26 Kasım 2022

“Kut”kelimesi, en eski Türkçe metinlerde sıkça geçen bir sözdür ve Türk’ün ömrüne sıfat olmuştur. Saâdet, mutluluk mânâsına gelen kut, Gök Tanrı inancında da mühim bir yere sâhiptir. Türkler, İslâmiyetten önceki akîdelerinde, Gök Tanrı’nın insanlara kut ve ülüg verdiğine inanırlardı. Ülüg de, tâlih, şans gibi karşılıkları olan bir eski tâbir. Yine atalarımız, Gök Tanrı’nın, verdiği kut ve ülügü, hak etmeyenleren geri aldığına da îmân ederlerdi. Kutlu olmak, Tanrı’ya yaraşır işler yapmak, onun rızâsını alacak amellerde bulunmak demekti. Daha da ötesi, kutlu olmak, Yağız Yer’de Tanrı’nın izni ile dolaşmak ve onun ruhsatı ile ömür sürmek mânâsına geliyordu. Türk hân, kağan ve beyleri, bu yüzden çoğu kere “Tanrıkut”sıfat ve unvânını taşırlar, yazılı ve sözlü hitaplarda bu sıfatla anılırlardı. Tanrıkut, Batı dillerindeki “Majeste”sözünün Türkçedeki karşılığı idi. 

Güzel dilimizde hâlâ yaşayan ve canlılığını muhâfaza eden “kut”, insanımız kadar vatanımıza da sirâyet etmiştir. Türk vatanı, kutlu bir coğrafyadır. O coğrafyanın nehirleri, gölleri, denizleri, dağları, çayırları, bağları, ağaçları, yemişleri de kutludur. İstisnâsız, Türk vatanı olmuş bütün beldeler bu kutlu olma fiilinden hisse kapmışlardır. Fakat, bâzı Türk beldeleri, daha bir öne çıkarak, Türk târîhinin çok önemli gelişmelerine beşiklik yapmışlardır. Bu yüzden o beldelerin kutluluğu, katmerlidir, daha çoktur. 

Ötüken, kutlu Türk beldelerinin ilk sırasında yer alır. Türk’ün Ergenekon mâcerâsı, Ötüken’den çıkarılma ve Ötüken’e kavuşma başlıkları altında cereyân etmiştir. Orhun ve Selenge ırmaklarının kucakladığı Ötüken Yış, taşıdığı hürriyet ve istiklâl vasıfları ile, Türk târîhî romantizminin beşiği olmaya devâm ediyor.

Cend, Seyhun Irmağı kıyısında, mütevâzı ve kendi hâlinde bir kasaba iken, Selçuk Bey’in, peşine taktığı kalabalık Oğuz kitleleri ile buraya gelişi ve burada İslâm dînine girişi yüzünden, Türk’ün kutlu beldeleri arasına girmeyi fazlasıyla hak etmiştir. Selçuk Bey’in adını alacak düzine mikdârı Türk devleti, varlıklarını, Selçuk Bey’le birlikte Cend’e borçludurlar. Selçuklu ihtişâmı Cend’e tekneye yatırılmış ve orada mayalanmıştır. Önce Dandanâkan, sonra Pasinler ve nihâyet Malazgird cenklerini kazanan Türk kılıçları, Cend’de bilenmiş, Türk okları Cend’de temrenlenmiştir. Anadolu’nun ebedî Türk vatanı bilinmesini sağlayan bütün gayret yekûnu, Cend’de hazırlanmış, Türk’ün gönlü ile aklı orada kucaklaşmıştır.

Van Gölü’ne, eski Türk metinlerinde sık sık “Tatvan Denizi”deniyor. Koca Mîmâr Sinan Usta, Sâ’î Mustafa Çelebî’ye yazdırdığı ve “Tezkiretü’l- Bünyân”  adını verdiği müstesnâ hâtırâlarında, Vezîr Lûtfî Paşa’nın emri ile Tatvan Denizi kıyısında kadırga inşâ ettiğini, bilâhare de bu kadırgalara kapdân tâyin edildiğini söylüyor. İşte bu Tatvan Denizi’nin suyunu sînesinde taşıyan Ahlat da, Türk millî coğrafyasının, Ötüken gibi, Cend gibi kutlu beldelerinden biridir. Ahlat, hem Malazgird Zaferi sırasında, hem de on üçüncü asırdaki Moğol isîlâsında, Hazar Denizi’nin doğu sâhilindeki Mâhân kasabasından Anadolu’ya gelen Kayı Boyu oba ve çadırlarının toplandığı, iki asırlık hasreti giderdiği bir kutlu beldedir. Ahlat, Ertuğrul Gâzî’nin Söğüt’te ortaya koyacağı hamarat devlet mühendisliğinin aşı mahâllidir. Söğüt’ün Erenleri, Ahlat’da istihâreye yatmış, Ertuğrul neslini Sakarya sularında yuyup yıkamıştır. Bu yüzden Ahlat, Söğüt’de açan bütün Ötüken çiçeklerinin fideliğidir.

Söğüt, elbette kutlu Türk beldelerinin olmazsa olmaz bir uzvudur. Ona bu husûsiyeti veren beldeler, sırasıyla Ötüken, Cend ve Ahlat’dır. Bursa’nın, Edirne’nin, İstanbul’un, Belgrad’ın, Bağdad’ın, Kâhire’nin, Budin’in ve daha nice şehir ve kasabanın kutlu Türk beldesi oluşu, Söğüt’de Türk’ün gönül tezgâhına yatırılmıştır. O tezgâh üstünde atılan ilmikler, Ötüken’den, Cend’den ve Ahlat’dan getirilmiş ipliklere âitti.

Kutlu Türk beldelerini ebediyen yaşatacak kutlu Türk nesline teşneyiz…

 

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: