Güncel Yazılar

“Toplumda görünür olmak için, saray entrikalarının ipleriyle oynamak gerekir. Ama tam tersine ilkelerine tutunmaya ve karakterini kurmaya çalışan biri görünmez ve unutulmuş kalmaya, yalnız yaşamaya itilir.” Olıvıer Remaud. Gönüllü Yalnızlık.2.baskı. 2020. S.92.

Görünüşe önem vermekle görünmeye önem vermek elbette farklıdır. Bir insanın bulunduğu topluluklarda temiz görünmesinde, güzel görünmesine önem vermiş olmasında bir sorun yoktur. Çünkü böyle bir durum, bireyin karşısında bulunan insanlara ve kendisine saygı olarak düşünülür. İkinci şekildeki görünmek istemede ise doğallık yoktur. Gözlere sokulur gibi her yerde, her zamanda, olur olmaz yerlerde, bazen kılık kıyafetine dikkat etmeyen görünme heveslileri vardır. Bunlar genelde “gösteriş” değil ama “görünme budalaları” olarak da adlandırılabilir. Falan her yerde, çok faal, sosyal bir insan desinler gibi lafları rütbe olarak kabul edenler de görünme peşindedirler. Benzer durumlarda aynı zamanda bir psikolojik sorunla da karşı karşıyayız. Bu tipler her yerde görünmeye çalışmakla aynı zamanda “önemli biri” olduğunu da vurgulamaya çalışırken aşağılık karmaşası, yetersizlik duygusu yaşamış olduğunun da pek farkında değildirler. Benzer davranış kalıpları daha çok gergin toplumlarda yaşayan bireylerde daha fazla görülür. Çünkü gergin insan, aynı zamanda nerede ne yapacağına pek karar verememiş insandır.

İnsan nasıl ki bazı giysi, eşya ihtiyaçlarını abartabiliyorsa görünme ihtiyacını da abartır. Önce görünüşle başlayıp burada kalmayanlar gösterişe ve oradan da her alanda ve her ortamda, basında, sosyal medyada, televizyonda vb. görünme peşinde olur. Gösteriş basamağı aşılmış, sanki bir basamak yükselmiş gibi artık onun yerini görünme basamağı almıştır. İşte size görünme toplumu... İnsanın giderek diğer nesne ve eşyalar gibi pazar metaı haline getirildiği çağ sanki bu durumu zorunlu hale getirmeye başlamıştır. Nasıl ki pazar metaları vitrine ve tezgâhlara çıkarılmayı gerekli kıldığı gibi bazı insanlar toplumda çeşitli araçlarla kendilerini gösterme vitrinlerine çıkarmaya çalışıyorlar. Böyle bir anlayış toplumsal değişim ile birlikte bir zihniyet oluşumunu da ardından getirmektedir. Eğer toplumdaki zihniyet anlayışı insana nesne gibi bakma ve eşya gibi görme tarafında ağırlık kazanıyorsa, bireyin ürettiklerinin yanında kendisinin de görünmesini zorunlu hale getirebiliyor. Nasıl ki “reklam yapanın parası reklam yapmayanın cebinden çıkar” görüşü üretilen nesneler için geçerli olabiliyorsa, sanatsal ve bilimsel üretim yapan bireyin de çeşitli araçlar yoluyla görünmesi gerektiği gibi bir anlayış ortaya çıkıyor. Bu şekilde görünenler her zaman görünmeyenlerden daha önemli kişilikler gibi bir mesaj oluşturulmaya çalışılıyor.

Şair gibi, yazar gibi, bilim adamı gibi ve daha birçok gibi görünme davranışlarının gerisinde birçok sebep olabilir. Ancak sebep ne olursa olsun bunlar bazı psikolojik sorunların işaretleridir. Olmadığı ya da olamadığı gibi görünme, göründüğünü sandığı gibi davranma daha çok bireyin kendisini tanımamasıyla da ilgilidir.

Ancak görünmenin iki yüzünün olduğu da bir gerçektir. Bir yüzü gayet açık ve anlaşılırdır. Mesela orijinal bir sanat eseri veya yeni bir bilimsel gerçeği ortaya koymuş olan kişinin görünme programları içerisinde yer alması, elbette içinde bulunduğu topluma ve insanlığa artı değerler ekleyecektir. Yani bu durum görünmenin olumlu bir yüzüdür. Oysa görünme, her zaman bu anlamda olumlu bir yüzle karşımıza çıkmamaktadır. Mesela sanat ve bilimsel eserler yerine içi boş, sadece tekrarlardan ibaret, yeni bir şeyler söylemeyen tiplerin görünme inatçılıkları uzun vadede kendisine de topluma da zarar verecektir. Narsisistik ideallerini topluma gerçekler olarak dayatma bu kişilerin özellikleri içerisinde yer alır. Bu tiplerin zararları sadece işaret edilenlerle kalmayacak, asıl ve gerçek bilim ve sanat adamlarının toplum tarafından bilinmesine de engel olacaklardır. Bu tür engelcilerin çoğalması, her yerde görünme çabaları sonucu gerçek sanat ve bilim adamlarının doğru örnek model olmaları mümkün olmayacaktır. Bu çarpıklıktan hem toplum hem de bilim ve sanat zarar görür. Bundan dolayı görünmenin bu ikinci yüzü daha çok dikkate alınmalıdır.

Aynada gördüğüne tapınan insan, kendisini başkalarına şu veya bu yolla göstererek onların da kendisini kendisi gibi göreceği zannı içerisindedir. Daha çok bu zan içerisinde olan insanlar her fırsatta görünmenin yollarını ararlar. Hangi konumda, nerede ve ne şekilde olursa olsun yeter ki görünebilsin. Bunlar genelde narsisistik bir kişiliğe sahip olanlardır. Görünme arzuları diğer bireylerin düşüncelerinin, isteklerinin önüne geçer. Bu arzu öyle kuvvetli bir hal alır ki öteki insanların görüntüleri de düşünce ve istekleri de önemsizdir. Görünürsem yeterliyim, bilgiliyim, görünürsem güçlüyüm, görünürsem tanınırım, görünürsem önemsenirim, görünürsem önemliyim kısaca görünürsem varım gibi düşüncelerinin baskısı altında olan bireylerin bunları hayat felsefesi haline getirmeleri…

Emeksiz yemek, bedavacılık zihniyeti çağımız insanının, özellikle kendine tapmanın doruğuna çıkmışların yaşama biçimi haline gelmiş ve getirilmeye de devam edilmektedir. Emeksiz, ilkesiz ve bilgisiz başarı, popülerlik, herkes tarafından tanınma “değerler” olarak algılanmakta. Artık sadece “görünmek”, “olmaktan” daha fazla önemli olabiliyor. Parıltılarla, alkışlarla veya “beğeni” ile onaylanma önemli “değer” olarak anlam kazanabiliyor. Sosyal ağlar genelde gerçeklikten uzak, bireye egosunu besleyecek narsisistik bir çevre sağlayarak onları kuşatıyor. Bir kısım insanlardaki kofluğun, çürümüşlüğün ve de kokuşmuşluğun derekesini de yansıtan sosyal medya toplumun genel yapısı hakkında da bazı ipuçları veriyor. Sosyal medyanın insan üzerindeki işgali onu zayıf tarafından kıskıvrak yakalayabiliyor. İnsanların zaaflarının “onaylanmada”, “kendini çok önemli” hissetmede toplandığını keşfeden sosyal medya onları özellikle bu yollarla davranışlar sergilemeye sürüklüyor. Soluklu ve derinlikli düşüncelere, ciddi yazılara, sanata pek fazla ilgi gösterilmediğinin mesajını beğeni sayılarının azlığı ile vermek istiyor. Bu şekilde birkaç cümle ya da sözcükten oluşan yazılar veya sadece fotoğrafların yayınlanmasını öne çıkarıyorlar.Açıkçası böyle toplumlarda “düşünüyorum o halde varım” felsefesine karşılık çarpık bir dönüşüm oluşturuluyor. Böylelikle yeni toplumun yeni sloganı GÖRÜNÜYORUM O HALDE VARIM olarak yaşama biçimlerinde yerini alıyor. 

Sadece görünmeyi yaşamak, yaşamayı da görünmek sanan toplumlara gösteriş ve görünme toplumu da denir. Artık görünüyorsanız hayranlarınız çoğalıyor(!), görünüyorsanız bilgilisiniz, görünüyorsanız güçlüsünüz, görünüyorsanız alkışlanıyorsunuz, görünüyorsanız değerlisiniz ve görünüyorsanız yaşıyorsunuz! 

Öküz olmaya heveslenen kurbağanın sonunu herkes bilir. Gibi olma ve bu şekilde görünme çabalarının neticesi de öyküdeki kurbağadan pek farkı olmaz. Ancak bir fark vardır o birey belki patlamaz ama kişilik bütünlüğü az veya çok zarar görür. Bu tip bireylerin sayısının arttığı toplumlarda sağlıklı bir sosyal atmosfer olamayacağı gibi, gerçekçi gelişmelerden de bahsedilemeyecektir. Herkesin “ben” dediği ve kendi kendine unvanlar verdiği kişiliklerin var olduğu toplumlar her geçen zamanda ve her alanda irtifa kaybedecektir. Bu kaybedişlerin neticeleri ise çok ağır olacaktır. Er veya geç bunun zararını toplum çekecektir. This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37252088