Güncel Yazılar

 

Sovyetler Birliği dağılana kadar Kafkaslardaki soydaşlarımız hakkında çok az bilgi sahibiydik. Hatta Kafkaslardaki soydaşlarımızın hepsini tek bir topluluk olarak tasavvur ederdik. O kadar ki, Türkiye’de Kafkaslar demek Şeyh Şamil demekti. Bugün de Şeyh Şamil Kafkasların Milli Kahramanı olarak kabul edilir. Hatta Türkiye halkının büyük çoğunluğu Şeyh Şamil’i Çeçenistanlı zannedilir, Dağıstanlı olduğunu bilmez.

Kafkaslar denildiğinde sıra dağlarla çevrilmiş, ahalisi dağların eteklerinde meskûn, insanları savaşçı, korkusuz, yiğit, çevik kimselerdir. Ata binerler, hayvancılık ve ziraatla uğraşırlar. İnsanın kanını kaynatan kıvrak halk oyunları, zengin musikileri ve kendilerine has giyim kültürleri ile hafızalara kazınmıştır.

Kafkasları temsil eden Kara ve Beyazkalpaklar tasavvurumuzdaki vazgeçilmez Kafkas simgesi olmuştur bizim için her zaman. Bütün bu düşüncelerin tasavvurumuzu doldurması aslında yanlış da değildir. Kadim tarihten beri Türk dilli halklar tek bir ırka mensup olarak kabul edilmiştir. Tarih boyunca var olmuş ve günümüzde de varlıklarını sürdüren Türk boyları dünyanın hemen her yerinde mevcuttur.

Uzak kıtalarda ve başka coğrafyalarda yaşayan Türkler hakkında zihinlerimizde oluşan tasavvur bir bakıma bizi nesiller boyunca tarihin köklerine bağlamıştır. Pek çok Türk boyları geçmişte kurdukları devlet ve beyliklerle; Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletleri, Karakeçili ve Akkeçili, Karakalpaklar ve Akkalpaklar tarihte iz bırakmıştır. Tarih boyunca Türk boylarının hepsinde kalpak başlıca yer tutmaktadır.

Bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Türk boylarına mensup Nogay, Çuvaş, Tatar, Uygur, Karakalpakistan, Karaçay, Kumuk, Gagavuz, Çeçen-İnguş, Kırım ve diğer bütün Türk boylarında Kalpak (Börk) bugün de milli simge olarak varlığını sürdürmektedir.

Günümüzde Kırgızistan’da her yıl 5 Mart „Kalpak Günü” adı altında milli bayram olarak kutlanmaktadır. Bu örnek bize şu tarihi hakikati göstermektedir; her ne kadar coğrafi olarak birbirimize uzak olsak, dil ve lehçe bakımından birbirimizi tam olarak anlamasak da yine de bizi birbirimize bağlayan o kadar köklü değerlerimiz var ki, her hali şeraitte birbirimizi kardeş olarak kabul etmemize yetiyor. Merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in „Bir millet iki devlet” sözü aslında sadece Azerbaycan-Türkiye kardeşliğine değil, umum Türk dünyasının kardeşliğine de vurgu yapmaktadır…

***

Birinci Dünya Savaşı sonrası küresel ölçekte değişen yenidünya düzeni bir süre kardeş topluluklarla aramızdaki fiziki ilişkileri engellemiş olsa da gönüllerimiz her zaman beraber olmuştur. Geçmişte Türkiye’nin değişik yörelerine ait olduğunu sandığımız birçok türkünün Azerbaycan kaynaklı olduğunu bugün hepimiz biliyoruz.

Mesela “Quba’nın ağ alması” türküsü Iğdır’ın al elması” olarak Türkiye’de Iğdır yöresine ait Türkü olarak kayıtlara geçmiştir. Yine Azerbaycan’ın şah türkülerinden “Sarı gelin”, Erzurum yöresi Türküsü olarak söylene gelmiş, bununla da kalmayıp türkünün sözleri “Erzurum çarşı pazar” olarak değişmiştir. İlk bakışta olumsuz gibi algıladığımız bu durum farkında olmadan aslında Türk milletinin Azerbaycan’la olan gönül bağlarını bir asır boyunca muhafaza etmiştir. Türkiye’de milli marş gibi kabul gören “Çırpınırdı Karadeniz” türküsünün sözlerinin, Azerbaycan’ın istiklal şairi Ahmet Cevat’a ait olduğunu bugün hepimiz biliyoruz:

“Çırpınırdı Karadeniz

Bakıp Türk’ün bayrağına!

“Ah!“ söylerdim, hiç ölmezdim

Düşebilsem ayağına.

Ayrı düşmüş dost elinden,

Yıllar var ki, çarpar sinen!..

Vefalıdır geldi, giden,

Yol ver Türk’ün bayrağına!

İnciler dök, gel yoluna,

Sırmalar serp sağ-soluna!

Fırtınalar dursun yana,

Selam Türk’ün bayrağına!”

Yine bir asra yakın Türk şair olarak bildiğimiz Elmas Yıldırım’ın “Esir Azerbaycan’ım” şiirindeki yürek yangısının aslında doğup büyüdüğü anayurdu Azerbaycan’a duyduğu hasretin feryadı olduğunu, “Elmas Yıldırım” isminin Azerbaycan lehçesinde “Almas İldırım” olarak ifade edildiğini bilmiyorduk:

“Hani beni gül koynunda doğuran,

Hamurumu gözyaşıyla yoğuran,

Beşiğimde “laylay, balam”1 çağıran

Azerbaycan, benim bahtsız anam oy!...

Nice yıldır hasretinle yanam oy!...

Selam desem, rüzgâr alıp götürse,

Ağrı dağdan Alagöz’e getirse,

Gür sesimi gök Hazara yetirse,

Hazar coşup zincirini kırsa oy!...

Hükmetse, bu sersem gediş dursa oy!...

Haber alsam Muğan’ımdan, Mil’imden,

Nazlı Bakü’m, o neft2 kokan gülümden,

Kim demiş ki, düşmüş adı dilimden?!

Azerbaycan, benim eşsiz yurdum oy!...

Ölmez aşkım, içimdeki derdim oy!...”

Türkiye'de feryat eden bu yangılı sözlerin sahibinin, vatanından cüda düşmüş Azerbaycanlı sürgün şair Elmas Yıldırım olduğunu o zamanlar bilmiyorduk. Şair, çektiği vatan hasretinin ne kadar yenilmez olduğunu 1936 yılında dünyaya gelen ikiz çocuklarına verdiği isimlerle aslında bize anlatmak istemişti: “Eldegez” (vatanda gez) ve”Yurdavar” (vatana git) isimli ikizlerin geçirdikleri ağır hastalık sebebiyle aynı gün ikisinin de vefat etmesi şairin içindeki hasret yangısını daha da alevlendirmiş olmalı ki, bu yangının feryadını “Bir Günde Ölen İkizler” şiirinde dile getirmiştir:

Ben derdim ki, bir gün varıp ana yurduna,

Öpersiniz anamın tоz basan mezarını...

Özlediğim о günde ben ölmüş оlsam, bile

Siz bensiz gezersiniz Bakü’nün Hazar’ını...

Lanet оlsun bana yar оlmayan bu feleğe,

Düşman kesildi bende yaşayan her dileğe.

***

Bilmediğimiz o kadar çok şey vardı ki, bilinmesi gereken değerlerimizi bilinmezler içinde içimize, ruhumuza sindirdiğimizi de bilmiyorduk. Türkiye’nin Elazığ vilayetindeki gölün isminin neden “Hazar Gölü” olduğunu kimse bize anlatmadı. Fakat binlerle km uzakta, hayalimizdeki Kafkaslarda bir “Hazar Denizi” olduğunu biliyorduk.

Her nedense öğretmenlerimiz, coğrafya dersinde Hazar Denizini bize öğretirken, “Hazarın Kardeşi Hazar”3 gölünü bize öğretmediler. Eski adı “Gölcük” olan Elazığ’daki Hazar Gölü’nün ismi hakkında iki türlü rivayet vardır; 1. Mustafa Kemal Paşa 15 Kasım 1937 yılında Elazığ ziyaretinde Hazar Baba Dağına atfen “Gölcük” ismini “Hazar” olarak değiştirmiştir. 2. Rivayete göre ise, Sovyet Bolşevik yönetimine muhalefet ettiği için sürgün edilen muhacir şair Elmas Yıldırım önce Dağıstan, sonra Türkistan, sonra İran ve oradan Türkiye’ye geçer ve kendisine Türk vatandaşlığı verilen şair Elazığ’a yerleşir.

Şair, Azerbaycan’a olan hasretini bir nebze de olsa azaltmak için zaman zaman “Gölcük” (Hazar Gölü) kıyılarında gezer ve Hazar Denizine olan hasretini gidermeye çalışır. Elmas Yıldırım, Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Kasım 1937’deki Elazığ ziyaretinde kendisiyle görüşür ve aralarında geçen kısa sohbette Gölcük gölünü Hazar Denizi’ne benzettiğini, göl kıyısında gezerek Azerbaycan’a olan hasretini teskin etmeye çalıştığını söyler. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa gölün isminin “Hazar” olarak değiştirilmesine karar verir. Şairin “Gölcük’le Hasb-i hal” şiirindeki mısralar ikinci rivayetin daha kuvvet kazandığını göstermektedir:

“Dalgın mavi göz gibi dert andıran dalgalar,

Cоştukça gönül cоşar, durma, amandır, Gölcük!

Çоktan beri kalbimin tеlleri оynamadı,

Derdim başımdan aşkın, halim yamandır, Gölcük!

Aç kоynunu, uzakdan gelmişim, çоk yaslıyım,

Еli, yurdu çalınmış bir garip Kafkaslıyım,

Zannеtme ki, yоksulum, Kürlüyüm, Arazlıyım,

Bakü’den ayrılalı yakın zamandır, Gölcük!

Dоlaşıp Türküstan’ı, Iranı adım-adım.

Kalbimi оkşayacak bir bеlde bulamadım.

Sende mi aks еdecek bilmem ki, şimdi yadım,

Gönül başka bir aşka belki düşmandır, Gölcük!”

Her yıl Elazığ’da düzenlenen “Hazar Şiir Akşamları” Sovyetlerin dağılmasından sonra Türk Dünyasının meşhur şair, yazar ve fikir adamlarına hasredilmiş “şiir akşamları” düzenleyerek bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden çok sayıda insanları bir araya getirmiştir...

***

İnsan bazen her gün önünden geçtiği tarihi bir binanın, sokak levhasının veya dinlediği türkünün ne anlama geldiğini onun hakkında bilgi edindikten sonra idrak eder. İzmir’in “Karabağlar” semti, Ankara’nın “Karyağdı dağları”, Ankara Ulus’ta “Karyağdı Türbesi”, Korkuteli’nde “Karyağdı armudu”, Ankara - Esenboğa Havalimanı yolu üzrindeki “Karyağdı alt geçidi”, Antalya Elmalı Belediyesi'nin “Karyağdı” mahallesi”, Denizli Büyükşehir Belediyesi tarafından Hocalı soykırımının kurbanları anısına yaptırılan “Azerbaycan-Karabağ Parkı“ ve “Hocalı Soykırımı Anıtı“, Aksaray Belediyesi tarafından yaptırılan “Karabağ Parkı”, Bornova Belediyesi’nin 3 dönümlük arazi üzerine kurduğu “Azerbaycan Dostluk Parkı” ve “Hocalı Şehitleri Anıtı” ve Azerbaycan’ı temsil eden daha yüzlerle eserlerin aslında “Kalbimizde Yaşayan Azerbaycan’ın” birer parçası olduğunu haber vermektedir.

“1937 yılında Kendisi de Azerbaycan Türklerinden olan Türkolog Ahmet Caferoğlu Emirdağ ve Bolvadin'de yaşayan Karabağ köylerini ziyaret etti. Ona göre içlerinde yerli Türk olmayan Azeriler vaktiyle Azerbaycan’a mensup oldukları oymak isimlerini bazı telaffuz farkları ile aynen muhafaza etmişlerdir. Bademli, Çıraxlı, Duraxlı, Goncalı, Xoçuklu, Gogmanlı, İbrahimli, Çicaklı, Davulgada, Hacı İmamlı, Alasakallı, Çiy Yiyanlı. Bu oymak adlarına bazı telaffuz farklılıklarıyla aynen bu günkü Azerbaycan sahasında Goncalı, Göyçeli,  Çıraklı; (Gence’de), Xocuxlu, Gocuklu gibi.”4

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Ekim 2019 tarihinde Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen DTİK (Dünya Türk İş Konseyi) toplantısında vurguladığı cümleler Türk dünyasının birlik ve kardeşliğini dile getirmesi bakımında büyük ehemmiyet taşımaktadır: “Türkistan coğrafyası bizim ata yurdumuz, ana ocağımızdır. Hepimiz aynı dili konuşan, aynı dine inanan, tarihi, kültürü, medeniyeti bir, 300 milyonluk çok büyük bir aileyiz.”5

Bu ailenin fertlerinden sadece biri olan kardeş ülke Azerbaycan mazide olduğu gibi atide de “Kalbimizde Yaşayan Azerbaycan” olarak var olmaya devam edecektir…

Abdulkadir İNALTEKİN

13 Ekim 2020, Almanya/Berlin

 

Dipnotlar:

1. Ninni yavrum

2. Petrol

3. Abdulkadir İnaltekin’in yazısı…

4. Mustafa GÜLER, CanTürk KAYAHAN, „Bolvadin Araştırmaları”, Eğitim Yayınevi, ISBN 6057557549, 9786057557544, s. 269, 2018

5. https://www.deik.org.tr/basin-aciklamalari-cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-azerbaycan-daki-turk-diasporasi-ile-bir-araya-geldi

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

38759860