihân Devletlerini çıkaracaktır. Bu devletin başında, sıfatı ve unvânı “Yabgu”olan bir hükümdâr vardı. Selçuklu devletlerine adını veren Selçuk Ata ve onun muhterem babası Dokak Beğ, Oğuz Yabgu Devleti’nde “Sübaşı”idiler. “Sü”, en eski Türkçe metinlerde geçen ve “asker”mânâsına kullanılan bir güzel kelimedir. Sübaşı da, askerin başı demektir ve “Başkumandan”ın karşılığıdır.

            Önce Dokak Beğ, ardından da oğlu Selçuk Beğ, Yabgu ile anlaşamamışlar ve bunun netîcesinde Oğuz Yabgu Devleti’nin sınırları içinde bulunan pek kalabalık Oğuz kitleleri, Seyhun kıyısındaki Cend kasabasına göçmüşlerdir. Bu kaafilelerin başında Selçuk Beğ vardı. Selçuk Beğ, Cend’e geldikten sonra, İslâm dînini seçti ve buyruğu altındaki Oğuz boy ve obalarına da Müslüman olmalarını tavsiye etti. Selçuk Beğ’in ölümünden sonra, oğlu Arslan Beğ, Oğuz Yabgu Devleti ile cenge tutuştu ve Yabgu’yu yenerek, kendisi “Yabgu”unvânını aldı. Böylece Arslan Beğ’e, herkes “Arslan Yabgu”demeye başladı. Onun bu başarıları, Karahânlı ve Gazneli Türk Devletlerini korkutup ürküttü. Gazneli Mahmûd Hân ile Karahânlı Yûsuf Kadır Hân, konuşmak ve anlaşmak için Semerkand’a dâvet edttikleri Arslan Yabgu’yu, hîle ile yakalatıp Hindistan’daki Kâlincar Kalesi’ne yolladılar. Kâlincar, o sırada Gazneli Mamûd Hân’ın hâkimiyetinde bulunuyordu.

            Arslan Yabgu, bu kalede yedi sene zindân hayâtı yaşadı ve sonunda vücûdu nemden çürüyerek hayâtını kaybetti. Onun başına gelen bu tuzak ve desîse, Türk târîhinde çok mühim gelişmelere yol açmıştır. Bunlardan ikisi, mutlakâ bilinmesi ve duyulması gereken gelişmelerdir. Arslan Yabgu’nun bu acıklı âkıbeti, Selçuklu Hânedânı’nda, Çağrı ve Tuğrul Beğlerin söz sâhibi olmalarına yol açmıştır. Bu iki kardeş, Arslan Yabgu’nun yeğenleridir. Çağrı Beğ, daha amcası Arslan hayâtta iken Anadolu’yu keşfetmek istemiş ve meşhûr seferini yapmıştır. Bu keşfin sonunda, Oğuz boyları, Seyhun ve Ceyhun sâhillerinden kalkıp Fırat, Dicle, Kızılırmak, Seyhan, Ceyhan, Menderes, ırmaklarının suladığı Anadolu’ya gelmişler ve bu Cennet Diyârı’nı vatan tutmuşlardır. Bu füsûnlu tavattun destânının içinde Dandanâkan ve Malazgird zaferleri başta olmak üzere, Türk’ü doğudan batıya taşıyan çok mühim kilometre taşları bulunmaktadır. Dolayısıyla, Anadolu’nun Türk yurdu olmasında, Arslan Yabgu’nun tâlihsiz hayât hikâyesinin büyük payı vardır. Oğuz boyları ve bilhassa Kınık Boyu içinde, Arslan Yabgu’ya candan bağlı, onun yolunda ölmeye râzı, kalabalık bir Türk kitlesi vardı. Onlar, başsız kalmanın verdiği hislerle ve dahî dinmez bir öfke içinde, Gazneli arâzisinde batıya doğru ilerlemişler, kâh anlaşarak, kâh çarpışarak ve cenk ederek Horasan, İran, Âzerbaycan, Kafkas İli arâzilerini geçmişler, Dicle Nehri ile Zap Suyu vâdîlerine, mecrâlarına yerleşmişlerdir. İranlıların “Türkmânend”, Arapların “Türkîmân”  dedikleri bu Oğuz nesline, Türkler “Türkmen”demişlerdir. 

     Bugün, Musul’dan Kerkük’e kadar uzanan geniş ve bereketli topraklarda yaşayan ve bizim “Irak Türkmenleri”dediğimiz soydaşlarımız, Oğuz Kağan’ın torunlarıdır. Onlar, Musul ile Kerkük arasındaki bu Cennet köşelerine gelip yerleştiklerinde, daha 1040’daki Dandanâkan ile 1071’deki Malazgird Cenkleri yapılmamış idi. Yâni, Dicle ile Zap Suyu kıyıları, Anadolu’dan en az yarım asır önce Türk vatanı olmuştur. Buradaki Türkler, Arslan Yabgu’ya bağlı Oğuz oba ve çadırlarındandır. Bu yüzden, Irak Türkmenleri, “Yabgulu Türkmenler”dir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleymanşâh’ın, Arslan Yabgu’nun torunu olduğunu bilenler, Yabgulu Türkmenler’in, Anadolu Türkleri ile aynı hamûrdan yoğrulduğunu da bilirler.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: