5 Aralık 2021

Nereden nereye…

İnsan ilişkilerindeki, toplumsal yapıdaki düşündürücü değişmeleri ve gelişmeleri sadece ekonomiye, eğitime ve benzerlerine bakarak değerlendirmemek gerekir. Elbette bunlar da önemlidir. Bunların dışında çok belirgin bir veri var ki buna pek fazla dikkat edildiği söylenemez. Bu veri, kırsalından kentlisine hepimizin kulaklarına kadar ulaşan, ulaştırılan şarkı-türkü sözleridir. Bunlara ortak duygu paydaları da diyebiliriz. Sözler müziği ile kulaklarımıza geldiği kadar gönlümüze dolar. Bestesiyle veya ezgisi ile birlikte kendi yarattığımız alemlere gideriz her birimiz. Bazısı duygularımızı esir alır, bu kabullenilmiş ve gönüllü bir esarettir. Gönlümüzce hayallerimizi dolu dolu yaşarız. Şarkıları ya da türküleri dinlerken hatıralarımızın bir baharının kucağına uçtuğumuz olur. Bu öyle bir esaret ki kurtulmak istemeyiz müziğin çağrışımlarından, bize yaşattığı güzelliklerden. Bu duruma duyguların capcanlı yaşattığı özgürlük esareti de denebilir belki. Bu esaret musikinin kanatlarıyla gelse de bir kelebek ömrü kadar sürmesine hayıflanırız. Hayallerimizdeki, bitmesini istemediğimiz bir rüyadan aniden uyandırılmışçasına rahatsızlık duyarız. Çünkü bu şarkıların, türkülerin her birinin her birimizde ayrı ayrı yeri vardır. Ayrıca bunların hatırı da vardır, hatıraları da vardır. Bazıları da var ki sadece bireysel tarafımıza seslenmez. Ortak duygularımıza, ortak dertlerimize, ortak sorunlarımıza da hitap eder. Vatan der, toprak der, bayrak der de der. Yemen olur, Çanakkale olur, sızı olur, topyekûn halkın sözü olur. Her birimizin gözünde ateşten sahneler canlanır da sıçrayan çıngılar yüreklerde kor olur. Korlar tutuşur gurbet olur, hasret olur, yar olur.

Şarkıların türkülerin sözleri sadece dinlenerek, duygular yükleyerek geçiştirilen sözler değildir aslında. Her biri bir insandır, her biri bir topluluk veya toplumdur. Çünkü bunların doğduğu yerler insanların yüreği, toplumların kolektif vicdanlarıdır. Kirlenmemiş, kirletilmemiş ve de riya katılmamış duyguların yüreklerde kanat çırpışlarıdır bunlar. Gerçi Tanpınar “Anadolu’nun romanını yazmak isteyenler türkülerden yola çıkmalıdır” der ama türküler, şarkılar sadece romanlara değil aynı zamanda sosyal yapıdaki değişmelere de ışık tutmakta, toplum bilimcilere ipuçları da vermektedir. Yani toplum psikolojisi ve sosyolojisi, gelişme, değişme üzerinde saha araştırması yapacaklar için şarkı ve türküler bakir olarak durmaktadır. Yazıldığı veya doğduğu zamanlar dikkate alındığında dönemleri için önemli bilgiler ve bulgular vereceğini düşünüyorum. Türküler sadece folklorun bir malzemesi olarak düşünülmemelidir. Türküler sadece halk biliminin inceleme, araştırma malzemesi de değildir. Muhakkak diğer sosyal bilimler de buradan kendilerine bulgular sağlayacaklardır. Yeter ki meseleye disiplinler arası bir yaklaşımla yaklaşılsın.

Türkülerin, şarkıların herkese göre farklı duyguları çağrıştırması doğaldır. Değişik duygulanmalara sebep olur şarkılar, türküler insan sayısınca bir zenginliği içinde taşır. Bu özelliği ile bireylerin davranışları, tavırları, ilgileri değerlendirilmeye alınabilir. Her ne olursa olsun bunların sözleri biraz da içinden çıktığı toplumun zamanını, anlayışını, hayata ve insan ilişkilerine bakışını, değerlendirişini de yansıtır. Meseleye tarihin, sosyolojinin, psikolojinin inceleme yöntemleriyle bakıldığında elde edilecek bulgular halkbilimine çok zengin ve aynı zamanda çok farklı katkılar sağlayacaktır. Bu yönüyle de toplumun bütünlüklü bir değerlendirilmesi söz konusu edilebilir.

Bu konuda edebiyat sosyologlarına, toplumsal tekâmülü (!) anlamak isteyen sosyal psikologlara, psikoloji uzmanlarına çok malzeme çıkacağından eminim. Bundan otuz yıl önce sadece atasözlerimizi dikkate alarak “Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım” adıyla küçük bir çalışma yapmıştım. Burada hem halk bilimi hem de psikoloji devreye sokularak ilginç bulgulara ulaşılmıştı.

Birkaç örnek bile meseleyi anlamak isteyenlere mesajlar verecektir sanıyorum. Derinlemesine kafa yormayı, bilimsel yöntemlerle yeni bulgular ortaya koymayı, kürsülerde kültür milliyetçiliğini savunduğunu dile getirenlere bırakıyorum. Düşüncelerinde samimi olanlar bu meseleye el atarlarsa kültürümüzün bu alandaki zenginliği ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla sadece aktarma ve tekrarlar yapma döngüsü bu kapıyı açmakla biraz olsun kırılacaktır.

Gerçi “şarkılardan fal” tutmuyoruz ama bazıları toplum hayatının belirli dönemlerinde kabul görmüş, kendisine yer edinmiş şarkı-türkü sözlerini de yabana atamayız, atmamalıyız. Kültür tarihimizin bu boyutunun aydınlatılması, kültürel geleceğe de ışık olacaktır. Türküler üzerine yapılacak olan incelemeler, araştırmalardan elde edilecek bulgular önemli malzemeler olarak geleceğe zengin bir miras olarak kalacaktır.

 Bir dönem ağır bir hüküm vererek “yar üstüne yar seveni kurşunlamalı” diyen türküden sonra toplumdaki değişim yahut tepkiler soruna biraz daha yumuşatarak bakmayı gerektirmiş. Bunun için de “Ben senin üstüne gül koklar mıyım?” söyleyişi dillerde, belki de gönüllerde yer edinmiştir. Fakat çağın hızlı değişimi ve gelişimi şarkı-türkü sözlerini bu ifadeler içerisinde bırakmamıştır. Kabalık, naziklik, incelik yerini ukalalığa, gizli bir tehdit ve öç almaya bırakmış olacak ki “Yeni bir yar sevdim haberin olsun” ifadesi dillendirilmeye başlamıştır. Artık aramaya, araştırmaya, sormaya gerek kalmamış yüzsüzlük, çirkeflik sırıtkanlığı bu sözlerde reklamsız kabul görmeye başlamış bile. Toplum yapısındaki, insan ilişkilerindeki bazı çürümelerin kokusu maalesef şarkı-türkü sözlerinde de kendini hissettirerek çığırtkanlığına taraftar bulabilmiştir. Sinsi, yılışık tebessümlerle “Yakalarsam muck muck” gürültüsüne alkışlar tutan kalabalıklara bunlar “müzik” diye yutturulmuştur.

Nasıl bir değişme, nasıl bir gelişim görüyorsunuz.

İşte, şarkı-türkü sözlerinde bile nereden nereye gelindiğinin göstergeleri. 

Bu kategorideki Makalelerden