Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

İhsan KURT

Geçenlerde bir sosyoloji profesörü ülkenin ekonomisi ile ilgili ekonomist akademisyenlerin neler düşündüğünü, ne gibi araştırmalar yaptıklarını merak ettiğini yazıyordu. Aslında biraz da ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sorunlar karşısında bir şeyler üretmediklerini ima ediyordu. Yazıyı okurken ister istemez tebessüm ettim. Açık söyleyeyim zihnimden peki dedim. Toplumsal yapıdaki bunalımlar, çelişkiler ve birçok sorunlar yaşanırken sosyologlar, sosyal psikologların ne gibi çalışmalar yaptıklarını, bu sorunlara karşı neler ürettiklerini hiç mi merak etmeyeceğiz? Yahut diğer alan uzmanlarının toplumun ihtiyaçları karşısında ne gibi katkılarda bulunduklarını sormayacak mıyız? Çünkü toplumun sadece bir alanında görülen çatlaklıklar tek başına değerlendirilemez. Toplumsal yapı ekonomisiyle, eğitimiyle, hukukuyla, sosyal ve kültürel ilişkileriyle ve daha birçok unsurlarıyla değerlendirilmesi gerekir. Sadece bir sorunu ele alıp diğerlerini yok sayarak “vur abalıya” anlayışıyla hiçbir soruna çare üretilemez.

“Düşünüyorum öyleyse varım”dan gözlemliyorum, görüyorum, hatta yaşıyorum öyleyse toplumdaki sorunlara duyarlıyıma gelinmesi gerekir. Tek tek bireylerden çok ilgili alanlarda yetkin kişilerin genel sorunlara akla ve uygulamaya uygun çözüm önerileri sunmaları beklenir. Çünkü toplum yapısı bir bütündür, sorunlar da birbirini etkiler, hiçbirine yabancı kalamayız. Mesela giderek toplumun sorunlarından biri haline gelen toplumsal bilincin aşınmasından bahsetmek mümkündür. Toplumun her alanını ilgilendiren toplumsal bilinç biraz da işaret edilenler açısından çok önemlidir.

İster şuur isterse bilinç deyiniz bu kavram hem bireysel hem de toplumsal olarak incelenir. Eğer birey için ifade edilecek olursa bir kişinin bir şey hakkındaki farkındalığı ya da algısı veya herhangi bir durumu anlama ve gerçekleştirme halinin bütünü olarak tanımlanır. Toplumda aşındırılan ama bunun pek farkına varılamayan toplumsal bilinç toplumun bütün varlığı ile, değerleri, kurum ve kuruluşlarıyla sağlıklı işlemesinde sadece iskelet görevini değil aynı zamanda toplumsal hafıza rolünü de üstlenir.

Durkheim, Toplumsal bilincibireysel bilinçten farklı, onun üzerinde ve onu etkileyen ve insanların bir arada yaşadıkları toplumda meydana gelen bilinç olarak tanımlar. Aynı zamanda bir toplumun gerginliklerinin veya “bunalımının temelinde, değer sistemlerinin ve toplumsal normların, insanların davranış ve isteklerini yönlendirici ve belirleyici özelliğini yitirmesinin” yattığını ifade eder. Ancak bu durumdan faydalanmak isteyen totaliter ya da sadist güçler değerlerin yönlendirici ve belirleyici özelliğini yitirmeleri için şeytanın bile aklına gelmeyecek yollara başvururlar. Mesela yardımlaşma, dayanışma, paylaşma duygularını her fırsatta yok etmeye çalışırlar. İnsanların birbirlerine, insanların çeşitli meslek sahiplerine güvenlerini yitirmeleri, çözülmelerini başarmak sadist gücün işidir. Öğrenci öğretmene, cemaat imama, yardımseverler ilgili kurumlara, halk adalete, hukuka, yöneticilere güvenini kaybettiği yerde toplumsal çözülme de hızlı bir şekilde gerçekleşir. Yani daha önce toplumda kabul gören güven gibi, adalet gibi değerler özellikle çürütülerek, kitleler bunların kokuşmasından medet umar hale getirilerek de sadizm uygulamaları gerçekleştirilmiş olur.

Sosyoloji bilimi ekonomi, teknik, töre, adet, hukuk, ahlak, dil, din, sanat gibi yalnız insan tarafından yaratılan çeşitli değerleri kolektif bilinç olayları içerisinde açıklar. İşaret edilen kolektif bilinç olayları toplumda işlemez hale gelir, yerlerine yenileri üretilemezse toplumda bir karmaşa oluşur, bireysel sadizm artar. Gerginlikler farklı şekillerde topluma yansır. Güçlü olanlar sadist anlayışlarını kullanmaya kalkarlar. Böyle bir karmaşadan –siz bunalım da diyebilirsiniz- kolektif mazoşizm doğar.

Toplumsal bilinç; sadece sorumlulukların bilincinde olmak değildir. Aynı zamanda ortak kurallar, yasalar ve töreler etrafında saygı, sevgi ve hoşgörü temelinde, düşünce üretmek, sorgulamak, hakkını aramak, neleri hak ettiğinin bilincinde olmak ve gerektiğinde hukuki sınırlar içerisinde istemesini bilmektir. Bir olaya, bir duruma, düşünceye, sanata, siyasete karşı farkındalığı, algısı, anlaması ve bunlarla ilgili faaliyetler gerçekleştirilmesi toplumsal bilinci oluşturur. Bir toplumda bu sayılanların birçoğu işlemiyorsa o toplumda bilinç aşınması da başlamış demektir. Yani düşünceyi ifadede sanat ve bilim atmosferinin nefes almasında sorun yaşanıyor, bazı olaylar algı yaratılarak görülmesi isteniyorsa toplumsal bilinç aşınmaya başlar. Bilinç aşınması, yukarıda sayılan toplumsal değerlerin sosyal yapıdaki güçlerini de zayıflatır. Dolayısıyla toplumsal bilincin aşındırıldığı veya ortadan kalktığı toplumlardan gerek kendi kültürlerine gerekse sınırları aşan kültürlere orijinal katkı sağlaması beklenemez.

Toplumsal bilincin kuvvetli olması aynı zamanda adaletin, hukukun, özgürlüğün de kuvvetli olduğu anlamını taşır. Düşünce, sanat ve bilimde orijinal ürünler ortaya çıkar. Çünkü bunlar toplumda güveni ve güvenden kaynaklanan huzuru tesis eder. Bu bilinç zayıflar veya aşındırılmaya çalışılırsa o toplumda önce gerginlikler, sonra insani ve insanlık değerlerinin çözülmesi başlar. Somut örnek verilirse; adalete güven azalır, adalet felç olur, herkes adaletini kendi uygulamaya kalkar. Çaresizlikler, umutsuzluklar toplumun “kaderi” olarak gösterilir. Toplumun gerginliği karşısında çözüm olarak sadece “sabretmek” gerektiği algısına dikkat çekilir. Bilinci aşınmaya başlamış toplum sayılan durumlara inandırılmaya çalışılır. Hatta toplumda yeni kutsallar, yeni sorgulanmazlar yaratılarak bilinç aşınması devam ettirilir.

Geleneksel kültür içerisinde çağların tecrübeleri neticesinde ortaya konulmuş olan hissiz, tepkisiz, duyarsız, umursamaz bireyler ve toplumlar için söylenmiş olan “sanki üzerine ölü toprağı saçılmış” sözü aynı zamanda toplumsal bilinç aşınmasını da işaret etmektedir. Toplumda bilinç aşınmalarının yaşandığı zamanlarda bu söz çok hatırlanır veya hatırlatılır.

Kafalarını peşin yargıların, politik beklentilerin, uydurulan kutsalların, ideolojik savrulmaların içine gömenlerin üzerinden ölü toprağını hiç kimse atamaz. Çünkü böyle bir toplum sadece görmek istediğini görür, duymak istediğini duyar veya görülmesi istenen gördürülür, duyulması istenen duyurulur. Toplumsal bilinç aşınması benzer şekillerde kendisini gösterir. Sonra da hasbelkader üzerine ölü toprağı sıçramamış olan birkaç cins kafa da oturup “olanlara şaşıyorum, hayret ediyorum “şeklindeki hayretlerini gizleyemezler. 

Psikolojinin (Skinner, Behavyorizm vb.) deneysel ve davranışçı yaklaşımları zaman zaman siyasetçiler tarafından kitleler üzerinde de uygulamaya geçirilmiştir. Mesela, özellikle ekonomik düzeyleri düşük olan yerlerde patates, kömür, soğan, çay gibi tüketim ve ihtiyaç maddeleri siyasetçiler tarafından ya meydana atılarak ya da mahallelerde dağıtılarak karşılığında kendilerine oy vermeleri istenmektedir. Bu isteklerinde de bir dereceye kadar başarılı olabilmektedirler. Benzeri olaylarda bir bakıma toplumsal bilinç aşınması da söz konusudur. Patates, kömür, çay vb. bilinç aşınmasını, en azından bir müddet koruyan nesneler olarak gündeme sokulur. Kitleler bilinçli ve özgürce davranışı değil yöneltilen, baskılandırılan davranışı gösterirler. Yani kendi ihtiyaçlarına geçici çare sunanların istediği davranışı seçmektedirler. Bunu fazla yadırgamamak ve hatta şaşırmamak gerekir. Siyasetin kitleleri ele geçirme yaklaşımı onların ihtiyaçlarından hareket ederek toplumu ele geçirme şeklinde olmaktadır. 

Verilen örnek durum pek politikayı ciddiye almayanların girişimleri gibi görünse de ilk uygulamalarda belirli oranlarda sonuç alındığı için benzer girişimlere devam edilmektedir. Bir anlamda devlet idare etmeyi, politikayı ciddiye almak yerine günü kurtarma, kısa yoldan hedefe varma daha cazip gelmektedir. Oysa Paul Hogget’in dediği gibi “politikayı ciddiye almak, dünyayı ciddiye almayı ifade eder ve sadece bu günlerde çılgın insanlar, dünyayı ciddiye almaktadırlar.” (Psikoloji ve Toplum. Ankara-2001, s. 182). Yani insanlığın her alanında dünyayı önemsememe –kirletilerek, iklim düzeni bozularak, doğal yapılara müdahale edilerek, insanlar hak etmediği şekillerde yönetilerek – dış gözlemlerle bile anlaşılmaktadır. Bu ciddiyetsizliklerin toplumları her alanda doğru ve sağlıklı bir yerlere götürmeyeceğini söylemek de kehanet olarak görülemez. Dolayısıyla toplumsal bilinci aşındırılan toplumdan, yoluna döşenen iyi niyet taşlarının kendisini nereye götüreceğinin hesabını yapması da beklenemez. Çünkü çarpık algı yaratma girişimleri bilinç aşınması olan toplumlarda bu şekillerde semeresini verir.

Bir toplumda kendi kültürüne, tarihine ve aynı zamanda bilimsel anlayışa olan Algı ve bilgiler toplumsal hafızada aydınlık, anlaşılır olarak bulunuyorsa o toplumda bir toplumsal bilinçten bahsedilebilir. Bu bilinç aynı zamanda her alanda diğer toplumların ürettiği sanat, bilim, teknoloji ve fikirlere geniş açılardan, objektif değerlendirmeyi de sağlar. Yani toplumsal bilinç aynı zamanda bilgi ve bilme işidir. Bilinci aşındırılan toplumlar üzerinde çok çeşitli senaryolar yazılır, bunlar fırsat buldukça uygulamaya geçirilir. Mesela karanlık bilgilerle, hurafelerle, saptırılan belgelerle toplumsal hafıza kirletileceği gibi toplumsal bilinç de aşındırılır.  Toplumun kendi içinde hep kavga nedenleri yaratılır, insanlık değerleri, insan ilişkileri hastalıklı hale getirilir, gerçekçi olmayan uyduruk günceller ile meşgul olunması istenir. Özellikle zamanımızda toplumun tarih bilgisinde çoğu kere kasıtlı olarak bulanıklık, çarpıklık oluşturmaya çalışanlar aynı zamanda toplumsal bilincin unsurlarından biri olan tarihe bakışta şüpheleri artırarak da toplumsal bilinci aşındırmaktadırlar.

Toplum hayatını çevreleyen bilincin artması, insan haklarına, toplumun mevcut kanunlara, hukuk çerçevesinde uymakla, adaletin, özgürlüğün herkese eşit dağıtılması ile sağlanabilir. Bunun için şu hususların en azından ne kadarının yerine getirildiği de önemlidir. Mesela toplumsal bilinç aşınmasına uğramamış veya en az uğramış bir toplumda şu özellikler görülür:

Toplumu ilgilendiren bir olay, bir durum karşısında zamanında ve yasalar içinde uygun tepki verilir.

Toplumun genel ölçülerine göre doğru, dürüst, namuslu olanı destekleme, yanlışın karşısında olma, en azından onaylamadığını belli etme davranışları daha sık görülür.

Yine toplumu ilgilendiren konularda seçimler, tercihler bilinçli olarak ve sonucu düşünülerek yapılır.

Günlerin getirdiklerine, suni gündem algı dayatmalarına karşı dikkatli olurlar. Eğer toplumda bir kötüye gidiş varsa bu durum karşısında sorumluluk duyarlar.

İçinde bulunduğu, sahip olduğu durumlarla toplum hayatına üreterek, örnek olarak katılımcı, üretici çalışmalar yapan bir toplum yapısı söz konusudur.

Toplumsal bilincin esası toplum yapısını sağlam tutmak için oluşturduğu değerlerin kuvvetli tutulması, bunların yaşatılmasının yanı sıra toplum içinde yaşayan bireylerin de kendisine yapılmasını istemediği bir davranışı, başkalarına da yapılmasını istememektir. Böyle bir durum karşısında da duyarlılığını, tepkisini ortaya koyabilmektir. İşte bunun yapılabilmesi için de adalete güven, hukuka güven esastır. Yoksa “bananecililk” toplumda yer ederek toplumsal bilinç aşındırılması sürdürülür.

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

41879914