9 Aralık 2022

Kur’ân-ı Kerîm’de, Saff Sûresi’nin 13. âyetinde şöyle buyuruluyor: “Ve uhrâ tuhibbinühâ. Nasrun min allâhi ve fethü’n-karîb. Ve beşşiri’l-mü’minîn. / Seveceğiniz başka bir şey daha var: Allâh’dan yardım ve yakın bir fetih. Mü’minleri (bunlarla) müjdele.” 

Hicret’den sonra, Medîne’de hayli sıkıntılı bir dönem geçiren Hz. Peygamber ve ashâbı, Mekkeli müşriklerin iyice artan tazyîki karşısında bunalmışken nâzil olan bu âyet, mü’minlere Allâh’ın yardımını ve Mekke’nin fethini müjdeliyordu. Çok kısa zamân içinde, âyetin vaad ve işâret ettiği yardım ile fetih gerçekleşti. Mekke, müşriklerin elinden çıkıp mü’minlerin hâkimiyetine girdi.

Bu âyet, ilk Müslüman Türk devletlerinden başlayarak, Selçuklulara ve onlardan da Osmanlılara geçen bir askerî merâsim cümlesi olmuştur. Kısaca “mehter” dediğimiz mûsıkîyi icrâ eden hey’et, her çeşit programına “gülbank” adlı kalıplaşmış cümleleri olan bir duâ bölümüyle başlardı. Sefer ve hazar dönemlerinin gülbank metinleri farklı olmakla berâber, her ikisinde de Saff Sûresi’nin bu âyeti yer alırdı. Gür ve güzel sesli bir mehterân bölüğü mensûbu tarafından kıraat edilen âyet-i celîle, seslendirilecek ve dinlenecek nağmelerin dinî mesnedini açıklardı. Zîrâ mehter bölükleri, Ordu-yı Hümâyûnla berâber seferlere katılır ve hiç susmadan çalarlardı.

Târîhî bilgiler ışığında, Mekke’nin fethi öncesinde nâzil olduğu bilinmesine rağmen, bu âyet, bilhassa Osmanlı Türk Cihân Devleti’nde, her çeşit zafer ve fetih için, mûsıkî faslına alınmış bir duâ ve zafere uzanan ilâhî anahtar telâkkî edilmiştir. Allâh’dan gelecek yardımdan daha güzel bir şey tasavvur edilebilir mi? Yakın olduğu ifâde edilen fetih fiilini, Allâh yolunda kazanılacak bütün iyi, doğru ve güzel tavırlar, hâllerle bir arada düşünmelidir. Buradaki fetih, sâdece bir şehrin, mekânın ele geçirilmesi şeklinde, dar bir çerçeveye sıkıştırılmamalıdır. Hattâ, şehir ve ülkeden daha mühim fetih adresinin, insan gönlü ve dimâğı olduğunu bilmek, idrâk etmek lâzımdır. Yûnus Emre, bu adresi tam yerinde keşfetmiş ve keşfini mısrâlara taşımıştı:

            “Gönül Çalab’ın tahtı
            Çalab gönüle baktı
            İki Cihân bedbahtı
            Kim gönül yıkar ise”

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: