Güncel Yazılar

Allâh-u Zü’l-Celâl ve’l-Kemâl Hazretleri, hepimizin bildiği gibi önce kendisine ibâdeti emrediyor ve “Bana asla şirk koşmayınız!” buyuruyor. Âyet-i kerîmelerden biliyoruz ki, Allâh-u Zül-Celâl, “Şirk hâriç, bütün günahları bağışlarım” buyuruyor. Ümitsizlik yok, ümitsizliğe düşürmek yok, ama şirk hariç…

Ebeveyn hakları ile ilgili hususlar o kadar önemlidir ki, tevhid akîdesinden hemen sonra gelir bizim inancımızda. Şimdi burada biz, âyet ve hadislerde, evlâdın anne babası için yapmakla yükümlü olduğu hususlardan söz edelim.

Ebeveyn Hayatta İken Yapmamız Gerekenler

Birincisi, eğer anne-baba muhtaç ise, evlâtlar onlara bakmakla mükelleftir. Anne ve babaya zekât verilemiyor; çünkü bizâtihi evlâdın anne babaya bakması gerekmektedir. İmkânı nisbetinde, ne kadara gücü yetiyorsa, o kadarla yiyecek ihtiyaçlarını karşılayacaktır.

İkincisi, anne-babanın giyinme ihtiyaçları varsa, yine imkânları ölçüsünde, evlâtlar o ihtiyaçları karşılamak zorundadır. Bir Hadîs-i peygamberî vardır: “Bir adamı cehenneme sürükleyen, en yakınları, en sevdikleridir” buyuruyor (s.a.v) Efendimiz.

“Bu nasıl olur ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sorduklarında; “Eşi, çocuğu, oğlu, kızı, annesi, babası, sevdikleri, yakınları, arkadaşları, dostları, ondan dahasını dahasını isterler, gücünün üstünde şeyler isterler.”

Maalesef harama el uzatır ve böylece adamın cehenneme yuvarlanmasına sebep olurlar, bu sevgililer. İhtiyaçların karşılanması bu şekilde değil tabii, imkân ölçüsünde olacaktır.

Üçüncüsü, anne-babanın hizmete ihtiyaçları varsa, evlâtlar onların hizmetlerine derhal koşmakla mükelleftirler.

Dördüncüsü, ne zaman çağırırlarsa, hattâ çağrılmadan hemen koşup gitmek.

Beşincisi, emirlerine her zaman itâat etmektir. Ancak burada bir istisna vardır: İtaat, Hâlik’a isyân yok ise, haram, günah, vebal yok ise yapılır. Bu mevzûları daha teferruatlı bir biçimde getireceğiz inşâallah. Günah olmadığı takdirde anne babanın çağrısına icâbet etmek gerekmektedir.

Altıncısı, anne-babanın yanında son derece yumuşak konuşmaktır. Evlât sesini anne babanın sesinden daha yüksek çıkarmamalı! Sert bir edâ ile, gurur ve kibirle, anneyi babayı istihfaf eder tarzda, tahkir edecek bir şekilde kesinlikle konuşmamak durumundadır. Gâyet yumuşak konuşmalıdır.

Yedincisi, anne babayı ismi ile çağırmamalıdır evlât. Zaten ne İslâm’da, ne de bizim örfümüzde böyle bir şey yoktur. Hattâ, “Anneciğim… Babacığım…” demeli; annenin babanın gönlünü yumuşatan kelimeler kullanmalıdır. Anne öfkelenmiş dahi olsa “Anneciğim…” dediğiniz zaman, “Babacığım…” dediğiniz zaman öfkesi behemehal geçiverecektir.

Sekizincisi, annenin babanın arkasından yürümek. Şimdi hemen diyeceksiniz ki:

-Hiç olur mu, arkasında yürünür mü? Hangi zamandan kalmışız? Yirmincisi bitiyor, yirmi birinci asrın eşiğindeyiz, birkaç sene kalmış, Yirmi birinci asra giriyoruz. Babanın annenin arkasından yürü…

Evet, annenin ve babanın arkasından yürünür. Nasıl? (bir adım demiyorum dikkat ederseniz) bir ayak gerisinden. Bu, babaya ve anneye âzamî ta’zim gerektiğini ifâde eder. Bir mecliste, bacak bacak üstüne atıp, annenin babanın huzûrunda laubâli oturmak ve laubali tavırlarla hitap etmek İslâm âdâbına kesinlikle aykırıdır. Her ne kadar anne baba hoş görüyor gibi olsa da, “Beis yok, bu şeylerle hürmet olmaz!” deseler de, böyle davranışlar maalesef son derece kırıcı bir durum meydana getiriyor.

Dokuzuncusu, kendisi için istediği ve râzı olduğu her şeyi anne babası için de istemek ve râzı olmak. Kendisi için hoşlanmadığı şeyleri, her neyse, ebeveyni için de istememek, râzı olmamak ve hoşlanmamak durumundadır.

Onuncusu, onların mağfireti için duâ etmek. Anne babanın hidâyeti için, mağfireti için duâ etmek. Zîrâ, anne baba için duâyı terk eden evlâdın geçimi dar olur.

Dikkat ederseniz duâ ve niyaz ederken evvelâ kendimizi söylüyoruz. Bu tevâzûdan neşet etmektedir, çünkü iblis büyük bir gurup meleğin hocası idi, kendisini unuttu: “Yâ Rabbi, talebelerim korkuyorlar, endişeleniyorlar. Sen, Âdem’i yaratacakmışsın, bir insan yaratacakmışsın. Melekût âleminden bir tek melek de isyan edecekmiş sana…”

Bütün melekût âlemi tir tir titriyor. “Acaba Allâh’a isyân eden ben mi olurum?” endişesinde… Ama iblis’te böyle bir endişe yok, kendi ilmine güvenerek: “Onları bu korkudan emin eyle Yâ Rabbi! Affet, bağışla, öyle bir isyâna düşmesinler” diye onlar için duâ etti. Fakat kendisini unuttu. Azan da, lânete uğrayan da kendisi oldu. Onun için bütün İslâm âlimleri hemfikirdir burada.

Duâ ederken önce, duâ eden kişi kendisine, ecdâdına, anne babasına, evlâd-ü iyâline, akrâbayı tâllukâtına, komşularına bilâhare dalga dalga yayılacak şekilde insanlara duâ edecektir. Anne ve babaya yapılmayan duâ makbul değildir, fenerin tavanda asılı kaldığı gibi asılı kalır.

Namazı emrederken Allâh-u Teâlâ Hazretleri: “Önce namaza âilenden başla, âilene emret!” diye buyurmuştu. Hakîkaten (s.a.s) Efendimiz de Hatîcetül-Kübrâ (r.a) vâlidemizden başlamıştı namazı emretmeğe. Sonra Hz. Ali (k.v), Zeyd (r.a) Hazretleri… vs. bu şekilde yayılmıştı. Duâ da aynı şekildedir. Önce en yakından başlar. Çünkü “Ey Habib-i Edibim, âileni, yakınlarını yakıtı insanlar ve onların taptığı taşlar olan cehennemden koru, korkut!” buyrulmaktadır.

Medeniyet Tasavvuru

C. Stephen EVANS
Din Dili Problemi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

36283605