Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Eyüp Ersegun KAHRAMAN

İster çalışalım, ister düşünelim istersek de sadece duvara bakalım ancak zaman bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. 

Aslında ne yaparsak yapalım devinim, yaşantımızın kaynağı. 

Şu an yaşadığımız düzen insanoğlunun ilk çağ filozoflarından bu yana oluşturduğu düşünce hareketlerinin birbiri üzerine eklenmesiyle oluştu. Bu fikirlerin bir kısmı sadece şahısların düşüncelerinde kalırken bir kısmı ise zihniyet oluşumunu sağlamıştı. Bu zihniyetler insanların hayat tarzlarının tam merkezine yerleşip, iktisadi, ilmi, kültürel vs bütün açılardan hayatlarını değiştirecekti. Zamanın koşullarından da uzun süren bu değişim aydınlanma döneminde olduğu gibi belirli bir sınıfın mücadelesi ile 300-400 sene sonunda neticelenirken, ilerleyen yıllarda daha geniş kitleleri etkileyen değişimlere de gebe olacaktı; misal Fransız İhtilâli’nin oluşu 150 seneye yakın sürerken tabandan başlayan bir hareketle neticelenmesi

Özellikle sonraki yıllarda modern siyasi ideolojilerin ortaya çıkmasıyla bu fikir hareketleri büyük toplumsal hareketleri doğurdu. Özellikle Marksizm kendi teorisi içinde toplumsal hareketi –işçi hareketleri- barındırdığı için etkili olduğu 20. Yüzyılın ikinci yarısına kadar sokak hareketlerinde oldukça etkiliydi. Kendisinin başlattığı toplumsal hareketler, diğer ideolojilerde de yer bularak gittikçe yükseliyordu. 

İdeolojilerin hâkimiyeti altında devam eden yıllarda hem inançlı hem de haklarını kazanabilmek için her şeylerini feda edebilecek bir nesil, entelektüeller tarafından beslendikçe yenilenen kitlelerle müthiş bir devinim sağlıyordu.

Bu hükümetlerin otokrat anlayışa sahip olmasına karşı bir tehditken aynı zamanda fikir hareketlerinin de devamında önemliydi. Nitekim toplumsal harekete yeni nesillerin katılımıyla mevcut fikir Nietzche’nin asıl gerçek olarak nitelendirdiği hayatın bizzat kendisinden kopmuyor hem de fikir nesilden nesile aktarılabiliyordu.

Tabi burada kuşaktan kuşağa aktarım aslında en can alıcı nokta. 

Her zaman olduğu gibi birey olmazsa hiçbir şey gerçekleşmez. Fikir devam ettiği sürece toplumsal hareketler değişerek devam edecektir ama birey olmazsa fikir de devam etmez.

80lerden bu yana ülkemizdeki entelektüel anlayışının fildişi kuleye hapsolmasıyla mevcut fikirleri ateşleyecek yapıda da azalma görülmekte. En azından yeni bir kuşak her zaman için kurtarıcı özelliğini barındırabilir. 

Meselemiz de o kuşağı kaçırmamak.

21. asra kadar kuşaklar arasındaki fark belki 10 belki belki 20 sene de keskin bir şekilde oluşuyordu; ancak günümüzde bu 1 seneye kadar düşmüş durumda. Herhangi bir düşünce için 1 sene boyunca harekete katılmayan kişinin olması tehlike çanlarının çalması için yeterli olacaktır. Nitekim her yeni kuşakta hareket, sıfırdan başlamak zorunda kalıyor.

Bu sıfırdan başlamanın yaşanmaması için günümüzde önemli gördüğüm üç başlık mevcut; cemiyet hafızası, kimlik, konfor.

Kimlikten başlayacak olursak, tanımı yapılırken insanın en çok hassasiyet duyduğu noktasıdır denir. Ulus devlet anlayışının egemenliği altında kurulan devletlerin en hassas yapısını bu oluşturur. Kurmak istedikleri kimlik hem millet yapısını oluşturacak hem de aynı yapının bölünmez bütünlüğünü sağlayacak. Yani başta kurulan toplum her yeni nesilde kimliğin korunmasını da sağlayacak. Modern siyasi ideolojiler bu toplum yapısının kökten değişmesi üzerine kuruluyken bu ideolojiler, dönemin kişileri için oldukça önemliydi. Misal herhangi bir milliyetçinin veya sosyalistin ideolojisine olan hakaret oldukça rencide ediciydi. Postmodern dönemdeki kimlik anlayışı ise tamamen daralmış düzeye indi. Sadece bununla kalmadı aynı zamanda daha özel, daha özgürlükçü ve daha bireysel anlayışa indi. 

Günümüzde bunun en çarpıcı örneği küresel düşünürsek cinsel yönelimler üzerine. Lise çağındaki çocukların dahi kimlik olarak lgbt üyesi veya destekçisi olması yükselmekte. Ülkemiz genelinde dikkat çeken bir özellikse bence kediler üzerine. Doğasever, hayvan sever, kedi sever ve son olarak de kedi annesi/babası olarak zaman içinde daralan kimlik yapısı özellikle üniversite çağı insan gruplarında oldukça popüler. Burada yanlış anlaşılmamak için daha net söylersem hayvan beslemenin dışında kedi annesi/babası olmak bir kimlik haline gelmek üzerine.  Gelecekte de muhtemelen youtube bu ‘‘kimlik’’ anlayışının en önemli parçası olacak.

Kitleleşmeye başlayacak olan bu yeni kimlik anlayışları neticesinde büyük fikir hareketleri toplumsal yapıdan iyice uzaklaşma tehlikesine girecek ve bir süre sonra yok oluşa doğru sürüklenecektir.

Bunun yürütmede karşılaşılacak sorunu da şu olabilir; merkezi yönetimleri ne korkutacak?

Fikri kimliği kabul eden birkaç kişi ile karşılaşıldığını varsayarsak bu sefer de karşımıza başka bir sorun çıkacaktır; konfor.

 İ nesli -2000 sonrası doğanlar- ile birlikte daha çok gündeme gelecek olan konfor kavramı, kendisini aslında pandemi dönemindeki yasaklarda da oldukça hissettirdi. Peki, bu toplumsal hareketleri nasıl etkiler?

2000 sonrası kuşak z kuşağı olarak tanımlansa da toplumsal hareketler nezdinde i kuşağı olarak adlandırılmakta. Doğdukların andan itibaren internet üzerinden hayatlarını devam ettirdikleri için tepkilerini de internet üzerinden vermekteler. Bunu sağlarken aslında konfor noktaları hemen hemen hiç bozulmuyor. Düşünecek olursak gezi parkı olaylarından bu yana herhangi bir toplumsal hareket yaşanmadı; bu sorunların olmadığından ziyade hareketi sağlayacak nesillerin tepkilerini yemek yerken, oyun oynarken duyurabilme imkânına sahip olmalarından kaynaklanıyor.

Bu olayı sosyal medyadan bağımsız biçimde de ele alacak olursak; toplumsal hareketler sizden fikriniz doğrultusunda temel ihtiyaçlarınızdan dahi feragat edeceğiniz büyük bir mücadele bekler; çünkü hangi fikre bağlı olmuş olursanız olun mücadeleyi iktidarla yani en büyük güçle edeceksiniz.

70li yıllar milliyetçisiyle sosyalistiyle bu konunun örnekleriyle dolu. Hayatta kalmaktan bile vazgeçecek düzeyde idealist olan kuşağın başlattığı toplumsal hareketler, günümüzde fikri olarak devam etse de starbucks da içtiği kahveden veya hemen yanı başında olan sevgilisinden ayrılamayan gencin toplumsal hareketle ilişkisi oldukça zor olacaktır. Hayatla tanışması oldukça zaman alan yeni neslin sahip olduğu fikirle olan ilişkisi oldukça güç olacak.

Nitekim bir idealistin sahip olduğu fikirle arasındaki ilişki konfor alanıyla yaşayacağı çarpışmayla ortaya çıkacaktır.

Geleceğim son başlıksa cemiyet hafızası olacak.

Yine insandan yola çıkarak başlayalım; bir insan doğduğu aile ortamında görmediği akrabalarının yaşanmışlığı ile büyür. Fark etmeden ailesiyle ilgili sahip olduğu hafıza onun için güvenli bir liman oluşturur. Bu liman kendisine bir rota gibi farklı dürtüler aşılar; nerde nasıl tepki vereceği, kime nasıl güveneceği gibi.

Cemiyet de tıpkı bunun gibi harekete bağlanan nesiller için güvenli bir liman oluşturur. Bu limanın güvenilirliği aslında mevcut cemiyet hafızasının aktarılmasıyla oluşur. Günümüzde bu gittikçe zorlaşıyor; cemiyetler kendi içlerinde ‘‘kapalı kalma’’ korkusu veya meselesi sebebiyle cemiyete ucundan değen insanlarla gençleri sık birleştirme çabasına girebilir. Cemiyetin bizzat içinde olanlarla olan teması popülizm sebebiyle gittikçe azalmakta. 

Hâlbuki eğitim faaliyetleri çatısı altında daha sık gerçekleşen bu buluşmalar sıradan bir eğitimin dışında bir ruh bir mücadele aktarımını da sağlıyor. Doğru hafızayla buluşturulamayan yeni nesiller farkında olmadan çürük kayalara rastlanabilir. Her şey güzel yolunda gidiyor gibi gözükürken en dirençli olmaları gereken bir kriz anında biranda dağılmakla karşı karşıya gelirler. 

Toplayacak olursam;

Devinimi sağlayamayan toplumsal hareketler varlıklarını tehlikeye sokarlar. Daralan, daralmaya devam kimlik yapısı milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm gibi modern siyasi fikirleri ve onunla kurulan toplumsal hareketleri büyük bir tehlike altına sokacaktır. Genişleyen ve ulaşımı kolaylaşan konfor alanı sayesinde harekete kişilerin katılımı da oldukça azalacak, katılımsız geçen yıllar boyunca da mevcut hareket kendini kurtarabilmek için popülizme kayacaktır. Bu da korunaklı cemiyet hafızasında bozulmalara, ortak ruh, şuur gibi toplumsal hareketlerin sac ayaklarını bir bir yıkacaktır.

Bunun sonucunda toplumda hayal edebilen şahısların sayısı azalacak, genel geçer bir toplum yapısı ile dinamizm kaybolacak, gelen her hükümet önündeki araziyi sürmekte zorlanmayacak.

Bunun olmaması için okul çağından başlayarak sosyal veya kamusal alanlarda öncelikle büyük kimlik hareketlerine yönelik çalışmalar yapmak, mevcut hareketlerin popülizme kapılmadan, nesillerin dikkatini üstüne çekebilecek gelişmeleri sahip oldukları fikirle olabildiğince entegre etmeleri, konfor alanlarının bir miktar daraltılması veya ulaşımının çaba sonucunda sağlanabilmesi gerekmektedir.

Mücadelelerin kötü sonuçları önümüze dayatılarak postmodernizmin yıktığı idealizmin aslında tüm başarılarda ortak faktör olduğunu unutmamak gerekir.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

41621159