Güncel Yazılar

Bir toplumda dalkavukların çoğaldığı fark edildikçe o toplumda gerginlik de artar. Bunların sivil, resmi, gayri resmi kurum ve kuruluşlar tarafından bazen bilmeden, çoğu defa bilerek ve isteyerek, belirli plan dahilinde parlatıldığı unutulur. Ben halk diliyle “parlatmak” diyorum. Siz isterseniz bunlar için meşhur edilerek, şöhret yapılarak, ekranların vazgeçilmezleri haline getirilerek ve benzeri ifadeler de kullanabilirsiniz.

Daha önceleri de yazdığım gibi kendilerini Kâbe çalısı sananlar, herkesin çevrelerinde tavaf edilmesini bekleyenler veya kendilerini “merkez” görenler boşuna bu noktalara gelmemişlerdir. Bu tür zatı muhteremleri –hangi klik veya görüşten görünürse görünsün- bu görüş noktalarına getiren mahfiller vardır ve bundan sonra da olacaktır. Bu yerler kendilerine ister dernek ister medya gücü ister vakıf veya politik bir kuruluş, isterse diğer sivil toplum kuruluşları gibi adlar alırlarsa alsın, hemen hemen birçoğunun hedefinde bazı kişileri parlatma amaçları yatar. Parlatılacak kişileri özel olarak seçmek veya kullanılmaya müsait kişilikleri tespit etmek bu mahfillerin işidir. Parlatmak, tanınır kılmak ve sonra da bunlardan faydalanmak, bunları amaçları doğrultusunda kullanmak. Toplumsal yapının her alanında bu tiplerin görev alması veya verilmesi ancak kullanılma amacına hizmet ettiği sürece gerçekleştirilir. İşi bitenlerin işleri birçok alicengiz oyunlarıyla bitirilir. Bu kişilere belirli zamanlarda; aylarda, haftalarda, günlerde gündemi belirlemede görev verileceği için ona göre cilalama yapılır, ısıtılıp vatandaşın gözüne sokulur. Bir nevi ‘kendi putunu yapıp kendi putuna tapan’ eski bir anlayışın çağdaş bir versiyonudur adam parlatma mahfilleri.

Bu parlatma bir bakıma karşılıklı çıkar ilişkisine dayanır. ‘Sen bana övünecek ve övecek ortamlar hazırla ben de sana hizmet edeyim’ anlayışları bunların en vaz geçilmez ilkesini oluşturur. Bu kuruluşların öyle fazla kişiye itibar etmek gibi bir huyları da yoktur. Az olsun ama parlatabileceğimiz biri olsun düşüncesi en itibar ettikleri düşüncedir. Önce kendilerinden varsaydıkları ama kendilerine de hizmet edebilecek özellikleri taşıyanları bularak her şart altında öne çıkarmaya kalkarlar. Bilim adamı (!) da film adamı da her şart altında itibar edilmesi gereken de artık bu parlatmaya çalıştıkları kişilerdir. Bunların yanlışları dahi makbul, doğruları ise aliyyülâlâdır. Kitleler bunların peşinde alkışlar üretmeli, parlatılanlara güvenmeli (!), onların çoğu kez gitmediği ama hedef gösterdiği yoldan gider gibi hayatlarına devam etmeli (!) Amaç, “kral çıplak!” diyemeyenleri çoğaltmak… Amaç gerçekliği tartışılamayan bir dalkavuklar çevresi yaratmak.

Dedik ya parlatılanlar “sürü” gözünde her şeyi bilendir, her şeyin en iyisini yapandır, bu dünya da öbür dünya da onlardan sorulsa yeridir. Sözde din adamı da bilim adamı da sanat ve düşünce adamı, hatta siyaset adamı da dalkavuklar içinde bulundukları yerleri sağlamlaştırmak adına daha iyi dalkavuk olduklarını çelişkili ve cahilce tavırlarıyla ortaya koyarlar.  Nasıl yaşanacağı fetvalarını ve aforizmalarını en süslü, duygusal cümlelerle, uyduruk seviyesiz hikâyelerle tahrik ederek sıralar bu zatlar. Ancak kendilerinde bu anlattıklarından hiçbir eser görünmez. Doğrusu ele “talkın” verip kendilerinin salkımı yuttuklarını “sürüye” çaktırmazlar. Bunlar kütlenin gözünde erişilmesi hayal olan insan tipleridir. Uçanlar da kaçanlar da allemeler ve dahi dallamalar parlatılma heveskarları içinden çıkar.

Eğer sanatçı, yapımcı, yönetmen, artist, oyuncu, yazar, sözde din adamı, politikacı hatta iş adamı çıkarılacaksa bu parlatılanlardan çıkarılmalıdır. Yahut bu role yerleştirilecekler kitleleri sürü haline getirebilecek teknoloji, medya ve benzer güçlerle parlatılıp seyredenler ağzı açık ayran budalası haline getirilmelidir. Bunların oyunları, filmleri, gazete yazıları ve kitapları, çektikleri nutuklar öyle parlatılır ki asıllarının, hakikilerinin eserleri de boğulur, projeleri de… Bazen de parlatılmak için verilen akademik unvanlar kullanılarak, kullandırılarak süfli amaçlarına hizmet etmeleri sağlanır. Parlatılanların birçoğu kendilerinde var olmayan bilgi ve özellikleri unvanlarına sığınarak caka satmada başarılı olurlar. Kurnaz cahiller bilgelik rolünü ancak bir yere kadar oynayabileceğinden bunların zır cahillikleri ortaya çıktığında ya da toplum bunların farkına vardığında hemen üzerlerinin çizilmesinde hiçbir mahzur görülmez.

Parlatmanın şaşmaz ilkesizliklerinden biri de sahteyi ve sahtekârı parlattıkları için asılı ve dürüstü; yalancıyı parlattıkları için doğruları, taklitçiyi ve tekrarcıyı parlattıkları için orijinali ve orijinaliteyi görmezden gelme saldırganlığını eylemlerinden eksik etmezler. Asılı, gerçeği, doğruyu, dürüstü, adaleti, bütün insanlık değerlerini şeytanın aklına gelmeyecek yollarla aşındırmayı başarmada üstlerine yoktur. Bunlar kendi değersizliklerini sadece ve sadece istemediklerini değersizleştirmek, altını pul, pulu altın göstermek adına ortaya koyarlar.

Parlatma mahfilleri ne beyine ne düşünceye ne de sorgulamaya hitap ederler. İnsanlık gelişim döneminin somut işlemler döneminde kalmasını istediği kitlelerin sadece gözlerine istedikleri görseli doldurur, eğer varsa beyinlerin kumandalarını da ellerine geçirirler. Parlattıklarıyla da onları istedikleri kulvarlarda oynatırlar. Ancak çoğu defa parlatılanların kuklacı gibi görünmesi onları çoğu defa kukla olmaktan da kurtaramaz. Çünkü parlatılanların eğer pek işe yaramadığı anlaşılırsa onların üzerine hemen kara çalınması devreye girer.

Parlatma mahfillerine yüz vermeyenler, bunlara itibar etmeyenler, karakter ve kişilik sahipleri, fikirlerine, düşüncelerine, alınlarına ve amaçlarına ‘kiralık’ tabelası astırmayı kabul etmeyenler, hangi alanda olursa olsun ağızlarıyla kuş tutsalar bile hiçbir alanda yer edinemez, itibar göremezler. Kitleler bunları, eserlerini, fikirlerini tanımadığı gibi tanıyanlar da dışlamayı hünerden sayarlar. Çünkü “sürüden ayrılanı kurt yer” demişler ya! 

Bu parlatma mahfilleri asıl insanı sadece iki seçenek arasına hapsetmeyi gözü açıklık sayar. Bu mahfillere göre ya sürüye katılacaksın ya da kurtlara yem olacaksın. Sanki ikisinden başka bir çıkış yolu yok.

Marifet elbette iltifata tabidir ama bu iltifatlar hak edenler için olmalıdır. Yeteneksizlik, cahillik çıkarlar adına destek görmemeli, bu sıfatları üzerinde taşıyanlar topluma kesinlikle örnek olarak gösterilmemeli, yani parlatılmamalıdır. Bilimde, sanatta, düşüncede, araştırmada yetenekli olanların yüreklendirilmediği, bu kıymetlerin desteklenmediği toplumlar insanlık alemi içerisindeki yarışmayı daima kaybetmiştir. Tarihten bugüne dünya üzerinde yaşamakta olan milletlere, toplumlara bakınız. İlerilik gerilik tartışılsa da somut örnekler olarak ortaya konan yararlı ürünlerin hangi anlayışa sahip toplumlar, hangi zihniyete sahip insanlar tarafından üretildiğini çok iyi fark etmek gerekir. Ama bu başarıyı yakalayan zihniyetlerin toplumda içi boş olarak parlatılan insanların zihniyeti olmadığı da bir gerçektir.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38760261