Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Mehmet MAKSUDOĞLU

Şöyle haberlere televizyonlarda, gazetelerde rastlasanız ne hissedersiniz? 

*Belgrad’da, bir inşaat için kazı yapılırken, bir Osmanlı’ya âid mezartaşı bulundu, incelenmek üzere müzeye kaldırıldı. 

*Viyana yakınlarında bir evin bahçesinde kuyu kazılırken altın Osmanlı paraları bulunup müzeye götürüldü. 

*Atina yakınlarında bir yol çalışması yapılırken Osmanlı medresesinin duvarlarına rastlandı, çalışma derhâl durdurularak duvar korunmaya alındı, çevresi açıldı, medresenin diğer duvarlarının bulunması için mimarlar, arkeologlarla işbirliği hâlinde çalışıyorlar. Yolun başka taraftan açılması gündemde.

*Atina’da büyük bir parkta su kuyusu açılırken, ortaya çıkan mezar taşı parçalarından hareketle, birbirinden uzak noktalarda yapılan kazılarla pek çok Osmanlı mezar taşı parçalarına ulaşıldı. O geniş parkın, eski bir Osmanlı mezarlığı olduğu değerlendiriliyor. Parktaki ağaçların ve binaların ortadan kaldırılıp, elden geldiğince Osmanlı mezarlığı ortaya çıkarılacak ve açık hava müzesi olarak değerlendirilecek. Bu büyük proje ile Amerika’dan, Japonya’dan, Çin’den ve Rusyadan gruplar hâlinde turistlerin getirilmesi hedefleniyor... 

*** 

Böyle saçmalıklar olmaz tabiî; Avrupa’da, eskiden Osmanlı idâresinde yaşamış olan gâvurların (Müslüman olsunlar, ‘Müslüman’ diyelim; gâvura ‘gâvur’ demeyeceğiz de ne diyeceğiz?) ülkelerinde, toprak altından Osmanlı ile ilgili tarîhî eserler çıkarıp korumaya almak şöyle dursun, toprağın üzerindeki sapasağlam Osmanlı câmileri, mezarlıkları, medreseleri kazınıp yok edilmişlerdir, rastlanırsa da hemen yok edileceklerdir. Zihinler buna göre otomatiğe bağlanmıştır. 

Bizde ise : 

Çocuk aldatır gibi, zihinler, yaklaşık 200 yıldanberi (Tanzîmât, ‘teslîmiyet’in resmen ilânından ibârettir) ‘Avrupa’lı Emperyalistlerin istediği doğrultuda’ düşündürülmeğe alıştırılmış/uyarlanmış olduğundan, ‘târîhî eser’ denilince, diplomalılardan başlamak üzere, çoğunun aklına putperest Roma ve Yunan’la ilgi şeyler gelmektedir: bu, 8 nesildir süregelen bir vetîre (süreç)dir. 

Bu kafa yapısının çok yaygın olduğu görülüyor, hemen hemen herkes, bu topraklardaki Roma ve Yunan kalıntılarının gönüllü bekçisi hâline getirilmiş. Muhafazakâr, milliyetçi olarak kabul edilen medya kanallarındaki muhâbirler de bir putperest kalıntısı bulunduğunda, heyecanla haber vermekteler. Kültür İstilâsı böyle bir felâkettir! Olaylara, ‘başkalarının’ baktığı açıdan bakar, öyle değerlendirirsiniz. 

***

Son örnek, Osmanlı’nın ilk mühim başkenti, Sultân Murâd Hüdâvendigâr’ın ‘Dârul Hilâfet’ diye söz ettiği Bursa’dan. 

Vatandaş’ın kabahati değil; ‘ana akım’ öyle olduğu için, o akıma uyarak öyle davranıyor: 

Evinin balkonundan, yandaki inşaatın temel kazılmasına bakarken, açığa çıkan bir putperest mezarı ile ilgil taşı, ‘târîhî eseri’ görünce fırlayıp gidiyor, taşı temizliyor, ilgililere haber veriyor...bu pek mühim taş müzeye kaldırılıyor... 

*** 

Uzaydan bakılınca, ülkemizde son yıllarda ortaya çıkarılan ve bütün hızıyla çıkarılmakta olan arkeolojik kalıntıların sergilediği manzara, en çok göze çarpan manzaralardan biri olacaktır. Uzaydan bakan birisi, bu ülkede herhâlde Romalılar ve Yunanlılar hâkim, eserleri itinâ ile muhafaza ediliyor, diye düşünecektir. 

İşin kültür boyutundan başka, bir de siyâsî boyutu var: 

Bir ülkenin kime âid olduğunu kararlaştırmak için, o sırada orada yaşayanlara DEĞİL, oranın târîhî bakımdan kime âid olduğuna bakılıyor. 

***
Arkeoloji ve Turizm anlayışımızda kökten değişiklik gerekmektedir. 

Bu topraklar ebediyete kadar bizim olacaksa, aklımızı başımıza devşirmemizin zamanı çoktan gelmiştir. 

14.01.2021 

 

Bu yazarın diğer makaleleri

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

41620623