5 Aralık 2021

Bugün medeniyetteki gerilemenin bir nedeni hukukun çoğunlukla bir enstrüman olarak kullanılması, iş yapması gerekenlerin gömböc gibi yerinde yalpalamasıdır. Hegemonya hakları olmayan yığınlar üzerine inşa ediliyor. Adaleti beslemesi gerekenler kendi Frankensteinlarını, kendi Golemlerini besliyorlar. 

BM'ye göre Ruanda'da 1994'te tecavüze uğrayan kadın ve kız çocuklarının sayısı 250.000 ila 500.000 arasında. Güney Afrika'da her yıl 200.000 kadın saldırıya uğruyor. Kamboçya'da BM barış gönüllülerinin babası olduğu çocuk sayısının 24.500 olduğunu gösteren bir rapor var. 

Bu medeniyet değil tabi, belki bir ilerleme... Demokrasiyi, liberalizmi, Hristiyan değerlerini öğütüyor. Bizde de büyük bir değer erozyonu var.

Mesela, İslam başlangıçta tesis ettiği sahici bir unitas fratrum ile, kardeşlik birliği ile başarılı olmuştu. Bugün, bu anlayış var mı? Kadınlara, çocuklara, birbirimize gerçekten değer veriliyor mu? 

“Baba - 3” filminde Kardinal Lamberto havuzdan bir taş alır ve onu kırar. Taşın içini Michael Corleone'ye gösterip “bu taş uzun zamandır suyun içinde olmasına rağmen içi kurudur. Avrupa’daki insanlar da böyle… Hıristiyanlık yüzyıllardır onları kuşatmış ama İsa içlerine işlememiştir” der. Bu bizim durumumuz için de güzel bir örnektir. 

Ümmü Seleme’nin rivayetine göre Hz. Muhammed sabah evden çıkarken yaptığı duanın sonunda “saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım." derdi. Medine’de bir Yahudi vefat etmişti. Mezarlığa götürülürken Allah Rasulü saygı maksadıyla ayağa kalkmış, orada bulunanlar, “ama o bir Yahudi cenazesi” deyince şu cevabı vermişti: “Olsun, insan değil mi?” Bugün Müslümanlar bu anlayışa ne kadar yakınlar? Aslında İslam terbiyesi dediğimiz şey ortalıkta yok. 

Değer vermek, unutmamak demek. Bir hareketin sahihliği bu yüzden kültürle meşgul olma derecesiyle ilgili. Bu da bizden geriye kalanı düşünmeye dair. 

Antisthenes’in yöntemi bir tepeye çıkıp düşüncelerini ulumaktı. Bugün bir tepedeyiz madem (Akpınar'da yürüyüşe çıktım, dolaşıyorum), biz de uluyalım. 

Apollinaire’in şiiri medeniyetin karşısına koymasını hatırlayalım. Medeniyet değil aslında, bir ilerleme… "Katledilen Şair" kitabında "ey dünya, hayatın ile şiir arasında bir tercihte bulun, eğer şiire karşı ciddi tedbirler alınmazsa medeniyetin işi bitecek. Hiç tereddüt etmeyeceksin. Yarından itibaren yeni çağ başlayacak ve şairler katledilecek" der. 

Katledilen şair denilince aklıma Ömer Seyfettin geldi. Yanlış tedavi sonucu ölmesi, meşhur otopsi fotoğrafı... Bunları anlamak çok zor. Fakat biz "Muhsin Çelebi"sinin vazettiği şahsiyete kıymet verelim. 

Şu medeniyet, pardon ilerleme, aslında pek ehemmiyet vermediğimiz bayrak şairini de ıskalamamıştır. 

Arif Nihat’ı edebiyat devi, ölmeden saygı gösterilmesi gereken bir şahsiyet olan Yavuz Bülent Bakiler’den dinlemek gerek. İronik bir şekilde Kıbrıs’ta 1960’tan önce öğretmenlik yapan Arif Nihat’ın Kıbrıs Rum radyosunda sesi, televizyonunda görüntüsü olmasından, buna mukabil Ankara Radyosu’nun ve TRT’nin ona kapılarını kapatmasından bahseder. 

İlave bir not olarak, geçenlerde bir mezatta Arif Nihat’ın kartvizitini gördüm. Üzerinde ev adresi yazıyor. Kavaklıdere, Bülten Sokak 23/3 imiş. İnternetten doğruluğunu araştırdığımda Osman Oktay’ın bir yazısına denk geldim. Üniversite talebesiyken Arif Nihat Asya’nın Bülten Sokak’taki evine gittiğini yazmış. 

Bu apartmanda da butik müzelerden biri açılabilir. Belediye en azından apartmanın cephesine Arif Nihat Asya şu tarihler arasında burada yaşamıştır levhası asabilir. Belki bir sivil toplum kuruluşumuz, adına edebiyat ödülü verilmeyen Arif Nihat Asya adına bir ödül ihdas edebilir. 

Bu kategorideki Makalelerden