2 Aralık 2022

            Meşhûr kıssadır: Mısır Seferi’nden dönüş yolunda, çamurlu bir yerden geçiliyorken, Anadolu Kazaskeri Kemâlpaşazâde (İbn Kemâl)’nin atının ayağından sıçrayan çamurlar, Yavuz Sultan Selîm Hân’ın kaftanına yapışır. Öfkesi, hiddeti ve gazabı ile Cihân’ı titreten Türk Hâkânı’nın, Molla Kemâl’e nasıl davranacağı, onu hangi şiddetli cezâya çarptıracağı merâk edilirken, orada bulunan devlet erkânının cümlesini hayretler içinde bırakan Yavuz kelâmı, ipek hafifliğinde, kadife yumuşaklığındadır. Korkudan yüzü sararan ve bedeni titreyen büyük Âlim’e dönen ve parlayan gözlerle bakan Cihângîr Yavuz:

            “Hoca Hazretleri! Hafv etmeyesiz! Sizin gibi bir âlimin atının ayağından sıçrayan şu çamurlar, bizim kaftanımıza ziynettir.”

            Kemâlpaşazâde’yi ve oradaki bütün devlet ricâlini rahatlatan bu sözlerden sonra, hemen yanındaki Çavuşbaşı’na bakan Yavuz Sultan Selîm Hân:

            “Çavuşbaşı, tiz usûlünce yazdırasın. Vasiyetimdir, bu kaftan temzilenmeye, bu çamurlarla muhâfaza edile. Yarındasında Hakk’a sefer eşdiğimde, murâdımdır, sandukamın üstüne serile.”

            Yavuz kâbındaki bir sert tâcdâr portresinin içine böyle bir ilim ve âlim hürmetini yerleştiren, Türk töresi ile İslâm akîdesidir. Reşid Rahmetî Arat’ın, yüksek ilim mesâîsi ile araştırıp kitaplaştırdığı eski Türk şiirlerinden biri, Turfan civârında kayda geçirilmiştir ve içinde şu hikmet dolu mısrâlar vardır:

            “Biling biling ya begim

            Biling sanga eş bolur

            Bilig bilgen ol erke

            Bir kün devlet tuş bolur

 

            Biliglig er bilinge

            Taş kurşansa kaş bolur

            Biligsizning yanınga

            Altun koysa taş bolur”

            

            Uygur sâhâsında derlenen bu anonim şiirin, anlaşılmayacak bir tek kelimesi yok, ama yine de bugünkü Türkiye Türkçesine aktarmak istersek, şunları yazabiliriz:

“Bilgi bilin ey beyim 

Bilgi sana eş olur

Bilgi bilen insana

Bir gün devlet yâr olur

 

Bilgili insan beline

Taş kuşansa kaş olur

Bilgisizin yanına

Altın konsa taş olur”

              Hazret-i Peygamber, her Müslüman’ın hayât rehberi olacak inci dânesi nice sözleri, ilim ve âlim üzerine sarf eylemişlerdir. Bu hadîslere nazaran:

“İlim, Müslüman’ın yitik malıdır, nerede bulsa almalıdır.

İlim, Çin’de de olsa, Müslüman gidip o ilmi almaıldır.”

             Yavuz Sultan Selîm Hân’ın Kemâlpaşazâde’ye söylediği sözlerin ardında, Uygur atalarımızın nefis şiiri ile Hazret-i Resûlullâh’ın nasîhat ve tavsiyeleri bulunmaktadır. Yavuz duruşunda ve nigâhında şırıl şırıl akan iki pınar vardır. Bunlardan biri Türk töresi, diğeri İslâm akîdesi ve Peygamber ahlâkıdır.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: