Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Mehmet MAKSUDOĞLU

Ne güzel, ne câzip, kulağa ne kadar hoş gelen bir cümle değil mi? 

Pekâlâ, İslâm’a ve çağa bakalım, İslâmı, -oluyorsa- çağa NASIL uyduracağımız konusuna gelelim. 

Önce, son söyleyeceğimi başta söyleyeyim de, okuma ve dahî düşünme zahmetine katlanamayacak olanlar, okuma ve düşünme zahmetinden kurtulsun: 

İslâm’da değişiklik yapılarak İslâm mı değişmeli, yoksa, Çağ mı değişmeli? 

Sonda söyleyeceğimi, yine başta belirteyim: 

İnsanın kaybolduğu, eşyânın (petrolün, madenlerin, teknik aparatların, paranın) insandan daha değerli tutulduğu, bu, hastalıklı Çağ değişmeli; zâten Hz. Muhammed Aleyhis Selâm gönderildiği çağda, insanlık fecî durumda idi, o durumu anlatmak için ‘vahşet’ kelimesi hafif kalır 

Hz. Muhammed Aleyhisselâm gönderilip İslâm’ın son merhalesinin hâkim olmasıyla, insanlık 500 yıl boyunca göz kamaştırıcı uygarlık gördü. 

Aynı vahşet durumu, İslâm medeniyeti’nin son temsîlcisi Osmanlı’nın yenilmesiyle geri gelmiş ve “örtülü şekilde” devam etmektedir. 

Çağımızınm değerlerine bakalım: 

*Hukuk, insan hakları. 

Bu konuda gelinen nokta, Lahey’deki Adâlet Mahkeme kararlarına uyulmasıdır. “Çağdaş” hukuk orada tecellî etmektedir. 

Bu çifte standartlı mahkemenin “âdil” kararlar verdiğine kanaat getiren kaç “çağdaş” vardır? Ne dersiniz? 

*Yine “çağdaş” kanunlara göre hüküm veren mahkememiz, sarhoş olarak direksiyon başına geçip insan ezen, insanları yaralayan vatandaşa birkaç yıl hapis 

Mehmet Maksudoğlu 

cezası verebilmektedir, insan öldürdüğü için “idam edilmesi” düşünülemez, yürürlükteki çağdaş hukuka aykırı olur. İslâmın “kısas” hükmü ile bunu nasıl bağdaştıracağız? 

*Çok yakında, şımarık bir bayan, yolda rastladığı, hiç tanımadığı, başı örtülü olduğu için sinirlerine dokunan bir öğretmen hanımı TOKATLADI! 

Mahkeme sonuçlandı ve bu -kültür istilâsı ürünü- çağdaş bayan 2000 -yazı ile ikibin tl- cezaya çarptırıldı. 

O bayan, mahkeme çıkışında hayâsızca sırıtıyordu. (hayâ, utanma duygusu, insan ile hayvan arasındaki farklardan biridir, diğer bir fark da nikâh akdidir.)

İslâm’a göre, bu sırıtık bayana da aynı şekilde işlem yapılması gerekir. (Hoşuna giderse tekrar aynı “çağdaş” eylemi yapsın.) 

*Alman bayan çocuk doğurma zahmetinden özenle kaçındığı için, yetkililer, hukuka dayanarak, “çocuğu döğdün” bahanesiyle, günahları kadar sevmedikleri yabancı işçi çocuklarını âilelerinden koparıp18 yaşına kadar asla göstermeyerek almanlaştırmaktadır. 

“Çağdaş” kabul edilen Batı ülkelerinde hukukun nasıl işlediğinin birçok canlı örnekleri vardır, geçelim... 

*Ekonomi.

*Gün geçmiyor ki, televizyon ekranlarında hangi bankanın ne kadar “hoş geldin fâizi”, vb çok câzip reklamlarını görmeyelim. Fâizin adını “vâde farkı”, “kazanç” gibi değişik kelimelerle değiştirenler de var; adı değişse de, başka renge boyansa da, fâiz, fâizdir ve Müslüman olduğunu bildiren, “Müslümanım” diyene HARAM (kutlu yasak)dır. 

Çağdaş ekonominin lokomotifi kabul edilen fâiz ile fâizi HARAM kabul eden İslâm’ı nasıl bağdaştıracağız? 

*Tesettür.

İslâm’a göre, Müslüman bir kızın, hanımın elleri, yüzü ve ayaklarının görünen kısmı dışında bütün bedenini örtmesi gerekir. Buna tam olarak uyamıyorsa, inkâr etmedikçe, dinden çıkmaz, günahkâr olur. İnkâr eder, tanımazsa, dinden çıkar; kimsenin Müslüman olmak mecburiyeti yoktur, ‘müslümanım’ diyen için, bu, böyledir. 

Günümüzde hanım kızlarımız, spor için uıygun görülen, belli kıyafetlerle maçlar yapıyor, başarılı olduklarında alkışlanıyorlar... 

Başarılı bayan sporcularımızın hatırı için İslâm’daki tesettür hükmünü hangi “çağdaş” İslâm bilgini kaldıracak? Televizyon aboneleri mi? 

*Seks. 

İslâm, fıtrat dînidir, insana özelliklerini veren, onun ihtiyaçlarını bilen tarafından, bu ihtiyaçların en kolay ve uygun şekilde nasıl karşılanacağını gösteren kurallar da verilmiştir. 

İnsanın mükellef (sorumlu) olması, ferd kabul edilmesi için 2 şart vardır: akıl ve bulûğ (ergenlik) 

İlk şart ‘akıl’dır, aklı olmayanın dîni de yoktur, o, “mükellef” değildir, o, namaz kılmakla, oruç tutmakla, kısacası ibâdetle mükellef (yükümlü) değildir. 

İkinci şart : bulûğ’ dur, insan, bulûğa erdiği, ergen olduğu andan başlayarak mükellef (yükümlü/sorumlu) olur. 

İnsanda; temel dürtü, seks olduğu için, nikâh çok kolaydır. İnsana en yüksek değeri veren, (zâten öyledir, kâinatta her şey insan hayâtına göre düzenlenmiştir; insanın değeri de, ona bütün bu nimetleri veren Yaradan’ın buyruklarına uyduğu kadardır.) insanın, hayvanlar gibi davranmasını istemeyen Yaradan, kuralları, Peygamber vasıtasıyla bildirmiştir. 

Seçkin sahâbîlerden Avf oğlu Abdurrahman evleneceği zaman (muhâcirdir, henüz ticâretle zenginleşmemiştir) Hz. Muhammed Aleyhis Selâm ona, “bir koyun keserek” ziyâfet vermesini buyurmuştur. 

Yâni, bir erkek ve hanım Müslüman, iki erkek şâhid huzurunda, yetkiliye, birbirlerini eş olarak kabul ettiklerini beyanla, bir de topluluğa yemek ikram etseler, nikâh gerçekleşiyor. Hukuk tarafı böyle. 

Bir de sosyal tarafı var: toplumun temel hücresi olan, millet dokusunu meydana getirecek temel ögelerin başında gelen bir âile kuruluyor. Pek tabiî, gencin ve kızın âilelerinin bu işte DIŞLANMAMASI gerekir. Âileler kötü sürprizlerle karşılaşmamalıdır. 

Bu iş, bir düzene kavuşturulmalıdır. Üniversite gençlerinden evlenenler için, ayrı yurtlar (apart şekinde) yapılması, çok mu pahalıdır? 

Bu iş için bir yardım kampanyası başlatılsa, herhâlde, bilinçli Müslümanlar, câmi yaptırma ve yaşatma derneklerine yapacakları bağışları, böyle, evli öğrenciler için yapılacak yurtlara yönlendireceklerdir. 

Yoksa, bu, “çağdaşilık akımı içinde” iş olacağına varıyor, gençler zina günahına düşüyor. Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu da bunu dile getirip, bu çirkin, fecî işleri görmezden gelenleri uyandırmak için “gelin, bâzı şehirlerdeki üniversite civarındaki öğrenci evlerine bir bakalım” deyince kıyâmet kopuyor, sorumlu davranan bu öğretim üyesine “çağdaş” saldırılar yapılıyor. Durumu görmek istemeyen çağdaş devekuşlarına ne demeli, bilmem!

Evet; yenilenmeye büyük ihtiyaç var: insanların kendilerine dönmelerine, BİLDİKLERİNİ ZANNETTİKLERİ İslâmı ÖĞRENMELERİNE ve GEREĞİNCE DAVRANMALARINA! 

24 Ocak 2021

Not: 

Kur’ânı Kerîm’in Allah (C.C.) tarafından Hz. Muhammed Aleyhisselâm’a vahyedildiğine inananlar, târif gereği, Müslümandırlar. Müslüman, Kur’ânın baştan sona kadar, her harfinin Allah katından geldiğine inanır. 

Kur’ân’daki bir kelimeyi bile kabul etmeyen, tanımayan kişi ne olur? Müslüman olarak kalır mı? Söylemeğe dilimizin varmadığı bir duruma düşmez mi? 

Peki,... “Kur’an’dan bâzı âyetler çıkarılmalı” (hâşâ) diyen ŞAŞKINLARA ne demeli? Böyle okumuş şaşkınlık olur mu?
Kültür İstilâsındaki ülkelerde OLUR!
Tanzîmât ve Islâhât sarsıntılarının gerçeği bilinmezse böyle OLUR! 

*** 

Bu yazarın diğer makaleleri

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

41620962