Güncel Yazılar

Yazar Hakkında

Ömer AĞAÇLI

İnsan dünyaya geldiğinde nesnelerle çevrili bir alanda yaşamaya başlar ve bilincini besleyen bilgileri çevresindeki varlıklardan öğrenmeye başlar. Beşduyu organlarından gelen izlenimlerle bilinci oluşmaya başlar ve bu çerçevede yaşamı sürer gider. İnsanın edindiği bilgiler alanı içkin varlık alanıdır. Oysa akıl, içkin alandan değil aşkın varlık alanındandır. Aşkın varlık alanı Allah’ın ahadiyet alanıdır.

Maddi alemin varlıklarıyla çepeçevre çevrelenmiş insanın aklı ile tek başına manevi gerçeklere ulaşması mümkün değildir. İşte insanı böyle bir halden ancak iman konusu olan din kurtarır. İlk insanın İlk Peygamber Adem (A.S) zuhuru bu ilahi varoluşun gereğindendir.

Allah, yarattığı insanlara Peygamberler vasıtasıyla öğretmektedir. Vahiy Allah’ın hakikat ilmidir. Yani mutlak varlıktan gelen mutlak ilimdir. Şu kadar ki Allah, yarattığı insanlara nasıl doğru yaşanacağını da söylemektedir. Her Peygamber Allah’ın nur’unu, ruh’unu getirmiştir. Bu nur ve ruh ile insanların manevi boyutunu uyarmış ve açmışlardır. Son Peygamber Hz. Muhammed ile bu nur tamamlanmış ve Allah’ın ilmi insanların önüne konmuştur. Hz. Muhammed, bütün insanlığa gelmiş ve bütün insanları Hak yola davet etmiştir.

Vahiy, akla ışıktır ve aklı muhatap almıştır, aklı uyarmakta ve aklın idrakini kapatan perdeleri bir bir insanlara göstermiş ve perdelerin nasıl ortadan kaldırılacağını da göstermiştir. Çünkü aklın önündaki perdeler nefsin kendisidir, başka şeyler değildir. Yani Allah ile kul arasındaki perdeler nefisten kaynaklanır. Bu , bu kadar açıktır. Başka perde filan yoktur.

Kur’an’ın mesajının özü “ tevhid” dir. Tevhid, Allah’ın mutlak anlamda gerçek ve “Bir” olduğunun ilanıdır. Kur’an Allah’ı şöyle tanıtır. 2/255: “ O, daima yaşayan ve durandır. Bütün varlıkları da yaşatandır.”  39/62: “Allah, herşeyin yaratıcısı ve her an onların yöneticidir.”  Bu bağlamda Allah, her şeyin hayat kaynağı olan tek mutlak anlamda ilahtır.” Hakikat böyle açıklanmasına karşın insanın nefs diye bir boyutu var ki oyunu bozan nefsidir. İnsan nefsinin durumu nedeniyle Allah’ı değilde kendi nefsinden gelen istek ve arzularının etkisiyle nefsinin peşinden giderek onu ilah yapıyor ve ona tapıyor. Böylece aklın önündeki perdeler de ortaya çıkmış oluyor. Nefsin aklı yoktur. Akıl, ruhun marifetidir. Kur’an bu ilahi sözle insanı uyarıyor. 45/ 23: “Nefsinin keyfini ilah edineni ve Allah’ın bir bilgiye göre saptırdiğı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne perde çektiği kimseyi gördün mü?.” 

İnsanın aklının ve kalbinin mühürlenmesi Allah’a  değil de nefsine uyması nedeniyledir. Kur’an’a bakınız, ruh ve nefsin çekişmesini göreceksiniz. Allah, insanı nefsinden kurtulup ruhun kutsal hakimiyetine girmesi için insana sürekli yol göstermektedir. Bu nedenle vahiy, sürekli insana yol göstermiştir. İnsan , Allah’a uyarsa Allah o kimseye doğru yolu gösterir. 92/12. “Doğru yola iletmek Allah’a aittir.”  Akıl, manevi, ruhi bir varlıktır. Aklın perdelerden kurtulması ruhsal işlerdendir. Bu da din alanında gerçekleşebilir. Din alanına imanla girilir. Beşeri bilgi alanlarında ruhen yükseliş mümkün değildir. Şu bir gerçektir. Allah, iman etmeyenleri ve bu imama göre amel etmeyenleri bu nimetten mahrum eder. Bunu 16/ 104 ayette belirtir.” Allah, dinine iman etmeyenleri, doğru yola iletmez, onlara acı bir azap vardır.( Onlar, manevi gerçeklerden mahrum olurlar.)

Akıl perdelerle kapalı olması hali nefsin kötü huylarındandır. İbrahim Hakkı E rzurumi bu konuda şunları söylemiştir: “Kötü huylar kalbin huzurunu bozar. En önemlisi de akla zarar verir.”  Mü’min 35 ayette de şöyle buyrulur: “Allah kibirli olanların kalplerini mühürler.” Kibir en önemli nefsin kullandığı huy’dur. Nefs bu sıfatı kullandığında aklı kapanır. Yani Allah böyle kimselerin kalplerini kapatır.

64/11: “Kim Allah’a inanır, yönelirse Allah o kimsenin kalbini toparlar.”

57/28: “Ey iman edenler, Allah’a karşı saygılı olun,O’ nun elçisine uyun ki, size rahmetinden iki pay versin, ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın.”

Anladığım o ki, şu dünya hayatında insanın durumu.” Ya Kur’an ya da hüsran “olduğudur. İnsanlık alemine gelen her peygamber, Allah’ın varlığının ve “BİR” liğini tebliğ etmiş ve Allah’ın kanunlarına uyulmasını söylemişlerdir. Allah inancının olmadığı yerde insan da varolamaz. Yusuf Has Hacip der ki “İmansız insan akılsızdır. Akılsız adam bir avuç çamur gibidir.” Eğer insan hakk’a iman etmezse, bu kez de kendi kurguladığı batıl ( boş) inançlar geliştirir. Batıl inançlar bu nedenle zuhur etmiştir. Batıl inançlar aklı zayıfların ürettiği dindir. Çünkü Kur’an 88/13 ayette şöyle vurgular: “ Kur’an hakk ile batılı ayırdedeici bir sözdür.” Şu kadar ki iman insanı hakk’a götürür. İmansızlık, batıla.

Aklın perdeleri, yalan ve zanlardan ibarettir, hakikati örten perdeler gibidir. Hakk’ın nuruyla aydınlanmış akıl güneşi insanın üzerine doğunca gölgeler, perdeler yok olup gider ve insan hakikat alemlerine girer. Hakikati, beşerin bizzat müşahade etmesi billahi mümkündür.

Bu yazarın diğer makaleleri

Tavsiye Edilen Bağlantılar

Bize Yazın

SAYAÇ

43341904