Güncel Yazılar

Dilbilimci Steven Roger Fischer bugün için Çin dillerinin sekiz ana lehçesi bulunduğunu bildiriyor. Fakat aslında bu sekiz ana lehçe Türkçenin lehçeleri gibi birbirine yakın değildir. Bilindiği üzere Çuvaşça ile Sahaca (Yakutça) ilk bakışta tanınmayacak kertede Türkçeden ayrı görünümlü iki farklı dil gibidir. Türkçenin diğer bütün lehçeleriyse birbirlerine epeyce yakındırlar. Çuvaşça ile Sahacanın başka dillermiş gibi görünmesine benzetirsek Çincenin sekiz ana lehçesi de böyledirler. Çin ülkesinin hâkim lehçesi Mandarin Çincesidir. Steven Roger Fischer ne diyor bir bakalım: “Çin dillerinin sekiz ana lehçesi aslında bir dil ailesi oluşturmaktadır. Çünkü bunların her biri pek çok lehçeye sahip olan, birbirleriyle anlaşamayan bağımsız diller haline gelmiştir.”[1]

Türkçenin dil birliği sorunu bulunduğu gibi Çincenin de benzer bir sorunu varmış gibi görünmektedir. Bir dilin lehçelere ayrışması doğaldır, geçmişte bu ayrışmalar vuku bulduğu gibi, gelecekte de vuku bulması ihtimal dairesindedir. Örnek verirsek: Latincenin doğurduğu İspanyolca İberya yarımadasında konuşulan Kelt dillerinden ve sonrasında ise Endülüs hâkimiyeti nedeniyle Arapçadan etkilenmiştir. Güney Amerika’daki İspanyolca ise Yerli Amerikan dillerinin etkisi altında kalmıştır. Bu iki İspanyolcanın (Avrupa İspanyolcası ile Amerika İspanyolcasının) birbirinden çok farklılaşmasını yazı dili önlemektedir diyebiliriz. Keza her ikisi de konuşuldukları ülkelerin resmî dilleridir. Bununla beraber Avrupa İspanyolcası ile Amerika İspanyolcasının önümüzdeki yüzyıllarda birbirlerinden daha da uzaklaşmayacaklarının garantisi verilemez. Aynı durum ve ihtimal Türk lehçeleri için de geçerlidir. Hazar’ın batısında bütüncül bir Türk devleti (Türkiye) ve Hazar’ın doğusunda yine bütüncül bir Türk devleti (Türkistan) kurulduğunu varsayalım. Bu iki bütüncül devlet zaman içerisinde bütün kurumlarıyla kökleştiğinde Batı Türkçesiyle Doğu Türkçesinin birbirinden uzaklaşmaya yönelmesi ihtimali vardır. Şayet ki böyle bir ayrışma olursa ortak kökten gelen İngilizce ile Almancanın ayrı dillere dönüşmesine benzer bir şekilde Doğu Türkçesiyle Batı Türkçesi de ayrı dillere dönüşebilir. Gerçi iletişim çağında bulunuyor olmamız itibarıyla farklı coğrafyalardaki Türklerin dillerinin yakınlaşması da kuvvetle muhtemeldir. Fakat biz bu olumlu ve olumsuz ihtimaller karşısında pasif kalarak işimizi şansa bırakamayız. Toplum mühendisliğinin imkânlarıyla farklı coğrafyalardaki Türklerin dillerini yakınlaştırmanın yollarını arayıp bulmamız gerekiyor. Farklı coğrafyalardaki Türklerin dillerini yakınlaştırmanın yollarını arayıp bulmakla yetinmeyerek farklı coğrafyalardaki Türklerin dillerini yakınlaştırmanın yollarını hızlandırmamız da gerekiyor.

Batı Türkçesiyle Doğu Türkçesi (Fransızca ve İtalyancada olduğu şekliyle) ayrı dillere dönüşür mü? Rusçanın, Çincenin, Arapçanın, Farsçanın ve Fransızca ile İngilizcenin Türk lehçeleri üzerindeki baskılarını hafife alırsak yanılgıya düşebiliriz. Abartmamak gerekebilir ama küçümsemek de doğru olmaz.

Çincenin birbirleriyle anlaşamayan sekiz ayrı lehçesi karşısında Çin devletinin ve Çin kültürünün tepkisi nasıldır? Tekrar edelim ki, söz konusu sekiz ana lehçe birer ayrı dil gibidirler. Birer ayrı dil gibi oldukları içindir ki bu sekiz ana lehçeye “dil ailesi” muamelesi yapılmaktadır. Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi, Anadolu ve Azerbaycan Türkçeleri ve diğerleri “dil ailesi” kapsamında değildirler. Çünkü bu Türkçeler birer ayrı dil hükmüne girmiyorlar. Bunlar hep Türk dilinin farklı coğrafyalardaki ağızları gibidirler. Önemli olansa bunların zaman içerisinde (İngilizce ile Almanca gibi) bağımsız diller haline evrilmesinin önüne geçilebilmesidir. Çin devletinin ve Çin kültürünün tepkisi nasıldır diye sormuştuk. Şimdi Fischer’ın kaleminden buna bir bakalım:

“Eski Çince günümüz Pekin Mandarincesinden, Klasik Latincenin Paris Fransızcasından farklı olduğu kadar farklı olabilir; ama Çince konuşanlarda, tek bir dile mensup oldukları duygusu güçlüdür. Bu duyguyu yaratan üç etken vardır: Farklı dilleri veya da tarihsel değişimleri yansıtmayan logografik bir yazı; standart bir lehçeye dayanan, diğer lehçelerin öne çıkmasını engelleyen yazılı bir dil ve Çinlilerin tarih boyunca sürdürdüğü, neredeyse emsalsiz sayılabilecek politik birliği.”[2]

Şimdi de Fischer’ın bu saptamalarını tek tek ele alalım… Çincenin sekiz ana lehçesinin bir dil ailesi oluşturacak derecede farklı diller niteliği taşımasına rağmen Çin ülkesinin birliği bozulmuyor çünkü, Çince konuşanlarda, tek bir dile mensup oldukları duygusu güçlüdür. Türk yurtları ise hem geçmişte hem günümüzde birtakım nedenlerden ötürü ayrı ayrıdırlar. Bu ayrışmada sadece Rusları ve Çin’i suçlamakla kendi irademizi aklayamayız. Türkler tarih boyunca hem Türk cihan hâkimiyeti mefkûresi olan Kızıl Elma’nın peşinden koşmuşlardır hem de Türkler tarih boyunca birbirleriyle dalaşıp durmaktan kaçınmamışlardır. Çince konuşanlardaki tek bir dile mensup oldukları duygusu bizde de yok değildir ama Çin ülkesinin coğrafi bütünlüğü Çinlilerin dağılmasını engellemiştir. Türkler ise yurtlarını genişlettikçe birlik duygusundan daha da kopmuşlardır. Tabii ki Türklerin Turan çerçevesinde bütünleşememelerinin muhtelif sebepleri vardır. Biz burada konuyu fazla dağıtmak istemiyoruz. Dünü bir kenara bırakıp da bugünümüze ve yarınlarımıza nazar atacak olursak Türkçe konuşanlarda tek bir dile mensup oldukları duygusunu pekiştirmemiz lâzım geldiği gerçeğiyle yüzleşiriz. Çin’deki azınlık dilleri ayrı bir konudur. Çin’deki sekiz ana lehçe ise apayrı bir konudur. Kaldı ki burada azınlık sıfatı da abes kaçıyor. Çinli nazarında başka dilleri konuşanlar azınlıktır. Oysaki Doğu Türkistan ve Tibet ülkelerinin halkları kendi yurtlarının azınlıkları olarak görülemezler. Çin’in onları azınlık görüyor olması bizi bağlamaz.

Farklı dilleri yahut da tarihsel değişimleri yansıtmayan logografik bir yazının varlığı Çince konuşanlarda tek bir dile mensup olma duygusunu güçlendiren bir unsurdur. Logografik fazlasıyla teknik bir kavram olduğu için uzun uzadıya söz etmeyeceğiz. Fischer’ın söz konusu kitabı alfabe sistemlerini popülere yakın düzeyde açıklıyor, merak edenler oraya bakabilir. Şu kadarını söyleyelim ki, logografik yazıyı bütün Çinliler kullandığı için Çin yazı dizgesindeki bir işareti farklı Çin lehçelerini kullanan her Çinli kolayca okuyabilmektedir. Muayyen bir işareti kendi lehçeleriyle okusalar bile aynı anlamı görüyorlar. Buna ilâveten Çin iktidarı Mandarin Çincesini ortak yazı dili olarak dayattığı için işaretleri okuma birliği de sağlanmış oluyor.  Logografik yazının mahiyeti ve işlevi özetle bu şekildedir. Basite ingirdeyerek izah etmeye çalıştım. Biz Türkler de herhalde Ortak Türk Alfabesine geçmek durumundayızdır. Ortak Türk Alfabesi işimizi kolaylaştıracaktır. Ortak Alfabe bir dayatma gibi görünse de devletler zaten kendi halklarına daima dayatmada bulunurlar. Ortak Türk Alfabesi farklı coğrafyalardaki Türklerin müşterek iradesi ve kendi kendisine müşterek dayatması olarak kabul edilmelidir.

Çin’in standart bir lehçeye (Mandarin lehçesine) dayanan, diğer lehçelerin öne çıkmasını engelleyen yazılı bir dilinin bulunması bu meyanda çok önemlidir. Türk Birliği de kuşkusuz ki muhtelif Türk ağızlarının öne çıkmasını dizginlemekle mümkün olacaktır. Kazakça, Özbekçe, Uygurca, Tatarca asabiyetlerinde ısrar etmek Türklüğün zaman içinde yutulması sonucunu getirebilecektir. Yerel Türkçelerin zenginliğini Ortak Türkçeye dâhil ederek uzlaşma zemini hazırlanmalıdır. Ortak Türkçe bütün Türklerin anadili düzeyinde bir çehreye kavuşmalıdır ki doğal süreç bunu zaten başaracaktır.

Son olarak; Çinlilerin tarih boyunca sürdürdüğü, neredeyse emsalsiz sayılabilecek politik birliği Çin devletinin dağılmasını önleyen bir diğer unsurdur. Tayvan’ın ayrı bir devlet olması yakın zamanların ideolojik ve politik bir keyfiyetidir. Demek ki Türkler de artık geçmiş zamanlardaki kısır sürtüşmeleri bırakarak kendi politik birliğinin yapıtaşlarını döşemekle yükümlüdürler. Çinlilerin tarih boyunca sürdürdüğü politik birlikten Türkler kendi tarihleri boyunca hep yoksun kalmışlardır. Ne Timur ne de Osmanlı bu birliği kuramamıştır. Destanî devirlerde bunu Oğuz Kağan’ın başardığı anlaşılıyor. Fakat sonuçta bu bir destandır. Türk Birliği ortak dil üzerinden tesis edilebilecektir. Çünkü dil kültürü de birleştirir veya ayırır. Dil siyaseti de birleştirir ya da ayırır. Doğu Avrupa’dan Sibirya’ya kadar uzanan Rusya’nın temel taşı Rusçadır. Balkanlardan Doğu Türkistan’a uzanacak Türk Birliği’nin temel taşı da Ortak Türkçe olacaktır.

 

[1] Steven Roger Fischer, Dilin Tarihi, sayfa 129, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2013

[2] Steven Roger Fischer, sayfa 130

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

37252374