4 Ekim 2022

 

Başta Dede Korkud Kitabı olmak üzere, Türk millî kültürünün temel taşı olan eserlerde, hem müstakil başlıklar altında, hem de değişik vesîlelerle “bey” târifleri yapılmıştır. Bey, Türkçenin hâs güllerinden bir kelime güzelidir. Farsçaya, Türkçeden geçmiştir. Mânâ sandığı pek dolu olan bu kelimenin belli başlı karşılıklarını şöyle sıralayalım: “Bir beyliğin, küçük bir devletin başında bulunan kimse, emîr, prens / ileri gelen nüfûzlu kimse, eşrâf / efendi, sâhip / Türk devletlerinde asılzâdelere, ileri gelen devlet adamlarına verilen unvân / Osmanlı Devleti’nin son zamânlarında binbaşıdan albaya kadar olan rütbeli askerler için kullanılan ortak tâbir / erkek isimlerinin sonuna gelen saygı sözü / erkek / koca (evli erkeğin, eşine göre taşıdığı sıfat) / iskambil kâğıtlarında birli.”

Bey sözü, Türk dilinde beg > beğ > bey safhalarından geçerek bugünkü söylenişine kavuşmuştur. Beyle aynı vasıfları taşıyan Türk kızları ve kadınları “begüm” diye çağrılıp yazılmışlardır. Türk millî idrâki ve dahî kabûlüne göre; mensûbu olduğu oba, boy ve milletin idâresini üstlenen beyler, cesûr olmalı ve korku nedir bilmemelidir. Bey, zengin olmalıdır, ammâ, veren elinin gücü, alan elinden yukarıda durmalıdır. Bey, aç görünce doyurmalı, çıplak görünce giydirmelidir. Bey, dizliye diz çöktürmeli, başlıya baş eğdirmelidir.

Türk geleneğinde, milletin topluca eğlenip mutlu ve kutlu olduğu toylar, çok yazılmış ve söylenmiştir. Toylarda, dağ gibi et yığılır, kazanlar dolusu süt sağılır, herkes yer ve içer, yine de geriye et ve süt kalır. Bey, bunları önceden hesâb eder. Toylarda ikrâm edilenlerin eksilmemesi, bilakis artması, töredendir. Toylarda, beyin oturduğu çadır, günlük hayâtta kullanılan çadırlardan daha süslü olur. Toylarda kurulan bey çadırları, en kıymetli ve nâdîde eşyâ ile doldurulur. Toy bitiminde, bu bey çadırı milletin olur. Yağma veyâ çapul denen bu fiil, toyların olmazsa olmazıdır. O çadır ve içindekiler, kapanın elinde kalır. Bu âdet, bey olan kişinin beyliğini pekiştirir. Onun Dünyâ malında gözü olmadığı ve her şeyini milletine bağışladığı, bu yağma, çapul âdeti ile anlaşılır ve îlân edilir.

Bey, beyliğini veyâ devletini idâre ederken, siyâset işleri, yâni politika ile uğraşacağından, keskin zekâlı olmalı, aklını işlek kılmalıdır. Bu siyâset işleri, yalnız içte değil, dışta da sürüp gittiğinden, başka devletlerin hâl ve hareketleri yakından tâkib edilmelidir. Siyâset, ince iştir ve elde iplik tutmaya benzer. Bey dediğin, ipliği koparan değil, düğüm atandır. Bundan ötürü, bey, ince işlere iyi düğüm atmayı bilmelidir.

           

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: