6 Temmuz 2022

Selçuklu Türk Cihân Devleti’nin en parlak dönemi, elbette Sultan Melikşâh’ın saltanat yıllarıdır. O yıldız uçuran devir, Osmanlı Türk Cihân Devleti’nde zirveye taht kuran Kaanûnî Sultan Süleyman faslıyla aynı ihtişâmdadır. Kaanûnî, nasıl “Muhteşem Süleyman” bilinmişse, Melikşâh da o derecede “muhteşem”dir. Bu iki müstesnâ Türk hükümdârını, o kıskanılacak şâhikaya kendi şahsî kaabiliyetleri çıkarmıştır. Lâkin, her ikisinin de orada topuz sallamaları, babaları sâyesinde mümkün olabilmiştir. Yâni, şunu söylemek isteriz ki, Sultan Alp Arslan ile Yavuz Sultan Selîm olmasaydı, biz târîhimizde Melikşâh ve Kaanûnî ışımasını aslâ ve kat’â göremezdik. Dolayısıyla, bu iki zafer çağlayanını yâd ederken, onların azîz babalarını her vakit hürmetle anmak lâzımdır ve bu, bizim millî borcumuzdur.

            Cenâb Şâhâbeddîn, “Tiryâkî Sözleri”nde:

            “Yüksek tepelerde yılan da, kartal da bulunur. Oraya biri sürünerek, biri uçarak gelmiştir.”

diyor.

Melikşâh devrinde, bahsi geçen yılanların en tanınmışı Hasan Sabbâh’dır. Edebî ve târîhî metinlerde “Kahkaha Kal’ası” diye de geçen sarp Alamût Kalesi’ni kendisine üs edinen Hasan Sabbâh, haşhaş sütü dediğimiz afyon yedirip içirerek kendisine bağladığı fedâîleri vâsıtasıyla, devrin en önde gelen sîmâlarına sû-i kasd düzenlemiş ve maalesef çoğunda da muvaffak olmuştur. Onun kıydığı kişiler arasında Sultan Melikşâh ve Başvezîr Nizâmülmülk de vardır. İşin en hassâs ve dahî elîm yanı, Melikşâh’ın hanımı Terken Hâtûn’un, Hasan Sabbâh’a cesâret veren hareket ve tavırlarıdır. Oğlu Mahmûd’un taht’a çıkması uğruna, Hasan Sabbâh’la pazarlığa tutuşan bir Terken Hâtûn tasvîri, hakîkaten pek acıklıdır ve Hurrem Sultan ile Mihrümâh Sultan fiillerinden izler taşımaktadır.

Sultan Melikşâh’a, Nizâmülmülk’e, Kaanûnî’nin bahtsız oğulları Şehzâde Mustafa’ya, Şehzâde Bâyezîd’e cellâd yollayan Terken Hâtûn, Hurrem Sultan ve Mihrümâh Sultan, hemen omuz başlarında Hasan Sabbâh ile Rüstem Paşa’yı buluvermiştiler. Târih koridorunda dolaşırken, bu kabîl tanıdık yüzlere rastlamak, bâzen bahtiyârlık sebebi oluyor, bâzen de boğazda düğümlenen hüzün ile feryâda önce güfte yazıyor, sonra da beste yapıyor.

Hasan Sabbâh’ın Terken Hâtûn’la müşterek katlettiği Nizâmülmülk, Sultan Alp Arslan’dan oğlu Melikşâh’a intikâl eden en büyük devlet mîrâsı oldu. Yavuz Sultan Selîm’in son sadr-ı âzamı Pîrî Mehmed Paşa da, Kaanûnî’ye babasından mîrâs kalmış bir ulu devletlû idi. Nizâmülmülk ile Pîrî Mehmed Paşa, pek çok bakımdan ortak bir kaderi paylaşmışlardır. Nizâmülmülk, nasıl Terken Hâtûn’un kirâladığı Hasan Sabbâh’ın fedâîleri tarafından katledilmişse, Pîrî Mehmed Paşa da, Pargalı İbrâhim’in tuttuğu Edirne Kadısı tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Edirne Kadısı Muhyiddîn Mehmed Râşid Efendi, yâni Pîrî Mehmed Paşa’nın kaatili kimdir, bilir misiniz? Paşa’nın öz oğlu. Yâni, Pargalı’nın rüşveti ile babasına kıymıştır. 

Hem Nizâmülmülk, hem de Pîrî Mehmed Paşa, bizim soyumuzun ilim, kültür, akıl ve vicdân numûneleridir. Onlardan rahatsız olan tâife ise, bu saydığımız ilim, kültür, akıl ve vicdân hasletlerinin semtlerine uğramadığı zavallı ve acınası bir gürûhdur. Nizâmülmülk ile Pîrî Paşa’nın hâlâ yaşıyor olmaları, onların büyüklüğüne başka şâhit bırakmıyor..

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: