Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Kenan EROĞLU

Odgurmuş: Çeşitli zamanlarda anketler yapılıyor ve neticesinde siyasete ve siyasetçilere güven konusu hep alt sıralarda yer alıyor, bunun sebepleri üzerinde durabilir miyiz? Durum gerçekten böyle ve siyasetçiler sevilmiyor mu? Yoksa basın ve yayın organlarının oluşturduğu bir durum mu? 

Ögdülmüş: Bizim gibi gelişmekte olan, önemli meseleleri çözülmemiş, siyasi müesseseleri tam oturmamış ve hatta 5. Kuvvet olması gereken basının birinci kuvvet gibi davrandığı. İsteyen basın mensubunun, istemediği (siyaset kurumu gibi) kurumları rahatça ve de serbestçe eleştiriye tabi tuttuğu ülkelerde siyaset müessesesine ve siyasetçilere güven maalesef yerlerde sürünüyor gibi görünüyor. Bu durum ister siyasetçilerden kaynaklansın, ister milletimizin bakış açısından kaynaklansın netice itibariyle durum maalesef pek iç açıcı görünmüyor. 

Basınımızın uzun senelerdir işlediği fikir ve düşüncelere göre, 

“Siyaset demek üçkâğıtçılık demektir”. 

“Siyasetçiler güvenilmez adamlardır”. 

Vs. vs. 

Toplumda böyle bir anlayış oluşmuş/oluşturulmuştur. 

Aslında biraz dikkatli baktığımızda bu anlayışın iki sebepten oluştuğunu görüyoruz. 

Bunlardan birincisi: Bazı siyasetçilerin davranışları, sözleri ve vaatlerini yerine getirmemeleri-getirememeleri, olmadık konulardan, olmadık düşman ve olmadık dostlardan bahsetmeleri, seçim sıralarında hesapsız ve kitapsız vaatlerde bulunmaları gibi sebepler siyasetçiyi sevimsiz ve güvenilmez hale getiriyor. 

İkincisi ise: Yine bizim gibi müesseseleri oturmamış ve gelişme çabası içinde olan ülkelerde, beşinci kuvvet olması gereken basın kuruluşları birinci kuvvet gibi hareket ederek,  gazete ve televizyonlarda siyaseti ve siyasetçiyi hep olumsuz gösterir hep sevimsiz ve hep çirkin taraflarını sergilerler.  Zaman zaman; "Ne yapıyorlar, ne iş yapıyorlar, bir sürü adam orada toplanmış, dünya kadar maaş alıyorlar"   şeklinde takdim ederler ve özellikle de siyasetçilerin maaşlarını sürekli gündemde tutarlar. Sanki köşe yazarının aldığı maaş milletvekilinin aldığı maaştan daha azdır? Gibi konulara pek girmezler. Siyasetçiyi ve siyaset kurumunu eleştirip yıpratmak bazı basın yayın gurupları için kendilerine vazife edinmişler gibi geliyor. 

            Ulusal basının ve televizyonlarımızın köşelerine çöreklenmiş olan “çatal dilliMarksistler” ve bunlara uyan safdil yazarlar, siyasetçiyi ve siyaset kurumlarını bilerek ve isteyerek sürekli eleştirerek itibarsızlaştırmaya çalıştıkları da bir gerçektir. Onlar için siyaset kurumu ne kadar itibarsız olursa kendileri o kadar itibarlı olurlar diye düşünüyor olmalılar. Toplumu daha çok yönlendirme yaparlar, hem siyaseti eleştirip olumsuz gösterirler, hem de siyasete daha çok yön verirler. Bu ve bunun gibi yaklaşımlara bazen diğer basının köşelerinde bulunan yazarlarda katılırlar. 

            Hatta basının bu sinsi ve taraflı yayınlarına işin aslını esasını bilmeyen saf vatandaşlarımız da bunların korosuna katılarak siyaset kurumu ve siyasetçiler aleyhine atar tutar ve olumsuz fikirler ileri sürerler. Bazen de söylediklerinin gerçekle bir alakasını bulmak mümkün değildir. Bir yayın organının allayıp pullayıp ileri sürdüğü karalama kampanyalarına alakası olmayan ve kendilerini okur-yazar kabul edenler de katılırlar. 

            Siyasetçilerin yaptığı yanlış ve hataları olduğundan fazla duyurarak, sık ve tekrar yayınlayarak onların toplumun gözünden düşmesi için ellerinden geleni yaparlar. 

Bunlara göre siyasetçinin aleyhinde bulunmak sanki milli bir görevdir. 

Bu tür söz ve nitelendirmeler ve davranışlar siyasetçiyi toplumun gözünde düşürüyor, maalesef basının önemli bir bölümü bunu bilerek isteyerek yapıyor. Siyaseti ve siyasetçiyi itibarsızlaştırarak, kendilerinin itibar kazanacaklarını sanıyorlar. 

Bütün bunlardan dolayı siyasetçi sevilmez ve iyi gözle bakılmaz konumda bulunuyor. 

Odgurmuş: Aslında durum böyle olmaması lazım. 

             Ögdülmüş: Siyaset Kurumu en itibarlı kurumlarımızın başında gelmektedir. Eğer öyle olmasaydı bunca insan siyasi partilere başvurarak Milletvekili, Belediye başkanı, İl başkanı, Encümen üyesi vs. olmak için yarışa girer miydi? Daha düne kadar siyaset kurumunu ve siyasetçileri eleştiren basın mensupları ve köşe yazarları ilk fırsatta kendilerine teklif edilen Milletvekilliği seçilme teklifini asla geriye çevirmemişler ve çeşitli partilerden parlamentoya girmişlerdir. 

            İşin aslı; Siyaset kurumunun çürümüşlüğü ve siyasetçilerin kötü ve sorumsuz insanlar olduklarından değil, basınımızın köşelerinde bulunan yazar takımının siyaseti yıpratma değersizleştirme ve itibarsızlaştırma yaklaşımlarından başka bir şey değildir. 

            Bizim toplum olarak, kısa bir süre sonra aleyhine geçmediğimiz, eleştirmediğimiz, bir kurum, kuruluş ve insan var mı? 

Odgurmuş: Toplum olarak biz siyasetten ve siyasetçiden sanki olduğundan fazla iş bekliyoruz. 

Ögdülmüş: Evet öyle, siyaset kurumundan ve siyasetçilerden taşıyabileceklerinden çok fazla iş ve yük bekleriz. Herhangi bir kişi-kişiyi, Milletvekili, Belediye Başkanı veya bir İl-İlçe başkanı seçilir-seçeriz. 

Seçilen kişi,  seçilinceye kadar toplumun içinden herhangi birisidir.  Toplumdaki herkes gibi yaşar,  herkes gibi yer, herkes gibi içer,  herkes gibi gezerdi.  

Ama seçildikten sonra artık o, sanki bizden birisi olmaktan çıkmış, elinde sihirli değnek olan ve çaldığı her kapıyı bizim için ardına kadar açabilme gücü olan birisidir. O artık masanın öbür tarafına geçmiştir,  O’ndan yapabileceğinden çok daha fazlası beklenir ve istenir. O artık farklı bir insandır. Her işi yapması, her problemi çözmesi, her masaya yumruğunu vurması, her istenilen yerde bulunması gerekir ve şarttır. 

Seçilen kişinin elinde bulunan sihirli bir değneği her vurduğu yerde işler yapılıverecek gibi davranılır. 

Milletvekilinin,  Belediye Başkanının yetkileri bellidir. Partinin yetkili kurulları vardır. Parti disiplini vardır Partinin prensipleri vardır. Vs. vs. Bunların hiç birini dikkate almayız. 

Ama biz yine de ondan çok şey bekler isteriz.  Her gittiğimizde-geldiğinde yemeğimizi yedirmeli, otel paramızı ödemeli, hastamız varsa hastaneye, cenazemiz varsa cenazeye gelmeli ve seçmeni hep hatırlamalı. Kendisi için yaşamamalı,  seçmeni için yaşamalı. Seçmenini kendinden çok sevmelidir. 

Hâlbuki o kişiyi biz seçtik, “o bizi bulunduğu yerde temsil etmesi yeterlidir” demez.   Bize kul köle olmalarını bekleriz. 

Ardından da  “üç milletvekili seçtik, beş milletvekili verdik bize ne faydası oldu” diyerek memleket sever bir havaya gireriz. Başka vilayetleri ve oralardan seçilenleri örnek gösteririz. Zaten en iyi elmaların sepetin alt tarafında olması gibi, en çalışkan ve memleketleri için iyi işler yapan Milletvekilleri hep başka illerdedir. 

Hele de oy vermediğimiz Milletvekili ve Belediye başkanları konusunda ise çok fazla ileri ve geri konuşmayı da çok severiz. 

Ama kendi ilimizden seçtiğimiz kişinin de ilk fırsatta aleyhine döner ve hakkında konuşur eleştiririz. 

Bu kadar görev yüklenen, o seçilmiş kişi bu yükün altından asla kalkamaz. Peki, o zaman ne olur,  Bu seferde aleyhinde kampanyalar başlatır konuşmaya eleştirmeye başlarız. “zaten hiç gelmiyor, bir kere bile uğramıyor, bu güne kadar ne yaptı ki. Vilayetimize ne getirdi, başka illerin Milletvekilleri neler yapıyorlar (İş yapan insanlar-milletvekilleri her zaman dışarıdadır, başka illerdedir.) bizimkiler maaş alıp yan gelip yatıyorlar, o senelerdir yükünü tuttu artık ilimize de gelmez.” vs. vs. deriz. 

Düne kadar birlikte olduğumuz insanların kolayca aleyhine geçmeyi ihmal etmez, Birlikte olduğumuz zamanlar hatırına susalım veya daha dikkatli konuşalım demeyiz. 

 Her konuda eleştiri yapmayı çok severiz.

    Siyasetçi sevilse de, sevilmese de;  siyâset, “Hayat Bilgisi”nin ve “Yurttaşlık Dersi”nin ana konusudur. 

 ....

Odgurmış (1): Kanaat - Akıbet- Afiyet 

Ögdülmiş (2): Akıl - Ululuk 

Kadim Kitabımız olan “Kutadgu Bilig” de geçen iki şahsiyet: 

Bu yazarın diğer makaleleri

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

41620923