25 Temmuz 2021

 

Taksim Camisi 28 Mayıs günü Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından törenle açıldı… 

Taksim Camisi bir ihtiyaç mıydı? Ben ihtiyaç, hatta ihtiyacın ötesinde bir gereklilik olduğunu düşünenlerdenim. Neden mi? Anlatayım…

Civarda Ağa Camisi dışında cami olmaması, Cuma namazlarında ufacık mescitlerden sokaklara taşan insan manzaraları, sokakların ibadethaneye dönüşmesi İstanbul’a yakışmıyordu… Bu durum Taksim’e bir camiyi gerekli kılıyordu.

Ama Taksim’e bir cami yapılmasını gerekli kılan daha da önemli bir husus vardı. Bu hususa aslında Erdoğan açılış konuşmasında “150 yıllık hasret bitti” cümlesi ile üstü kapalı olarak temas etti. Her türlü olumsuzluğu 1923 ile başlatan İslamcı gelenekten gelen Cumhurbaşkanının “İki Ayyaş”, eşinin “90 yıllık enkazı kaldırdık” sözleri hala hafızalarda iken Taksim Camisi hayalini 150 yıl ötesine, yani “Ulu Hakan Abdülhamit” dönemini de kapsayacak kadar geriye taşıması gerçekten üzerinde durulacak cinsten. 

Taksim Camisi yapılana kadar, Taksim’deki en büyük ibadethane 1880 yılında yapılan Aya Triada kilisesi idi. Bu kilisenin yapılış hikâyesi Türk Tarihi açısından hüzünlü. 93 Harbi olarak da bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda tarihimizin en büyük yenilgilerinden birini aldık. Ruslar doğuda Erzurum’a, batıda o tarihte Ayestefanos olarak bilinen Yeşilköy’e kadar geldiler. 3 Mart 1878'de İstanbul'un Yeşilköy semtinde Osmanlı Devleti açısından ağır koşullar içeren Ayestefanos Antlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile Ruslar Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Ortodoksların hamisi durumuna geldi. Ve Rusya’nın zorlamaları ile inşaatına başlanan Aya Triadi Ortadoks kilisesi 1880 yılında tamamlandı. O günden bu yana Taksim’in en büyük mabedi olmayı sürdürüyordu. Burada bir parantez açarak, İslamcı çevrelerin “Ulu Hakan” olarak nitelediği II. Abdülhamit 1876 yılında tahta çıktığını, 93 Harbinde de Ayastefonos Antlaşması imzalanırken de Aya Triadi Ortadoks Kilisesi yapılırken de onun tahtta olduğunu belirtelim.

Moskova’daki Kremlin Meydanında, Paris’teki Concorde Meydanında,  Londra’daki Trafalgar Meydanında veya Berlin’deki Alexanderplatz’da kiliseden daha büyük bir cami yapılmasına izin verileceğini düşünebiliyor musunuz? Ama Ulu Hakan Abdülhamit, Taksim meydanına  civardaki tüm camilerde büyük bir Hristiyan mabedi yapılmasına onay verdi. Taksim Meydanı ve yakın çevresinde, onlarca kilise ve sinegog yanında  Aya Tradi gibi dev bir mabedin bulunmasına karşılık, Ağa Camii dışında cami bulunmaması, bir nevi bu bölgedeki egemenliğimize konan bir ipotek gibiydi. Erdoğan “150 yıllık hasret bitti” derken bu çarpıklığa vurgu yapmak istiyor, ama ucu “Ulu Hakan Abdülhamit Han”a dokunacağı için sadece ima etmekle yetiniyordu. 

Evet, Taksim’e bir Cami yapılması bu nedenle de bir gereklilikti.  Ama mimarisi, yer seçimi, ismi, meydanla bütünleşmesi/bütünleşememesi tartışılması gereken hususlar… Taksim Camisi yapılmasının arkasında, tahmin ettiğim gibi tarihi bir amaç varsa, 93 Harbindeki ön önemli kahramanlıklardan birisini gösteren Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın ismi verilebilirdi camiye. Ayrıca cami mimari açıdan ses getirecek, eşi benzeri olmayan bir cami olmalıydı. Cami projesi uluslararası bir yarışma sonucu seçilmeliydi… Ama öyle yapılmadı. Caminin projesi ile Cumhurbaşkanlığı Sarayının da mimarı olan, “bizim mimar” Şefik Birkiye görevlendirildi… Sonuçta mimari açıdan fazla bir iddiası olmayan, Sinan camilerinin taklidi olan camilere bir yenisi eklendi… 

Aynı anda binlerce, on binlerce kişinin namaz kılabileceği camiler yapmak tabii ki önemli.

Ama çok fazla kişinin aynı anda namaz kılabildiği her camii büyük cami midir?

Büyük camileri büyük yapan, içinde kaç kişinin namaz kıldığı değil, estetik anlayışları ve mimarlarıdır... Camiler mimarları ile bilinirler, mimarları ile büyük olurlar...

Birazcık genel kültürü olan birisi; Selimiye, Süleymaniye, Rüstem Paşa, Mihrimah Sultan Camilerinin Koca Sinan'ın,  Sultanahmet Caminin Sedefkar Mehmet Ağa'nın, Bursa Yeşil Caminin  Hacı İvaz'ın, Dolmabahçe ve Ortaköy Camilerinin Balyan'ların. 20. yüzyılda yapılmış en büyük camilerden İslamabad Faysal Camisinin Vedat Dalokay'ın eseri olduğunu bilir...

Pekiyi Çamlıca Camisinin mimarı kim?

Ve mimarları kamuoyu tarafından bilinmeyen, kötü bir Sinan taklidi olmaktan öteye geçmeyen, Çamlıca Camisi, Adana'daki Sabancı Camisi, Kahramanmaraş'taki Abdülhamit Camisi gerçekten büyük cami midir? Çamlıca Camisini görmedim. Fakat diğer iki camiyi gördüm. Ne doğal iklimlendirme var, ne usta işi taş veya ahşap işçiliği, ne akustik ... Ne de tarihi camilerde ve yeni yapılmış bazı modern camilerde hissettiğiniz uhrevi dinginliği hissedebiliyorsunuz. Koca taş ve beton yığınları..

Taksim Camisi mimarı diğerlerine göre biraz daha fazla biliniyor… O da sarayın mimarı olduğu için. Mutemet gazeteci Ahmet Hakan 6 Ekim 2014 tarihli ve “Yeni Türkiye’nin yeni mimarı: Şefik Birkiye” başlıklı yazısında, bakın Taksim Camisi mimarını nasıl tanımlıyor:  "Yani karşımızda "yeni Türkiye'nin mimarı" diyebileceğimiz bir mimar var. Ve o mimarın mimari yaklaşımı ise aşağı yukarı şöyle bir şey: Biraz yuvarlak sütunlarla Roma mimarisinden alınır, içine biraz Selçuklu mimarisi karıştırılır, üstüne azıcık Bizans mimarisi ekilir, bunlar azıcık eklektik, azıcık da postmodern bir anlayışla harman edilir ve "neoklasik" denilerek sıcacık servis edilir.”

Sözü Mehmet Akif'e bırakalım;

“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,

İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,

Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,

Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”

Mimari değeri olan anıt binalar yapmak için yalnızca para ve niyet kâfi gelmez...  Büyük mimarlar ve o mimarlara destek verecek,  sanattan, edebiyattan, musikiden ve mimariden anlayan, estetik zevki gelişmiş kültürel birikimi yüksek, gerçekten büyük yöneticiler gerek...

Yoksa yapılanlar bir taklitten öteye gidemez…

Bu kategorideki Makalelerden