Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

İhsan KURT

Bunlar çalışmalarında kültürel faktörü de dikkate almaktadırlar. Kısaca kültürün relatifliği ile beraber "normal ve anormal" sınırlarının da "zaman ve yere bağlı olarak" değiştiği de anlaşılmış olmaktadır. Yani psikolojik kavramlara anlam verirken, ya da bu kavramları bir davranışa uygularken kesinlikle kültürlerin özelliği bilinmelidir. Mesela "Nevrotik" kelimesi, başlangıçta tıbbi bir anlam taşımakla birlikte, bugün bu kelimeyi kültürel kapsamını hesaba katmadan kullanamayız. Çünkü yapılan araştırma ve inceleme örnekleri bu hükmü doğrular niteliktedir. Mesela Benedist adındaki araştırmacı, incelemiş olduğu Kvakiutl kabilesindeki insanlarda ortak karakter özelliğini şöyle tarif eder; aşırı agresiflik, birbirine aşırı kapalılık ve güvensizlik. Böylece batı toplumunda hastalık ve hatta "paranoid" bir vaka olarak kabul edilen tavırlar bu kabilede normal olarak karşılanmaktadır[1]. Yani denilebilir ki kırık bir bacak, hastanın kültürel çevresi bilinmeksizin anlaşılabilir, ama hayaller gören ve bu hayallerin gerçek olduğunu ileri süren bir Kızılderili’yi psikotik olarak nitelemek yanlış olacaktır. Çünkü bu kızılderilinin kültüründe hayaller ve sanrılar (halucination) görmek özel bir yetenek, ruhların insanlara vermiş olduğu bir bağış olarak görülür. Bu gibi hayaller ya da sanrılar gören bir kimse toplum içerisinde belli bir saygınlık kazandığı için de hayal ya da sanrılar görmek için özel bir çaba gösterilir. Saatlerce ölmüş dedesiyle konuşan bir kimse bizim için nevrotik ya da psikotiktir. Oysa bazı Kızılderili kabilelerde atalarla böyle bir ilişki kurma benimsenmiş bir kültür kalıbıdır.

Bazen her psikolojik durumun her kültür için aynı doğrultuda değerlendirilmesi söz konusu olamıyor. Psikolojinin hastalık olarak kabul ettiği bazı hastalıklar ya da psikolojinin alt dallarındaki her kabul bazen kültüre göre farklılıklar gösterebiliyor. Dolayısıyla kültürlerin oluşturduğu sosyal dokular her gözlemlenen davranışlara kültürel açıdan bakılması gerektiğini de öne çıkarabiliyor. Hatta uyumsuzluk ya da hastalık olarak kabul edilen durumlara tedavi şekli de kültürler tarafından belirlenebiliyor. Fromm’un[2] dediği gibi; bir bakıma her kültür, yarattığı sakatlığın yol açtığı nevroz belirtilerinin açığa çıkmasını önleyen çareleri de yine kendi eliyle hazırlamaktadır.

Psikolojide bazı teoriler ya da psikoloji akımları, meselâ pozitivist zihniyeti öne çıkaran davranışçılık, insan gelişimini fizikten aldığı destekle değerlendirme çabası içerisine girmiştir. Oysa insanın gelişimi bir bütün olarak düşünüldüğünde, diğer ortamların yanı sıra kültür ortamı hiçbir zaman dışlanamaz. 

Bazı psikologlarca her kültürde varlığı ileri sürülen psikolojik durumların yanlışlığı araştırmalar neticesinde ortaya konmuştur. Buradan da her kültüre bütün psikolojik unsurların bir kalıp gibi uygulanamayacağı anlaşılmaktadır. 

Verilen örneklerden, insan davranışının; içinde bulunduğu çevrenin yanı sıra kültürel faktörlere göre de şekillendiği görüşünü çıkarabiliriz. Yani bu demektir ki; bireylerin kişiliğinin oluşumunda ve davranışlarının şekillenmesinde içinde yetiştiği kültürün etkisi dışlanamaz. Psikolojik yaklaşımlarla insan davranışları ölçülere alındığında kültürel yapı da dikkate değer bir unsur olarak görülebilir, görülmelidir. Mesela tıp biliminde insan anatomisine her millette aynı veya benzer şekilde bakılır, incelemeler mevcut veriler ışığında yapılabilir. Çünkü insanın genel fizyolojik yapısının kültürlerden fazlaca etkilenmesi söz konusu değildir. Fakat insan davranışlarına yönelik psikolojik yaklaşımlar için aynı şeyi söylemek biraz zordur. Yani kişilerin davranışlarının gerisinde olduğu düşünülen psikolojik faktörler farklı kültürlerde değişik yorumlamalar içerisine sokulabilir. Bu durum da; benzer davranışlarda olsa, yaklaşımlarda kültürlerin açısına müracaat edilmesi gerektiği gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Toplumlarda törenler ve geleneklerin psikolojik yapısının kültürlere göre değerlendirilmesi gerektiğine geçmeden önce; Kişilik değerlendirmelerinde kullanılan metotlarda da kültürlerin öneminin öne çıktığı örneklerle açıklanabilir:

Bireyi kendi kültürel ve toplumsal sistemi içinde ele almak, bize onun kişiliğinin kendi toplumsal sistemi açısından ne demek olduğunu anlamak imkânını kazandıracaktır. Aynı test sorularına değişik kültürel sistemler içindeki kişilerce verilen benzer cevapların, her kültür için ayrı bir anlam taşıyacağı açıktır. Son yıllarda basınımızda sıkça yer alan; Almanya'daki Türk çocuklarına uygulanan testler neticesinde bunların çoğunluğunun "güç öğrenen" olarak değerlendirilmesi de bu çarpıklığın ve yaklaşım yanılgısının bir sonucudur. Daha doğrusu kültürü dikkate almayan bir metot hatasıdır. Çünkü kişiliğin davranış veya zeka durumunu ortaya çıkaracak bir metot bireyin içinde yetiştiği toplumun kültürü için standardize edilmeli, yada o "kültür" yönünden taşıyacağı anlam bilinmelidir. Uygulanan testlerde başka kültürlerin ölçülerine göre yapılan değerlendirmeler başka kültürlerdeki insanların çok önemli bir bölümünü belirli yönde geri zekâlı veya hasta olarak gösterebilir. Aynen Almanya'da Türk işçi çocuklarına uygulanan testlerin sonucunu yorumlamada olduğu gibi. Oysa değişik türdeki psikolojik testlerin farklı kültürlerdeki bireylere uygulanmasında bir "uyarlama" söz konusu olmaktadır. Yani herhangi bir toplum için geliştirilen bir test, bir başka topluma verilirken bir uyarlamadan geçirilmelidir. Bazen bu yol izlenmektedir. Bu durumda psikolojik unsurlardan çıkarılacak neticeler kültürlere göre uygulanması ve yorumlanması gerektiği düşüncesini vermektedir. Fakat her metodun her kültürde aynı uygunlukla uygulanamayacağı bir metodoloji problemidir. Çünkü seçilecek kültürel kişiliği değerlendirme metotlarının, söz konusu toplum için uygulanabilme imkânı bulunmalıdır. Mesela TAT gibi bir testte bireyler resimlerde gördükleri imgelerle ırk ya da giyim ve diğer kültürel düzey özellikleri yönünden uyum yapamayabiliyorlar. Yani bu durumda da kültürel yapı öne çıkmaktadır.

Psikolojik yaklaşımlarda gelenek ve törenlere de getirilecek yorumlarda, toplumların kültürel yapıları dikkate alınmalıdır. Çünkü örf ve adetler, gelenek ve törenler bir toplumun zihniyetidir denebilir. Günlük dilde zihniyet bir düşünce halini, davranışlarda gözlemlenen örf ve adetlerle otomatik olarak birleştirilmiş bir olayları görme biçimini ifade eder. Bir davranışı ve o davranışın dayanır gibi gözüktüğü durumu açıklamak için “ne zihniyet!” tabiri bu anlamda kullanılır. Zihniyet sezgisel olarak, bir yandan davranışları, öte yandan dünya görüşü ve davranışların dayandığı ilkeleri kavrama biçimlerini birbirine bağlar. Bu bakımdan psikolojinin bütün analiz ve değerlendirme boyutlarında kültürü ve hatta kültürün kapsadığı alt alanları (gelenek ve törenler gibi) da dikkate alması gerektiği verilecek örneklerden daha iyi anlaşılacaktır. Çok farklı toplumlar arasında bazen birbirine benzeyen, bütün insanlığa has özellikler bulunmakla birlikte, her toplumun kendisine özgü, kendisini diğerlerinden ayırt ettiren özelikleri de vardır. Değişik toplumların kendine özgü yaşayış ve düşünüş şekillerinin, görenek ve geleneklerinin o toplumdaki kişilerin ruh sağlığını etkileyeceği açıktır.

Sosyal psikoloji açısından bakıldığında gelenek ve göreneklerin yanı sıra bunlarla birlikte yapılan törenlerde de incelenen toplumun "kültürel kimliği"ni dikkate almak gerekecektir. Yoksa bireysel planda yapılan hata, toplumsal gelenek ve törenlerin psikolojik yaklaşımlarında da yapılabilir. Buradaki hata belirli toplumlar için geliştirilen verilerin bütün toplumlara uygulanabileceği varsayımı ile başlatılmış olur. Yani belirli kültürlere psikolojik yaklaşımlarda bulunmak isteyen bilim adamı araştırdığı toplumun kültürünü iyi tanıması böylelikle peşin yargı ve benzeri duygulardan arınmış olması gerekir. Eğer kültürel aşinalığa sahip olamazsa psikolojik değerlendirmelerde yanlış neticeler çıkarabilir. Bu düşünce birkaç örnekle açıklanabilir:

Bilindiği gibi geleneksel Türk kültürü içerisinde bir düğün geleneği vardır. Düğünlerde özellikle bazı küçük törenler yerine getirilmeye gayret edilir. Mesela, damat gerdek gecesinde gelinin odasına götürülürken arkadaşları tarafından bir bakıma yumruklanarak ite-kaka götürülür. Damat, kendisine yapılan bu hareketler karşısında acı duyduğunu yansıtması gerekeceği yerde; sırtına, koluna vurmaları gülümsemeyle karşılar. Türk geleneksel kültürünü bilmeyen veya bu kültüre yabancı olan bir psikolog bu tabloyu gözlemlediğinde, damadın gülümsemelerinin "mazoşist" olarak değerlendirebileceği gibi, arkadaşlarının davranışlarını da "sadizm" olarak değerlendirebilir. Yine kaybolmakta olan bir Sudan geleneğinde de evlilik törenlerinde gönüllü olarak kırbaçlanma olayı vardır. Bunlardaki geleneğe göre süslenmiş olan damat, gönüllü bir erkek arkadaşının çıplak sırtını kamçıyla kırbaçlar. Daha sonra da kırbaçlama olayı bu geleneğin yaşamasını sağlayacak şekilde köyün her tarafında heyecan ve takdirle anlatılır. Bu gelenekte de "sadizm" ve "mazoşizm" unsurları olduğu söylenebilir. Ancak bu durum da araştırıcıyı yanlış neticelere götürebilir. Bu konudaki örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Neticede örneklerden şu düşünceler çıkar; İnsan davranışlarına, geleneksel töre ve törenlere psikolojik teşhisler konurken, her kültür insanı için aynı ölçülerin kullanılmasının psikoloğu veya psikiyatrisi yanlış sonuçlara götürebileceği söylenebilir. Gelenekler ve bu konudaki inançlar sadece "gelenek" olduğu için yaşamazlar. Toplum içinde bir anlamı oldukları, bireysel ve toplumsal bazı ihtiyaçları karşıladıkları sürece kendi kendilerini devam ettirirler. Geleneklerin "kültürel kimlik" içinde bir görevi olduğu psikolojik yaklaşımlarda dikkate alınırsa daha gerçekçi yorumlara ulaşılabilir. Yoksa çarpık varsayımlarla çarpık neticeler çıkarılabilir. Mesela geleneksel Türk toplumunun kültür yapısını tanımayan bir araştırıcı, bireylerdeki "saygı" anlayışının çeşitli biçimlerini "bireyde girişim eksikliği" olarak yorumlayabilir.

Verilen örneklerden de anlaşıldığı gibi psikolojik yaklaşımlarda kültürlerin önemi belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Zaten son zamanlarda yapılan araştırmalarla psikiyatri, insanı artık özel bir toplumu ve bu toplumun özel katları ve kültür sistemleri içinde görmeğe başlamıştır. Psikolog ve psikiyatristlerin bu anlayış içinde hastalarına daha doğru bir tanı koymaları, hasta olmayan toplumu korumaları, içinde bulundukları sosyal sistemi iyi tanımalarını gerektirmektedir. Bunun da bir bütün olarak toplum yapısını oluşturan kültürün iyi tanınması ile mümkündür. Çünkü K. Horney'e[3] göre her kültürün kendi duygularının ve belirli bir davranışa doğru iten kuvvetlerinin insan tabiatının biricik normal görünüşü olduğu inancına dört elle sarılmasını açıklayacak güçlü sebepler vardır ve psikolojide bu kuralın dışında kalamaz.

Kısaca insanı ve davranışlarını almış olduğu kültürü içerisinde değerlendirmesi gereken bir kültürler psikolojisindenbahsedilmektedir. Psikolojinin insan davranışlarına, davranış sebeplerine, toplumlarının geleneklerine daha gerçekçi psikolojik yaklaşımlarda bulunabilmesi için; insanları yetiştiren çevre kadar onların içinde bulunduğu kültürleri de tanıması gerekmektedir. Kültürel kimlik psikolojik yaklaşımlarda da ağırlığını hissettirmektedir. Bunun için Türk insanı ve Türk toplumu açısından da değerlendirmeler getirilirken sosyo-kültürel seviye farklarının yol açtığı kişilik farklarına gereken önem verilmeli. Toplumumuza uyacak, çağın ihtiyaçlarına ve "kültürel kimlik "özelliklerinin beklentilerine uygun psikolojik testlerin standartlaştırılması, yaklaşımlar geliştirmesi Türk psikologlarının sorumluluğundandır. "Kültürel kimlik "gerçeği dikkate alındığında Türk kültürüne getirilecek psikolojik yaklaşımlar daha sağlıklı ve zengin yorumlara neden olabilecektir. Yoksa Türk toplum yapısının diğer alanlarında çarpık yapılanmaların ortaya çıkarttığı hataların psikolojik yaklaşımlarda da tekrarlanması dozunu artırabilir.

 

[1] Özbek, Abdulkadir. Sosyal Psikiyatri'ye Giriş, A.Ü.Tıp Fakültesi Yayınları, Ankara,1971

[2] Fromm, Erıch. Sağlıklı toplum. Çev; Y.Salman ve Z.Tanrısever. Payel Y. İstanbul,1982.

[3] Horney, Karen Çağımızın Tedirgin İnsanı, Çeviren; A. Yörükan, Tur Yayınları, İstanbul; 1980, s.34     

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

43629856