23 Haziran 2021

Patrick Joseph Buchanan, (ünlü bir siyâsî yorumcu; NBC ve CNN Tv kanallarında program yapıcısı ve etkili gazetelerde sürekli sütûnu olan bir kişi) Batı’nın Ölümü adını taşıyan, 2019 yılında çıkmış olan kitabında, Batı’nın gelmekte olan ölümünü, 2 çeşit olarak niteliyor :

  • Ahlâkî ölüm : ahlâk’ın sukuutu sebebiyle, bütün terbiyevî, âilevî ve geleneğe bağlı değerlerin ortadan kalkması,

  • Demografik ve Biyolojik ölüm (tabiî ölümle nüfûsun azalması).

Yazar, gelmekte olan ölümün korkunç olduğunu, çünkü “kendimizin yaptığı salgın hastalık” idiğini belirtiyor: ‘fikirlerimiz sebebiyle bu oldu, dışarıdan gelmedi’ diyor. 

Yazar, Batı’nin çöküş sebebini şöyle açıklıyor :

Toplumdaki (kaynağı ÂİLE olan) TEMEL DEĞERLERİN ÇÖKÜŞÜ, ahlâk değerlerinin etkisinin zayıflaması, (doğumu önleme, kürtaj, evlilik dışı berâberlik, cinsî (özgürlük adına) sapıklık, aynı cins arasında evlillik(!) diyor. Bu sayılanların, toplumun TEMEL HÜCRESİ ÂİLE’yi tedrîcen tahrîb ettiğini belirtiyor.

‘Rakamların dili korkunç’ diyerek sıralıyor :

-ABD de yılda (1966 da) kürtaj 6 bin iken, 1976 da 600 bin olmuş, kürtaj serbest bırakıldıktan, kadına, cenîn’i öldürmek özgürlüğü (!) Anayasa ile verildikten 1 yıl  sonra rakam 1 milyon 500 olmuş. ABD de 3 çocuktan 1 i, ya anası, ya da babası olmayan bir evde yaşıyor; ebeveyn’den biri (daha çok annesi) olmaksızın büyüyor; (sonra ondan hayır bekle!)

Ergenlik çağındaki Amerikalı’larda, intihar, 1960 yılına göre 3 kat artmış.

ABD de sürekli uyuşturucu kullananların sayısı 6 milyon!

Evlenme isteği, gençlerde gittikçe azalıyor. 

Erkekle kadın, aynı evde, nikâhsız olarak karı-koca gibi yaşıyor; toplum, cinsî özgürlük (!) vermiş. Kanuna göre, boşanma durumunda erkek, servetinin yarısını kadına verecek; erkek, onun için nikâh yapmıyor.

Yazar diyor ki :

Böyle, ölmekte olan bir toplumun HÜR olması mümkün değildir.

Faziletsiz, erdemsiz Hürriyet olmaz.

İMAN olmadan da Fazîlet olmaz.

***

Peki, HANGİ Îmân’a sarılacak BATI? Hristiyanlığa mı? 

Almanya’da her 48 dakîkada 1 intihâr oluyor? Ne demek? Alman, hayat yükünü KALDIRAMIYOR! Teknolojideki gelişmeye, maddî refaha RAĞMEN, çekilmez hâle gelen hayata tahammül edemiyor! İbret almağa, üzerinde düşünmeğe değmez mi?

Almanya’da âile bağları kopmuş, ferdiyetçilik almış başını gidiyor! Alman kadını çocuk doğurmayı külfet sayıyor, onun için, Alman, günahı kadar sevmediği işçilerimizin çocuklarını bir bahâne ile alıp, 18 yaşına kadar âilesine göstermeyerek almanlaştırma yoluna gidiyor!

Avrupa’da, Amerika’da ortalama her 45 dakikada bir cinsî tecâvüz, bilmem kaç dakikada cinâyet…

***

Pek tabiî, yalnız Batı’nın değil, Batı normlarını benimsemiş olan bütün insanlığın kurtuluşu da İSLÂMDA! 

Kısaca örnekler verelim:

İzmir’deki deprem felâketinde, (sağdan soldan atılan birkaç seviyesiz, tâlihsiz ifade dışında) milletimizin nasıl dayanışma, acıyı paylaşma içinde olduğunu gördük. Etkisi altında iki yüz yıldır ezildiğimiz kültür istilâsın rağmen, tortu hâlinde kalmış da olsa, İslâm sâyesinde, başka ülkelerde görülmeyen bir dayanışma sergiliyoruz.  

“Kurtuluş İslâm’da!” sözünün isbâtı vardır; bu millet bunu yüzyıllar boyunca göstermiş ve yaşamıştır. Uygarlığın şaşmaz ölçüsü : Güven’dir, Temizlik’tir. (Uçak, gemi, top, tank sayısı değildir.) ‘Bizim’ diplomalılarımızın ‘daha kolay’ kabûlü için, bir gayrı müslimden nakledelim:

Büyük yazarlardan, Lübnânlı Hristiyan Arab Mihâil Na’îmâ diyor ki: Ne zaman uygar sayılacağız? Şu kadar tankımız, bu kadar topumuz olunca mı? sıralıyor ve sonunda ‘kendimizi güvende hissettiğimizde’ diyor. Hani, derler ya, ‘sabahın erken saatinde kapıyı çalan,  (polis değil de) sütçü ise, o toplum uygardır’ diye. 

Fâtih zamânında (1451-1481), âsâyiş öyle yerleşmişti, güven öylesine yaygındı ki, yol kesicilik âlemden silinmişdi, zinâ şiddetle cezâlandırılırdı, BİR KADIN, YANINDA BÜYÜK MİKDARDA ALTINLA, YALNIZ BAŞINA BİR İKİ GÜNLÜK YOLA GİTSE, HİÇBİR ZARARA UĞRAMADAN DÖNECEĞİNDEN KİMSE ŞÜPHE ETMEZDİ. (Neşrî, Kitâb-ı Cihân-Nümâ, TTK yayını, Ankara 1949, c. II, s.838-840.)

Günümüzde, 21. Yüzyılda, “uygar” sanılan HANGİ ülke bu seviyeye gelebilmiştir?

Evet, Fâtih çağında Müslümanlar böyle bir hayat yaşıyorlardı, İslâmı Yeryüzünde yayma vâsıtası olan Devlet, İslâma göre yönetiliyordu.

Orhan Gazi (14. Yüzyıl) çağında hayat seviyesi o kadar iyi idi ki, Müslümanlar, zekât verebilecekleri fakîr bulamıyorlardı. (Neşrî, Cihân-Nümâ, c. I, s.186.) Târihteki olayları anlamanın en iyi yolu karşılaştırma olduğu için, 14. Yüzyıl İngiltere’sinden bir resim koyalım:

 

İngiltere’de 14. Yüzyılda caddenin ortasından lağım akan şehir. 

Philip Steele and Fiona MacDonald, British History, 2013, p.181.

***

Peki… İslâmı, Batıya KİM anlatacak?  

Burada, oryantalistlerin BÜYÜK VEBÂLİ ve SORUMLULUĞU kendini tekrar gösteriyor. İçlerinde 3 yıl bulundum, nasıl yetiştirildiklerini çok iyi biliyorum.

İtbarları yerindedir, Gelirleri, çalışma şartları gayet iyidir. Ülkeleri, “bilgi getirsinler” diye onlara her türlü imkânı verir. Ama…öyle fâsid bir dâire, YANLIŞ BİR YÖRÜNGE kurulmuştur ki, daha Arapça, Türkçe veya Farsça öğrenirken, bir yandan da ‘background books’ denilebilecek kitapları okurlar … ve orada olanlar olur, yanlış zemin üzerinde gitmeğe başlarlar ve ilim adamı OLAMAZLAR! Açıklayalım:

İslâm hakkında kitap, makale yazan bu profesörlerin yüzde biri, Kur’ânı Kerîmi, Arapça orijinalinden, anlayarak, tedebbürle, başından sonuna kadar okumuş değildir. Daha öğrenciliğinde, kıdemli oryantalistlerin yazdığı –tabiî, ‘değerlendirmeler’le birlikte- tercümesini okurlar (okuyanları tabiî; okumayanları da vardır); kafalarında, ‘zâten İslâm, geri kalmış, çoğu eski Avrupa sömürgesi olan, fakir ülkelerde yaşayan insanların dînidir’. Hadîs-i Şerîfler, Müslüman âlimlerin İslâmı anlatan eserleri… yok canım, onlarla mı uğraşacaklar. (Dr. Sigrid Hunke’nin belirttiği gibi, İslâmın 1000 yıllık parlak devri, perdelenmiştir.) Atın dişleri konusundaki Aristo’nun yerini, kıdemli oryantalistler almıştır, işleri, İslâma karşı ülkelerini, insanlarını korumak, ellerinden geldiğince de şaşkın Müslümanları İslâm’ı tartışmağa çekmektir. 

Peki … Dinlerarası Diyalog etkinlikleri vardı… Müslüman bilginler, Hristiyan muhataplarına, İslâmdan NASIL bahsettiler acaba? 

Bu diyalogcuların bu konuda yapacağı bir şey var mıdır? 

Şaka gibi değil mi?

***

Önceki Peygamberlerin hepsi belli kavimlere gönderilmiştir. Hazreti Muhammed Aleyhis Selâm, bütün insanlığa gönderilmiştir. Müslümanlar Ümmet-i İcâbet, diğer insanlar Ümmet-i Dâvet kabûl edilmiştir. Yâni, o insanları İslâma çağırmamız, bizim görevimizdir. Bunun için de ilk şart, doğru dürüst, Kur’ân-ı Kerîm’in öngördüğü gibi Müslüman olmaktır

Herbirimizin kendisine sorması gereken soru:

Kur’ân-ı Kerîm’in öngördüğü Müslüman gibi miyim? Ne kadar benziyorum? 

01 Kasım 2020

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden