30 Kasım 2022

kirmizilar.com

 

Atatürk diyor ki:  

"Bizi öldürmek değil, canlı canlı mezâra koymak istiyorlar!" 

Mondros Mütârekesi'nin ardından Sevr ve ateşkes! Böyle anlaşma olur mu? Yurtta mahallî silâhlı direnişler başlamış, halk perişân, başsız, kuşku içinde ve bezgin! 

Mustafa Kemâl Samsun'a çıkıyor ve diyor ki:

"Bir tek karar vardır, o da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız bir Türk devleti kurmak!"

19 Mayıs'ta Samsun'dan kurtuluş mücâdelesine, azmine bir güneş doğuyor. Mustafa Kemâl bir karar veriyor ve diyor ki:

"Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşaması esastır. Bu esas ancak tam bir bağımsızlıkla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve ne kadar varlıklı olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak durumundan daha yüksek bir muâmeleye lâyık görülmez. Böyle bir millet esir yaşamaktansa ölmeyi tercîh eder." 

19 Mayıs 1919’da Samsun’da bu kutlu kurtuluş mücâdelesi başladığında azîz vatan Birinci Dünya Harbi’nden yenik çıkmış, orduları dağıtılmış, silâhları alınmış, ağır şartları olan bir mütâreke imzâlanmış, millet yorgun ve fakir bir hâlde, saltanat mevkiini işgâl eden Vahdeddin, yalnız tahtını temin edebileceği tedbîrler araştırmakta, imzâlalan ateşkes anlaşmasına rağmen yurdun dört bir yanı işgâl edilmektedir…

Gâzî Mustafa Kemâl Atatürk, 19 Mayıs 1919'da mücâdelelerin en şereflisini, Millî Kurtuluş Mücâdelesi'ni başlatır ve kazanılan zaferler sonucunda kurulan Cumhuriyet’i geleceğe, yâni Türk gençliğine emânet eder:

"Gençler! Cesâretimizi pekiştiren, sürdüren sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitim ve kültür ile insanlık ve uygarlığın, vatan sevgisinin en değerli sembolü olacaksınız. Vatan size emânet edilmiştir. Onu en iyi şekilde yüceltecek ve koruyacak sizlersiniz." 

19 Mayıs; azmin, umûdun, kararlılığın, bağımsızlığın adıdır. Mustafa Kemâl Atatürk, 19 Mayıs 1919'da yakmış olduğu bağımsızlık ateşi ile azîz Türk vatanını zaptetmeye andiçmiş mütecâviz düşmanlardan kurtarmakla kalmayıp kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve akabinde getirmiş olduğu inkılâplar ile sömürge devletlerinin yaptırımları altında kan ağlayan pek çok Müslüman devlete de örnek bir şahsiyet, örnek bir lider olmuştur. 

“Ya istiklâl, ya ölüm!” diye yakılan kutlu kurtuluş meş’alesinde azîz Türk vatanını işgâl eden güçlerden bir kısmı dünyâda sömürge imparatorlukları kurmuş olan aynı devletlerdi.Mustafa Kemal Atatürk'ün başlatmış olduğu bağımsızlık mücâdelesi, sömürge devletlerinin boyunduruğunda çırpınan diğer Müslüman ülkelerin bağımsız bir devlet olmalarında, ülkelerini yeniden yapılandırmalarında ve millî kimliklerini oluşturmalarında hep ışık olmuştur. Türk'ün Kurtuluş Savaşı, bağımsızlık mücâdelesi pek çok Asyalı Müslüman ülkede etkili olmuş, bugünkü devletlerini kurmalarında hep örnek teşkîl etmiştir. Endonezya’nın milliyetçi lideri Sukarno, Atatürk'ü hep yakînen takip etmiş, fikirlerini benimsemiş ve uygulamıştır. Sukarno, halka hitaben yaptığı ilk konuşmasında hiç kimseden yardım almaksızın, kendi öz kaynaklarına dayanarak ve sâdece kendi azim ve gayretleriyle bağımsızlıklarına kavuşmaları gerektiğini söylemiştir. Bu söz, İstiklâl Harbi’nden zaferle çıkan, düşmanları def’ eden Türk insanına ne kadar âşinâ geliyor, değil mi?

Mustafa Kemâl adı, uzun bir sömürge dönemi yaşayan, sömürgeciliğin ne demek olduğunu çok iyi bilmekte olan Güneydoğu Asyalı devletlere bir umut olmuştur. İngiliz yazar L.R. Wheeler, 1930’lu yıllarda Malezya’da Mustafa Kemâl Atatürk’ün portrelerinin yüzlercesinin evlerin ve dükkânların duvarlarında asılı olduğunu bize aktarıyor. Wheeler: 

“Genç Maleyler, Mustafa Kemal Atatürk’ün karşı konulmaz gibi görülen İtilâf Devletleri’ne karşı mücâdele veren bir Asya Gücü olduğu fikrinden çok etkilenerek Türkiye’yi gıpta ile izlemekteydiler.”

der.

Atatürk’ün milliyetçilik anlayışını tasdîk ettiği için Malezya’nın ilk başbakanı da târihte “Türk tipi başbakan” adı ile anılır olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’yu dört koldan işgal eden yedi düvele karşı kurtuluş mücâdelesi veren Gazi Mustafa Kemâl Atatürk, Güneydoğu Asya’daki sömürge karşıtı liderlerin kalbinde de derin bir yer ederek onların mücâdelesi için de ilham kaynağı olmuştur. 

1919 yılında, Endonezya kaynaklarında resmedilen aşağıdaki tabloda “İslâm’ın Kaplanı” olarak resmedilen Mustafa Kemâl Atatürk’ün karikatürize edilmiş tasvîrini görüyorsunuz. Alt yazısında ise: 

“Mustafa Kemâl Atatürk, saldırıya hazır bir kaplan gibi, ülkesinin her bir santimetresinin bağımsızlığını savunmaya hazır bir hâlde..”denmektedir. [3]

kirmizilar.com

Millî Mücadele'mizin mihekk taşı, Gâzî Mustafa Kemâl Atatürk'ün doğum günü saydığı, geleceği gençlere emânet ettiği 19 Mayıs Atatürk'ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun!

Millî Mücâdele'mizdeki inanç, birlik ve kararlılık rûhu her dâim tâze olacak, Türk gençleri, Türk milletinin millî birlik ve berâberliğinin bozulmasına asla fırsat vermeyecektir. 

Bugünkü bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz Gâzî Mustafa Kemâl Atatürk  ve bu kutsal mücâdelede yer alan veren bütün şehîd ve gâzîlerimizin azîz ruhları şâd olsun.

Türk’ün bağımsızlık mücâdelesinin 102. Yılı kutlu olsun!

 

Ayse Samiha 

19 Mayıs 2021

Singapore

KAYNAKLAR

  1. Nutuk
  2. Chiara Formichi - Indonesian Readings of Turkish History, 1890s to 1940s- Proceedings of the British Academy 200, 1-23- The British Academy 2015 
  3. Maisir Thaib, Sedjarah Perdjoeangan Kemal Atatürk, (Fort de Kock-Bukittingi-1940, syf.83. KITLV hh 5422 N 

Yazar Hakkında:

Ayşe SAMİHA

Ayşe SAMİHA

Türk Milleti’nin târih yolculuğundaki en önemli menzillerinden, pek çok Osmanlı Sultanı’nın Dersaadet’in fethinden sonra bile sadrına başını yaslayıp sînesinde demlenmeye devam ettiği, Koca Sinan’ın “Ustalık eserimdir” dediği şâheseri kucağında taşıyan, pek çok tâlihsiz işgal ve acı günler geçirmiş de olsa, her akşam vakti batan ikindi güneşinin mahzun akisleriyle kederini dağıtıp Meriç, Tunca ve Arda üzerinden her dem yeniden doğan Edirne’de, dünyaya gözlerimi açmışım.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım burada, yazları uzun ve sıcak, kışları bol karlı günlerde bahçeli ve bol kedili evimizde geçti. Erzurum’un soğuğunu aratmayacak cinsten soğuklar olurdu evvelden, saçaklar hep buz tutardı.

Fransızca ve İngilizce’yi burada orta öğretim sıralarında öğrendim. Anglo Francan ekolünü tâkip eden milli eğitim sistemimizin ilk hümanistler diye bize takdim ettiği İlâhi Komedya’nın yazarı Dante’yi de burada tanıdım, ilk gençlik şiirlerimi de yine burada yazdım. Hatta Trakya’nın ayçiçeklerine bakarak ilk resim denemelerimi de burada yaptım…

Günler akıp geçti ve on yedi yaşımda Pâyitaht’ın yolları göründü, yani üniversiteli olduk. Marmara Üniversitesi’nde yabancı diller; İngilizce ve ardından Nottingham Üniversitesi’nde “Eğitimde Liderlik ve Yönetim” alanında yüksek lisans eğitiminden sonra eğitimci olarak göreve başladım.

İnsan hayatında alın yazısı hükmünde gelişmeler olur. Bosna’ya taşınıp orada beş yıl yaşamak da öylesi bir tecelliydi benim için.  Birinci Cihan Harbi öncesi Rumeli’de at sırtında cenk etmiş cedlerimin diyârına geliş, dirilişe açılan bir kapı oldu; bir rahmet kapısı âdeta… Bosna’nın dağları, Boşnak Teyze’leri, mavi gözlü, sarı saçlı çocukları ile ele ele beş yılım geçti… Ve dağlarda öğrencilerimle yürüyüş yaparken gördüğümüz geniş bahçeli evinin tahta kapısında selâm verdiğimiz elma yanaklı Boşnak Teyzemi bugün hâlâ unutamam… Türk olduğumuzu duyunca ellerini vurup, “Durun!” deyip bahçesinden kopardığı elmaları bize ikram edişini de… Müteşekkirâne bir edâ ile “Türk askerleri bize savaşta çok yardım ettiler, buyrun, buyrun!” deyişini de…

İnsan yaşarken yaşadığı yerin dilini, kültürünü, âdetlerini de öğreniyor. İşte Boşnakça, Hırvatça ve Sırpça da artık dilimiz gibi oluvermişti bu topraklarda yaşarken… Sırt çantası ile adım adım Rumeli ziyâretleri esnasında Makedonca bile konuşur bulursunuz kendinizi ve hatta Bulgarcayla dahî anlaşabilirsiniz haritanın daha aşağılarına inince…

Rumeli’yi menzilim ve de ata diyârım diye bağrıma basmışken bir rüzgâr esti ve beni Güney Doğu Asya kıyılarına savurdu. Ammâ insanın kendi gök kubbesi, her nereye gitse peşi sıra gider, bırakmazmış onu… Öyle de oldu. Şimdi Singapur’da sekiz yıldır Japonlarla çalışıyor, eğitim programı ve öğretmenlikten arta kalan zamanlarımda bu diyarlara gelmiş atalarımın izlerini sürüyorum… Singapur’daki günlerimi elimden geldiğince Millî Kütüphane’nin müdavimi olarak geçiriyorum.

İnsan yaşadığı yerin dilini ve kültürünü de kolayca öğrenir demiştik ya, işte Japonca da şimdilerde tüm canlılığı ile hafızama zerk olmakta… Türkçe ile aynı aileden gelen Japoncanın kendi ülkemde yabancı dil dersi olarak okutulması gençlerimizin ve ülkemizin geleceği açısından hayırlı olacaktır diye düşünüyorum.

İşte târih boyunca kâh şarkın, kâh garbın dâvâsında önemli yere sâhip olan Trakların yurdundan çıkıp geldiğim bu ülkede kendi gök kubbemin hayaliyle, Türk’e dâir pek çok hâtıra ve hayatları, muson yağmurlarının gölgesinde kaleme alıyorum… Selâm olsun yurduma! Belki bir kuşkanadına takılıp gider selâmım ve Türk mimarlığının şâhikası olan Selimiye Camii’ne varır, oradan da Tunca, Meriç ve Arda boyunca köklerime, belki de cedlerime ulaşır, kim bilir?

Ayşe Samiha

 

 

Yazarın diğer makalelerinden: