26 Kasım 2022

Türk soyunun târîhine istikaamet veren en kalabalık şûbesi, şüphesiz Oğuzlardır. Oğuz Kağan ile onun adını taşıyan destânın mâlûm şöhreti, Oğuz Türkleri hakkındaki bu kanaatimizi, daha bir pekiştirmektedir. Oğuz, ok kelimesinin çoğuludur. Yâni oklar demektir. Buradaki ok, hem yay mârifetiyle hedefe fırlatılan ucu sivri ve temrenli çubuk, hem de aralarında kan bağı bulunan topluluk, yâni boy mânâsına gelmektedir. İkinci mânâyı düşündüğümüzde Oğuz, boyları bir araya getiren bir Türk topluluk ismi olmaktadır. Adıyla anılan destânda, iki evlilik yapan Oğuz Kağan’ın altı oğlu Dünyâ’ya gelir. İlk evlilliğinden Gün, Ay ve Yıldız; ikinci evliliğinden de Gök, Dağ ve Deniz doğarlar. Bu altı oğulun hepsinin de dörder oğlu olur. Böylece, Oğuz Kağan’ın soyundan yirmi dört torun çıkmıştır. Gün, Ay ve Yıldız’ın soylarından gelen Oğuzlar Bozokları; Gök, Dağ ve Deniz’in soylarından gelen Oğuzlar da Üçokları meydâna getirmişlerdir.

Bu torunların hepsine bağlı boylar Oğuz Türkleridir. En büyük oğul Gün Hân’ın ilk oğlu Kayı Hân’dır. En küçük oğul Deniz Hân’ın son oğlu da Kınık Hân’dır. Kınık Hânlılar Selçuklu, Kayı Hânlılar da Osmanlı Türk Cihân Devletlerini kurmuşlardır. Hem Kınık Boyu, hem de Kayı Boyu, Cihân devletlerini kurduklarında, öteki Oğuz boylarını da yanlarında, kendilerine omuz verirken görmüşlerdir. Malazgird Zaferi’nin kazanılmasında, Kayı başbûğlarından Artuk Bey’in inkâr edilmez büyük bir hissesi vardır. Aynı şekilde, Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin kurulmasına en mühim harcı koyan ve Osman Gâzî’ye alem ve tabl yollayıp onun sultanlığını tanıyan Anadolu Selçuklu Sultânı, Kınık Boyu mensûbu idi. Bugün Anadolu’da bir kısmı il ve ilçe hacminde olmak üzere, yirmi dört Oğuz boyunun adını taşıyan pek çok belde vardır. Yozgat ilimizin adı, daha yakın zamâna kadar Bozok İli idi. Nitekim, orada kurulan üniversiteye de bu azîz isim verilmiştir. Güzel İzmir’imizin iki şirin ilçesinden biri Bayındır, diğeri de Kınık adını taşımaktadır. Bunların ikisi de Oğuz boy isimleridir. Yine İzmir’in bir başka ilçesi, Selçuk adını, şânla ve şerefle taşımaktadır.

Oğuz Türklerinden bir kısmı, İkinci Kök Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra kurulan Uygur Devleti’yle anlaşamadılar. Yaşanan bir sürü tâlihsizlik, onları Avrupa’ya taşıdı. Önce Tuna sâhillerine yerleşen bu Oğuz Türkleri, daha sonra Kiev civârına geldiler ve Hristiyan dînine girdiler.  Özü Nehri ve çevresinde yaşamaya başlayan bu Hristiyan Oğuzlara, Avrupa ve Balkan dillerinde “Uz” dendi. İşin özünü bilmeyenler, Uzları ayrı bir kavim sandı. Oysa, bunlar, Oğuz Türklerinden başkası değillerdi. Din değiştirp Hristiyan olan bu Oğuzlar, dillerini kaybetmediler. Türkçe konuşup yazmaya devâm ettiler. Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin hükmünde olan topraklardan ve adı hep Eflâk’la birlikte anılan Boğdan’ın yerinde,  bugün Moldova adıyla kurulmuş yeni bir devlet vardır. Moldova’da yaşayan ve muhtar bir idâreleri olan Gagauzlar, sözünü ettiğimiz Uz Türklerinin torunlarıdır ve Oğuz Kağan’ın soyundan gelmektedirler. Gök Oğuz da denen Gagauzlar, Türkiye Türkçesine çok yakın bir Türkçe ile konuşmaktadırlar.

İstiklâl Marşı’nın T.B.M.M’de kabûl edilişi sırasında Maârif Vekîli (Millî Eğitim Bakanı) olan Hamdullah Subhi Tanrıöver, bir müddet Bükreş Büyükelçiliği’nde bulunmuştu. Bu vazîfesinde iken, Romanya’daki Gagauz Türkleri ile çok sıkı münâsebetler kuran Tanrıöver, kendi şahsî gayreti ile hayli kalabalık bir Gagauz Türk topluluğuna T.C. vatandaşlığı verdirerek Türkiye’ye getirtmiş idi. O sırada, henüz Moldova Devleti yoktu ve Gagauzlar Romanya’nın hükmü altındaydılar. Türk Ocakları’nın târîhinde müstesnâ bir yere sâhip olan Hamdullah Subhi Bey’in, Balkanlardaki soydaşlarımızla ilgili daha pek çok tasavvuru vardı. Fakat İkinci Dünyâ Savaşı’nın çıkması, Hamdullah Subhi’nin Balkan Türklüğü ve de Gagauzlara yönelik çalışmalarına büyük darbe vurdu, daha fazlasını yapamadı.

Hamdullah Subhi Bey, Bükreş Büyükelçiliği vazîfesinde iken kendi damarlarında dolaşan Oğuz kanı ile Gagauz kardeşlerimizin damarlarında dolaşan kanın aynı pınardan çıktığını ve Oğuz Kağan’dan beslendiğini görmüştü. Rûhu şâd olsun..

 

 

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: