1 Ekim 2022

Dünyâ mîmârlık târîhinin ilk yapı numûneleri arasında yer alan köprü, insan ile su arasında vâr olmuştur. Köprüye ihtiyâç duyulan arâziler, hep mühim sayılmış, hep geniş söz sermâyesine sâhip olmuşlardır. Nerede bir köprü varsa, orada o köprüden geçenler vardır. Bâzı köprüler, farkında olmadan bizzat târîhin kendisi sayılmışlardır. Bu yüzden köprü deyip geçmeyin. Köprülerden öğrenecek çok şeyimiz olduğunu unutmayın.

Kayı Boyu’nun Anadolu’ya gelişi ve bu Cennet bahçesini vatan tutması, bir köprüsüzlük kıssası ile başlar. Fırat Nehri yalısında yürümekte olan Kayı göç kervânı, sarp bir mevkide boy beyi Gündüz Alp’ın yardan ırmağa düşmesi ile mâteme boğulur. Atının ayağı sürçen Gündüz Alp, uçuruma ve nehir sularına vardığında, ardında hâlâ dilimizden düşmeyen Câber Kalesi ve Türk Mezârı söz dağarcıklarını bırakır. Bu elîm hâdisenin altında, o civârda Fırat üstünde bir köprünün olmayışı yatar.

Câber bahtsızlığından yeterli dersi ve ibreti çıkaran Kayı Boyu, daha sonra uğradığı yelerde, hemen her dere, çay ve ırmağın üstüne köprü kurmuştur. Bugün, Bursa’mızın yeşiline marka olan Nîlüfer Çayı ile onun üstündeki Nîlüfer Köprüsü; Osman Gâzî Hân’ın gelini, Orhan Gâzî Hân’ın hanımı, Rûmeli Fâtihi Gâzî Süleyman Paşa ile Şâh-ı Şehîd Sultan Murâd Hân-ı Hudâvendigâr’ın muhterem anneleri Nîlüfer Hâtûn tarafından yaptırılmıştı. Adı gibi, ömrü de suda açan çiçek olan Nîlüfer Hâtûn, Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin bundan sonra inşâ edilecek cümle köprülerine ilhâm veren bir makâmda durmaktadır. 

Sultan Murâd-ı Hudâvendigâr’ın ve dolayısıyla Nîlüfer Hâtûn’un torunlarından “Ebû’l-Hayrât”, yâni “Hayırların Babası” sıfatı ile anılan Sultan İkinci Murâd Hân, Ergene Suyu üstüne uzun mu uzun, yüz yetmiş dört gözlü bir köprü yaptırdı. O sırada, köprünün her iki ayağının da etrâfı ıssız, boş idi. Sultan Murâd Hân, bu köprüyü bekleyip koruyacak bir muhâfız bölüğünü oraya koyduğunda, kısa vakit içinde bir şehir doğacağını biliyordu. Nitekim öyle oldu ve çok geçmeden tapu kayıtlarına Ergene kasabası girdi. Akıp giden zamân içinde, bu uzun köprüye bakanlar, o köprü sâyesinde vâr olan kasabaya da “Uzunköprü” demeye başladılar. Bugün hâlâ ayakta olan o köprü ve etrâfında gelişip büyüyen şehir “Uzunköprü” adıyla bize tebessüm ediyor. Köprü olarak da, kasaba olarak da Uzunköprü’nün bânîsi Sultan İkinci Murâd Hân’dır.

1453 yılı Nîsân ayı içinde İstanbul’u kuşatan Fâtih Sultan Mehmed Hân, bizzat kendi îcâdı olan ve aşırtma gülle atabilen toplarla, şehrin o dillere destân sağlam surlarını dövmeye başladığında, gözünü Haliç’den ayırmıyordu. Zîrâ, surların en zayıf olduğu yer Haliç tarafıydı. Ne yapıp edip, Haliç’e donanma indirmeli ve o zayıf surları donanma mârifetiyle delmeli idi. İşte, Cihân târîhine karadan gemi yürütme ameliyesi diye geçen o dehâ üstü hâdise, bu fikirden çıkmış idi. Tophâne ile Kasımpaşa arasına döşenen ve üstleri yağlanan kızaklarda kaydırılarak Haliç’e indirilen Türk donanması, Bizans’ın ömür defterinin kapanmakta olduğunu îlân ediyordu. Haliç sularındaki o donanmaya, mühimmât ve erzâk taşıyacak bir köprüye ihtiyâç vardı. Galata sırtlarındaki Türk askerlerinin başında bulunan Zağanos Paşa, bu köprü sipârişini de üstüne aldı. Bir gecede, Kasımpaşa ile Eminönü arasına fıçı ve eski kadırgalar dizildi. Daha sonra, bunların üstüne ahşap bir satıh kondu. Mîmârîde tombaz denilen usûlle, yâni dubalarla bir köprü kuruldu. Bu köprü üstünde  yan yana beş kişi yürüyebiliyor, sıradan bir yük arabası yol alabiliyordu. Asırlar sonra Haliç üstünde inşâ edilecek köprülerin atası mevkiindeki bu ilk köprü, fetihden sonra kaldırıldı. 

Üç tarafı denizle çevrili İstanbul’da, bugün sayması zor bir köprü yekûnu vardır. Türk’ün suya bakışındaki görklü nazarını aksettiren o köprülerde, Gündüz Alp’dan Nîlüfer Hâtûn’a, Sultan İkinci Murâd Hân’dan Fâtih Sultan Mehmed Hân’a uzanan mürüvvet niyâzları saklıdır. Görebilene, okuyabilene..

 

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: