26 Kasım 2022

Atatürk’ün pek mânâlı “cumhûriyet” târiflerinden biri:

“Cumhûriyet fazîlettir.”

cümlesidir.

Fazîlet, sözlükte “dürüstlük, iffet, nâmûs, merhamet, alçak gönüllülük, yiğitlik, sadâkat, adâlet, kerem ve ihsân gibi ahlâkî meziyetlerin hepsine birden verilen isim.” şeklinde karşılık buluyor. Atatürk’ün, cumhûriyet mefhûmuna eş tuttuğu fâzîlet, Türk dilinde böylesine geniş bir mânâ zenginliğine sâhiptir. Kelimenin sözlük karşılığında yer alan tâbirleri tek tek ele aldığımızda, aslında bunların hepsinin Türk milletinin karakter özellikleri olduğunu görürüz.

Engin târîhi boyunca Türk, hep dürüst görünmüştür. Türk sözünün bir başka ifâdesi, özü ile sözünün bir olmasıdır. Bu, dürüstlük dediğimiz haslettir. Türk, aslâ içi ile dışını ayrı vâdîlere koymamıştır. Hep göründüğü gibi olmuş, olduğu gibi görünmüştür.

Türk, iffeti ile nâmûsu üstüne, Dünyâ’da en fazla titreyen millettir. Türk milleti, hem kendi soyunun, hem de kendisine emânet edilen başka soyların iffetine ve nâmûsuna, canı bahâsına bekçilik yapmış, onların uğruna kendisini fedâ etmiştir. Türk târîhi, bunun sayılamayacak örmekleri ile doludur.

Türk, merhametlidir. Öyle ki, can düşmanlarından bile bu vasfını esirgememiştir. Sultan Alp Arslan ile Romen Diyojen arasında cereyân eden ve Malazgird Muhârebesi sonrasına ve dahî Cihân târîhine damga vuran o meşhûr sahnede, Bizans İmparatoru’na geride kalan hayâtını hediye eden büyük Türk merhameti parlamaktadır. Bu fevkalâde Türk duruşunun, daha nice benzerleri, târîhin galerisinde, okuyucu ve seyirci beklemektedir.

Türk, alçak gönüllüdür. Süsden, debdebeden, kibirden, küçük ve büyük dağları yaratma vehminden uzak bir hayâtı merâk edenler, Türk târîhine bakmalıdır. Bizans elçisi Priskos’un, Attilâ’nın sarayında görüp kayda geçirdiği intibâları, misâfirine altın tabakta altın kaşıkla yemek ikrâm eden, fakat kendisi tahta tabak ve tahta kaşık kullanan bir Türk Hâkânı’nı anlatır. Bu görünüşde, Attilâ yalnız değildir. Gençlik sâikiyle takıp takıştıran oğlu müstakbel Kaanûnî Sultan Süleyman’a:

“Yâ Süleyman! Bu ne hâldir? Anana takacak bir şey komamışsın!..”

diye kükreyen Yavuz Sultan Selîm Hân, Attilâ’nın yanında saf tutmaktadır.

Türk, yiğitlik bahsinde rakîb kabûl etmeyen insanların adıdır ve bu husûsda elinde tuttuğu referansların ezici çoğunluğu rakîb ve düşmanlarına âittir. Erlik, merdlik, cengâverlik, kahramânlık, alplık, gâzîlik ve nihâyet alperenlik şeklinde Türk’ün alnına yapışan uluğ vasıflar, bütün Dünyâ’nın gözü önünde alınmıştır.

Türk, ahdine sâdık olma işinde rakîbi olmayan bir mevkide durmaktadır. Onun, verdiği sözden döndüğünü gören olmamıştır. Bu Türk sadâkatini edebî metinlerde okumak isteyenler, Ömer Seyfeddin’in hikâyelerine bakmalıdır.

Türk siyâsetine her çağda kılavuz olan Kutadgu Bilig’de, Türk devlet sisteminin dört temel ayağı sıralanırken adâlet baş tâcı edilmiş ve en öne yazılmıştı. Hem Gök Tanrı Dîni’nde, hem de Müslüman inancında, adâlet tesis etmek, Türk devletinin ve o devletin başında bulunanların birinci derecede mes’ûl oldukları bir vazîfedir.

Türk, kerem ve ihsân başlıklarında, öylesine uzun ve geniş bir yelpâzenin sâhibidir ki, o yelpâzenin içine insan dâhil, cümle yaradılmışlar girmiştir. Yaralı leyleklere hastahâne açan Bursa şehrimiz, “Gurebâhâne-i Lâklakân” adını verdiği o leylek yuvasını, kereminin ve ihsânının nişânesi olarak ortaya koymuştu. Ahmed Hâşim’in, aynı adı taşıyan eseri, bahsi geçen Türk keremi ve ihsânını, sahîfelerinde hâlâ muhâfaza ediyor.

Netîce olarak şunu söyleyebiliriz: Atatürk;

“Cumhûriyet fazîlettir.”

derken, Türk milleti ile Cumhûriyet’i aynı yerde görmüş, birini diğerinin yanına koymuştur.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: