18 Eylül 2021

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un piyasa değeri üç milyon liraya yakın olan makam aracı olduğuna ilişkin haberleri okurken, bizim bürokratlarımız takıntılı diye düşündüm…  Makam aracı, makam odası, makam tuvaleti, makam asansörü… Tüm bunlar özel ve ayrıcalıklı olmak isteğinin bir tezahürü… 

Bu düşünce beni yıllar öncesine götürdü…

Yıl 1994 PTT Müfettişiyim. Bir müfettiş arkadaşımla birlikte bir PTT Başmüdürlüğünde soruşturma yapıyoruz… Başmüdürlükteki ikinci günümüzün sabahı,  mesai başlangıcında asansöre yöneldiğimizde, bizi tanıyan güvenlik görevlisi kuyrukta bekleyenlerden izin alarak bizi asansöre bindirdi. Asansörde 3-4 kişilik yer olmasına rağmen kimse yanımıza gelmedi… Israrcı olmamız durumu değiştirmedi… Ertesi gün de aynı durum tekrarlayınca, İdari İşler Müdürünü çağırdık; personelin niye bizimle asansöre binmediğini sorduk. Bize; başmüdürün, kendisi asansöre bindiğinde kimsenin asansöre binmemesi talimatı verdiğini, personelin de, müfettişlerin bindiği asansöre de binilmez düşüncesiyle böyle hareket ettiklerini söyledi…. Yani başmüdür bindiğinde asansör “makama mahsus” hale geliyordu… Birkaç gün sonra başmüdürü, “ifade verecek personele baskı uygulayarak, soruşturmayı güçleştirdiği” gerekçesiyle görevden uzaklaştırdığımızda o talimat da yürürlükten kalkmış oldu…“Makama mahsus” asansör “umuma mahsus” hale dönüştü…

Ama zamanla gördük ki, “makama mahsus” asansör uygulaması her kurumda var… Ve gittikçe yaygınlaşıyor…

Yöneticilerin ihtiyacı için “Makama Mahsus” asansör ayırma geleneği o kadar yaygınlaştı ve kraldan fazla kralcılar bu işi o kadar abarttılar ki; bazı kurumlarda, 3 asansörün 2’sinin MAKAM için tahsis edilmesi, dolayısıyla personelin dakikalarca asansör kuyruğunda beklemesi olağan hale geldi… Üst amir bir saniye bile beklemesin diye, memurlar dakikalarca asansör kuyruğunda bekletilmesi, bugün sık gördüğümüz olaylardandır…  İfrat o boyuta varmaktadır ki, üst amirin şehir dışında, hatta yurt dışında olduğu dönemlerde bile “Makama Mahsus” asansör ayrılmaya devam ediyor…

Resmi Dairelerde “Makama Mahsus”  olan yalnızca asansör mü?  Binek araçları… Koridorlar… Dinlenme-Çalışma odaları… Otoparklar… Yemekhaneler… Misafirhaneler…  Ve hatta “makama mahsus”  tuvaletler… Tabii ki her şeyin temeli “makama mahsus koltuk”

Taşıt Kanunu, ülkemizin en fazla ihlal edilen kanunudur… Kamu kurumlarında, Taşıt Kanununa göre “makam aracı” verilmeyecek pek çok kişiye araç ve şoför tahsis edildiği bilinen bir gerçektir… 

Sadece makam aracı mı, araçta arka sağ koltuğa oturma hevesi… Aynı unvan ve kıdemdekilerin arka sağ koltuğa oturmak için, nasıl koşturduklarına, hatta nasıl birbirlerini yittiklerine defalarca şahit oldum… 

Bazı kamu kuruluşlarında , “bu koridora girmek yasaktır.” yazar… Bu koridorlar genelde en üst amirin odasının bulunduğu koridorlardır. Aslında demek istedikleri “bu koridor makama mahsustur”. Makam sahiplerinin koskoca makam odaları dışında “makama mahsus” dinlenme-çalışma odaları vardır… Buraya kimse giremez, makamın dinlenmesi için çoğuna bir kanepe de konulmuştur… Bir kısmında banyo da vardır… Muhteremler burada kimseye görünmeden çalışırlar, dinlenirler ve de abdestlerini alırlar... Kurumların yemekhanelerinde, yararlananların bir kısmı rejimde olduğu için, bir kısmı da lüks lokantaları tercih ettiği için çoğu zaman hiç kullanılmayan “makama mahsus” yemek odaları vardır. Otoparklar da bile “makama mahsus” bölmeler vardır.

“Makama mahsus” misafirhaneler ve “makama mahsus” tuvaletler ise tam anlamıyla akıl dışıdır.  Hemen hemen taşradaki her kamu kurumu misafirhanesinde , “bakana mahsus” bir oda mutlaka bulunur.  O kurum müstakil genel müdürlükse hem “bakana mahsus” hem de “genel müdüre mahsus” iki oda bulunur bazen… Çoğu yıllar öncesinde oluşturulmuştur… Ama yıllardır bir gün bile kimse kullanmamıştır… Çoğu zaman havalandırılması da unutulduğu için, girmek gerektiğinde küf kokusundan girilemez… Aynı bakanlığa bağlı 4-5 farklı kurumun tamamında “bakan odası” olmasını nedense kimse garipsemez… Yıllardır bir bakanın bir genel müdürün uğramadığı ilçelerdeki kamu misafirhanelerinde “bakana mahsus” ve “genel müdüre mahsus” odalar bulunmasının gereğini kimse düşünmeye kalkmaz…

 “Makama mahsus” tuvaletler kamu kurumlarında yaygınlaştı… Anahtarlarının yalnızca makam sahibinde olduğu “makama mahsus” tuvaletler neden yapılır, hiç anlamadım… Aslında tuvaletler o amaçla yapılmasa da yöneticiler fiili durum yaratarak, kendilerine özel tuvalet oluşturuyorlar. İki kalçası da protezli olan eşimin tedavisi için sık gittiğimiz bir hastanede, zaman zaman kullandığı engelli tuvaletinin kapalı olduğunu görünce danışmadaki personele nedenini sorduk. Görevli “orası sık kullanılmadığı için, başhekim makam tuvaleti olarak kullanıyor. Anahtarı başhekimde”. Neyse gittim durumu izah ederek istedim. Suratını ekşitse de anahtarı “ama geri getirin” tembihi ile verdi.  Başhekimin bu tavrı Kemal Sunal ve Şener Şen’in başrolde oynadığı yönetmenliğini büyük usta Atıf Yılmaz’ın yaptığı Kibar Feyzo’yu hatırlattı. Bizim ağamız da bürokratımız da aynı. Hepsi “Pohumun üstüne, poh gondurmam” takıntısında… 

O bürokratlar, gerçek itibarın, “makama mahsus” asansörle, odalarla, misafirhanelerle, tuvaletlerle ve de “makama mahsus” koltuklarla olamadığını, olamayacağını anlasa... Gerçek itibarın ancak, çalışmayla, empatiyle, adaletle, insanca yönetimle ve bunların sonucu gelecek başarıyla elde edilebileceğini fark etse, pek çok sorunumuz kendiliğinden çözülür…

Pekiyi “makama mahsus” seçkinciliğinin egemen olduğu bir toplum, demokratik bir topluma dönüşebilir mi?

Zor…

Bu kategorideki Makalelerden