6 Temmuz 2022

          Sâdece Türk târîhinin değil, geniş mânâda Dünyâ târîhinin de temel başlıklarından birisi, “Türk Göçleri”dir. Merkezî Asya’dan, değişik zamânlarda hemen her yöne doğru gerçekleşmiş bu göç hareketleri, çok büyük netîceleriyle konuşulagelmiştir. Bir de, aynı göç ediş vâkıâsının sebepleri, değişik mahfîllerde dile getirilmiş, yazılmıştır.

            Türk göçlerinin, âdetâ klâsik hâle gelmiş sebebi diye, Orta Asya’daki kuraklıktan söz açılmıştır. Bütün Dünyâ arâzisinde olduğu gibi, elbette Asya’da ve onun ortasında da coğrâfî, jeolojik değişiklikler olmuştur. Ama bahsi geçen bölgedeki el’ân mevcûdiyetini koruyan göl, nehir gibi tabiî unsurları düşünür ve orada yaşayan bir hayli kalabalık insan topluluklarını hesâba katarsak, bu “kuraklık” farazîyesini çok fazla ciddîye almamak gerekir.

            Türk muhâceretinin hiçbir sebebi, “istiklâl duygusu” kadar tesirli olmamıştır. Diğer figüran kılıklı sebeplerin tekmîli birden, Türk istiklâlinin tehlikeye düşmesi derecesinde Türk’ün mâşerî vicdânını harekete geçirmemiştir. Nitekim göçlerin sonunda ortaya çıkan yeni Türk yurtları ve devletleri, göç sebebinin doğru adresini de göstermektedir.

            Türk göçleri, iki çeşit devlet kuruluşuna yol açmıştır. Birincisi, davul-zurna çalarak, âşikâr biçimde, fetihler yaparak kurulan devletlerdir. İkincisi ise, “sızma” yoluyla ele geçirilen siyâsî teşekküllerdir.

            “Fetih” sûretiyle tesis edilen pek çok Türk devleti içinde, ikinci ebedî Türk ana vatanı Anadolu merkezli Türkiye, baş köşeyi tutar. Selçuklu, Beylikler, Osmanlı, Cumhûriyet gibi bölümleri olan Türkiye Devleti’nin târîhini, bütününden seyretmekte ve anlamakta fayda vardır. Parçaya bakış, parçalanma fikrini de peşinden taşır.

            Sızma fiiliyle ulaşılan devlet realitesinin yığınla misâli arasında, Cengiz bakıyesi Moğol devletleri (Altın-Orda, Çağatay, İlhanlı) ile Mısır ve Hindistan coğrafyalarında yer alan Memlûk sultanlıkları öne çıkmakta. Anılan devletlerin, bilhassa askerî hizmetlerine giren Türklerin, zamânla en yukarıdaki makâmı ele geçirdikleri, dil ve kültür yapısını kendi lehlerine değiştirdikleri, bütün Dünyâ’nın şâhit olduğu bir hakîkattir.

            Türk’ün istiklâl duygusu ile devlet kurma kaabiliyeti, her zamân yan yana, el ele görülmüş, başka milletlerin güç başardığı işleri, Türk milleti rahatlık, sefâlık içinde çabucak görüvermiş, hâlledivermiştir.

            Ayrıca, Türk göçlerinin başka kavimlere devlet kurdurma gibi, şaşılacak bir yanı da vardır. IV. yüzyılda vukû’ bulan ve târîh literatürüne “Kavimler Göçü” diye geçen mühim yer değiştirme hâdisesinin bir numaralı fâili, Avrupa’ya yürüyen Hun Türkleridir. Hunlar kendileri, bugünkü Macaristan merkezindeki devletlerinin kurarken, önlerine kattıkları öteki topluluklar da, Avrupa milletler ve devletler tablosunu şekillendirmişlerdir. İstiklâl sevdâsı gibi Türk’e has bâzı hasletlerin, sirâyet kaabiliyeti epeyi yüksektir.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: