26 Eylül 2022

İzmit’te Otomobil sürücüsü M.E. (51) önünde giden otomobilin sürücüsünü yol üzerinde radar olduğu konusunda uyarmak için selektör yaptı. Biraz ilerideki kırmızı ışıkta duran otomobilin ismi öğrenilemeyen sürücüsü M.E.e “Neden selektör yapıyorsun” diye tepki gösterince tartışma çıktı. Tartışma, kısa sürede kavgaya dönüştü. Otomobilinden beyzbol sopasını alan sürücü, M.E.i dövdü.

Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin ilk müdahalede bulunduğu M. E kaldırıldığı Kocaeli Devlet Hastanesi’nde tedaviye alındı. İsmi öğrenilemeyen sürücü gözaltına alındı.

Elli bir yaşına gelmişsin, hız limitini aşan sürücüyü uyarıp cezâ almasını önlemekle o sürücüye “iyilik” yaptığını mı sanıyorsun? O sürücü, radar olmadığı yerlerde istediği kadar sür’atle gitsin mi?  ‘Yanlış’ iyilik peşindeki 51 yaşındaki zat, “lüzumsuzluk kadar lüzumsuzluk yoktur” lâfını işitmemişe benzer.

İyi niyetli, ölçü yoksunu M.E.ye geçmiş olsun… da, öndeki sürücünün öfkeye kapılıp kendisini ceza almaktan kurtaracak olan ‘ölçü yoksunu’, iyi niyetli kişiyi hastanelik etmesinde, “her gün”, devamlı olarak insanları sinirlendirecek olan olayları, kaza anlarını tekrar tekrar (5 defa) gösteren tv kanallarının bu olaydaki “katkısı” sizce yüzde kaçtır? (10 puvanlık soru!).

***

Hatay’da polisler kimlik kontrolü yapıyor. Bir yurttaş kimliğini göstermemekte israr ve inat ediyor. Polisler, karakola götürmek istiyorlar, “dokunma!”, “dokunamazsın!” diye bağırıyor. Bu kişinin avukat olduğu anlaşılıyor. E… avukat bu, hukuk biliyor, kanun biliyor, hakların yerini bulmasını savunacak bir meslekten… Polisin, arama yapmak için savcılıktan yazı almış olması gerektiği görüşünde. Kimliğini çıkarıp gösteriverse, HİÇ MESELE YOK. Ama, o, avukat ve Baro Başkanı. Polisin dediğine uyması gerekmez, kanun biliyor, yönetmelik biliyor, bu bilgisini göstermesi gerek. 

İmdi… bu avukat vatandaşı karakola götürmek isteyen polisler hakkında, diyelim ki (olmaz inşallah ya), yetkililer, işlem yapsa, uyarı cezası verse… o avukat beyin ego’su rahatlar, her fırsatta hükümete çatma pususunda yatan çevreler çok sevinir, takdirlerini belirtir … de, polis vatandaşlarımız, devlet adına iş gören bu fedâkâr insanlarımız, hangi moralle iş görür bundan sonra? HİÇ DÜŞÜNÜLÜYOR MU? 

Hukuk Fakültelerimizde –diğer fakültelerimizde de gerekli ama, özellikle hukuk fakültelerimizde- “sosyal sorumluluk” konusunda bir şeyler kazandırılması gerekmez mi?   (Senaristler için de âcil gereklilik).

Âsâyişi sağlayacak olan güvenlik güçlerinin moralini etkileyecek her olumsuz davranış, bu ülkede dirlik ve düzenin hâkim olmasını isteyen her vatandaşı üzmektedir.  

Ölçü kaybedilinceböyle oluyor. Yıllar önce de Batı Anadolu’daki bir ilimizde, polis, alkollü sürücüyü durduruyor. Ceza kesmesi gerek. Hayır! O sarhoş yurttaşımızın, o ilin Sağlık Müdürü doktor olduğu anlaşılıyor. Cezâ filân kesilmiyor. (aslında daha ağır ceza kesilmesi gerekmez Mİ?) (21 Mayıs 2017 tarihinde KIRMIZILAR’da yayımlanan “Yanlışlık mı oldu” başlıklı yazımda olayı anlatıyor ve değerlendiriyorum.) 

O, ceza kesmeyen polisler Hatay’da olsalardı (!) diyesi geliyor insanın. (Ondan sonra polisler, kimlik kontrolü yapsınlar bakalım!)

Şaka bir yana, ÖLÇÜ kaybedilince, herşey karmakarışık oluyor. Eski bir filozof boşuna dememiş:

“Bir yerde YANGIN varsa ve ÖLÇÜSÜZLÜK varsa, ölçüsüzlüğü değiştirin (ölçüyü hâkim kılın) yangın derhâl söner.  Ölçüsüzlük devam ederse, yangın sönmez; çünkü, yangının devam etmesi, birilerinin işine gelir. O ‘birileri’, devamlı olarak ÖLÇÜye karşı çıkarlar.

Ölçüsüzlük devâm ederse de yangın tabiî sönmez. Türkiyemizde olanları, bu “ölçü” boyutuyla bir değerlendirin. Haksız olan, ÖLÇÜ’den bucak bucak kaçar, mugalâta (demagoji) yapar! Başka çâresi yoktur; varlığı, ölçüsüzlüğün devamına bağlıdır. 

Tv lerdeki tartışmalara bakın: haklı olduğu görüşünde olan, sâkin sâkin anlatır; haksız olduğunu bilen (veya öylesi işine gelen) ise, çeşitli el-kol hareketleriyle, sesini yükselterek ve –büyük edepsizlik olan- konuşanın sözünü keserek bağırır, çağırır. Üstelik Prof. filân etiketi taşıyorsa, seyredenleri daha da şaşırtır; etiketlilerin, başkalarının sözlerini kesme edepsizliklerinin, edepsizlik olmadığı kanıksanır, ölçü değişir!

***

Açıldığı gün Ayasofya Câmiinin Dışı

Alanda geceden gelmiş, sabah erkenden yollara düşmüş nineler, dedeler, anneler, bacılar, amcalar, kardeşler, gençler 86 yıllık özlemi gözyaşları ile dindirdiler.

Saatlerce ayakta ellerini açıp dua edenler, kenarda köşede yorgunluktan kıvrılıp uyuyanlar, devamlı Kur'ân-ı kerim tilavet edenler inanın her noktada bir başka güzellik vardı. 

Ayasofya’nın İçi

Cumhurbaşkanına yakın olabilmek ve hatta ona görünebilmek için çırpınan adamlar! Fotoğrafını dışarıya servis edebilmek için yoğun faaliyetler ve yanı başındakini sezemeyecek, hutbeyi ve Kur’ân-ı kerimi de duyamayacak derecede telefonu ile meşgul olanlar.

Çünkü bunlar seçilmişler. Huşuya ve huzura ihtiyaçları yok. Onlar Ayasofya’yı değil Ayasofya onları görsün edasındalar.

Maalesef hanımlar kısmından da aynı manzara haberleri geldi. Emine Hanım’ın, aynen Cumhurbaşkanımız gibi tavrını işitirken diğerlerinin ona yakın olabilmek için müthiş bir mücadelesine tanık olmuşlar!..

Pandemi nedeniyle kendilerini sürekli uyarmak zorunda kalan kadın güvenlikçilerin duydukları hakaret karşısında yürekleri dağlanmış.

İnsanın böyle dostları oldukça, düşmana, muhalefete ihtiyacı kalmaz!

29.09.2020

Yazar Hakkında:

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet MAKSUDOĞLU

Mehmet Maksudoğlu, Eskişehir’de Kırım kökenli bir âile içinde doğdu. İnkılâp İlkokulunu, Eskişehir  Lisesini ve Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesini bitirdi. İzmir İmam-Hatîp Lisesi’nde Meslek Dersleri Öğretmeni olarak Arapça, Farsça, İngilizce ve Hadîs öğretti. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde İslâm Târihi Asistanı oldu. Tunus’ta doktora tezi ile ilgili malzeme topladı, dilbilgisini bildiği Arapça'nın pratiğini yapmak imkânını buldu. Dördüncü sınıfına kabûl edildiği Burgiba Yaşayan Diller Enstitüsü Arapça Bölümü’nü bitirdi. Türkiye’ye dönüp İstanbul, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde belge inceledi. "Tunus’ta Osmanlı Hâkimiyeti" konulu doktorasını verdi. İngiltere’de, University of Cambridge’de Faculty of Oriental Studies’de Türkçe öğretti, orientalistlerin nasıl yetiştirildiklerini gördü. Türkiye’ye dönüp Diyânet İşleri Başkanlığına bağlı olarak İzmit, Ankara ve İstanbul’da vâizlik yaptı. Marmara Üniversitesi'nde 1983 yılında Yardımcı Doçent, 1986 da Doçent ve 1995 yılında Profesör oldu. İzinli olarak gittiği Malezyadaki International Islamic Universty’de 4 yıl (1991-95) Târih ve Medeniyet Bölümü başkanlığı yaptı, Osmanlı Târihi öğretti. Orada iken yazdığı Osmanlı History adı geçen üniversite tarafından bastırılıp (1999) textbook olarak kullanıldı. Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bir yıl daha öğretim üyeliği yaptıktan sonra Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi kurucu dekanı olarak Eskişehire gitti. 2004-2005 öğretim yılında izinli olarak gittiği Kazakistan’ın Türkistan Beldesindeki Hoca Ahmed Yesevî Milletlerarası Türk-Kazak Üniversitesinde, Hollanda Rotterdam Milletlerarası İslâm Üniversitesinde bir dönem öğretim üyeliği yaptı.

Yazarın diğer makalelerinden: