2 Ağustos 2021

İlerlemenin pek çok târifi var. “Öncekini aşmak”, bunlardan biri. Hemen her sâhada, kıdemliye duyulan saygı, zannedilmesin ki, yerinde saymanın resmidir. Pekâlâ, hem ustaya hürmet edilir, hem de ondan ileriye adım atılabilir. Bunda yadırganacak ve tezâd teşkîl edecek bir taraf yok.

Yalnız san’at endîşeleriyle değil, îtikâdî bakımından da en sıkı usta-çırak zihniyetine dâhil olan Şeyh Gâlib, mânâ yüklü bir terakkî reçetesi veriyor:

            “Tarz-ı selefe tekaddüm etdim,

            Bir başka lügât tekellüm etdim.

            Billâh bu özge mâcerâdır,

            Sen bakma ki, defter-i belâdır”

Arkaya bakarak önünü görmek veyâ evveli bilerek sonraya yönelmek, Şeyh Gâlib’in tarzını anlatıyor. Ancak bu tarza riâyet sâyesindedir ki, ileri-geri lâf edenlere hodri meydân denilebilir. Gâlib de aynı nârâyı kelimelere bindiriyor:

            “Zannetme ki, şöyle böyle bir söz,

            Gel sen dahî söyle böyle bir söz.

                        …

            Erbâb-ı sühân tamam mâlûm,

            İşte kalem, işte Kişver-i Rûm.

 

                        

Gencînede resm-i nev gözetdim,

            Ben açdım o genci, ben tüketdim.

 

            Esrârını Mesnevî’den aldım,

            Çaldım velî, mîrî malı çaldım.”

Reşid Rahmetî Arat da, Oğuz Kağan Destânı’nın metin neşrine koyduğu önsözde, benzer bir tarz-ı selefe tekaddüm hikâyesi anlatır. Avrupa üniversitelerinden birinde, meşhûr Türkolog Bang’a şâkird olan Arat, bir husûsda hocasından farklı düşündüğünü, uzun müddet dile getiremez. Sonunda, her şeyi göze alıp, içini boşalttığında, Bang’dan gelen sözler, pek terakkî-perverdir: 

“Elbette, talebe hocasından farklı düşünecektir; elbette dimâğlar arasındaki hacim ve sıklet farkı endâzeye vurulacaktır. Bundan daha tabiî bir araştırma hevesi olamaz ve bunun adı, ilerlemedir.”

Farklılıkları zenginlik olarak görmenin de, birtakım bağlayıcı şartları bulunmalı. İplerini koparmadan, uçurtmaları çok yüksek ve uzak noktalara gönderebilirsiniz. Fakat aksi olursa, ortada ne uçurtma kalır, ne de uçma zevki.

            Mevlânâ’ya atfedilen: 

“Ben bir ayağı Kur’ân’da, diğer ayağı Dünyâ’yı dolaşan bir pergelim.” 

sözü; Gâlib’in de, Bang’ın da farklı vâdilerde, ama aynı renk cevherinde dışa vurdukları hakîkatı haykırıyor.

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden