18 Eylül 2021

“Çocuktu, büyüdü,  örgüte girdi devrimci oldu, biraz okudu,  elinden bir şey gelmiyordu sonunda reklamcı oldu“. 

Bu tespit çok meşhur, Marksist görüşlü bir Profesöre ait. 

Bu tespitten hareketle televizyon reklamlarına bakabiliriz. 

Evet; İlk gençlik yıllarında bir hevesle etrafta esen rüzgârlarla Devrimcilik adında başlayan serüvenleri, önce ABD Emperyalizmine karşıtlık. Derken sosyalizme, ardından Marksizm’e ve ardından da dağa çıkıp devrim yapma sevdalarına kapılanlar, durumun böyle olmadığını, geçtikleri merhaleler sonucunda acı bir şekilde öğrendiler. Bu arada da kayda değer bir değer meydana getiremedikleri gibi yine kayda değer bir başarı da elde edemediler. Derken; Pek çoğunun istikbali sönerken bazılarının hayalleri ya hapishanede ya da mezarda son buldu. Ayakta kalanların ise artık meslek olarak edindikleri Devrimcilikten bir iş çıkmayacağını anlamış olmalılar ki, kendileri için en geçerli olan mesleği seçtiler. Reklamcılık. 

Ve reklam dünyasını kapladılar. Çöreklendikleri ve elde ettikleri bu köşelerde hiçbir milli endişe taşımadan işlerini yaptılar ve yapıyorlar. 

Tüm televizyon kanallarında,  en çok izlediğimiz ve karşılaştığımız görüntü-programların başında reklamlar gelmektedir. 

Özellikle çok küçük çocukların reklamlardaki hareketli ve renkli sahneler dikkatlerini çekiyor ve reklamları görme izleme isteği çok küçük yaşta gelişiyor.  Bazı anne ve babalar reklamları izlemeyi adeta teşvik ederek; "benim oğlum, reklamlar başlayınca ağlıyorsa bile susuyor.”,  “benim çocuğum reklamları çok seviyor”  derken reklamların o renkli albenili karakteri çocuğun dünyasında kim bilir ne gibi tahribatlara, ne gibi özentilere, ne gibi özlemlere ve duygulara sebep oluyor anlamıyor,  dikkat etmiyor ve önemsemiyoruz. 

Çocuğun kişilik gelişiminin 0-4 yaş arasında oluştuğunu düşünürsek, ne kadar büyük ve tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğumuz daha açık bir şekilde anlaşılır. 

Bu yüzden reklamlar çok önemli. 

Şimdilerde toplumumuzun tamamının günlük yaşantısını, hayata bakışını, insanlara davranışını, aile hayatını, ahlaki değerler ve toplumsal olayların reklamlar yoluyla yönlendirildiğini düşünüyorum. 

Bu reklamlar başlı başına bir konu olarak ele alınmalıdır. 

Sadece satmaya dayanan,  hiçbir milli endişesi olmayan bir bakış tarzı ile önümüze çıkan reklamlar,   izleyenlerde bir boşluk ve özenti, ayrı bir yaşayış tarzı özlemi meydana getiriyor. 

Toplumun her kesimine hitap eden, özendiren, imrendiren reklamlar;  Küçük çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkiler yapıyor, anlamsız, manasız, tutarsız ama reklamı yapanlarca belli hedeflere yönlendirici olan reklamlar toplumda sadece olumsuzluk yaratıyor. 

Reklamı yapan, hazırlayan kişi işini biliyor ve ona göre reklamını yapıyor. Onun kendine göre birikimi, bir altyapısı var. 

Okul yıllarında girdiği sol örgütün verdiği bakış tarzı ve olayları değerlendiriş şekli her düşüncesine hâkim. 

O’nun okuduğu kitaplardan ve örgütün atmosferinde meydana gelen fikri yapısını terk etmiş olması beklen/e/mez. 

Eski fikirlerini terk etti,  sadece işini yapıyor,  reklam yapıyor dersek bu yanlış olur. 

Hayır,  o eski fikirlerini terk etmedi, fikirlerinde bir değişiklik yapmış olma ihtimali de zor görünüyor. O şimdi reklam adı altında yine propaganda yapıyor ama daha ince bir gri propaganda yapıyor. 

Dün örgüt içinde edindiği bilgilerle ve bir takım sloganlarla insanları yönlendiriyordu, bu günde aynı şeyi yapıyor dışarıdaki halkı-insanları yönlendiriyor. 

Dün propagandanın metotlarını, inceliklerini kullanıyorlardı. 

Bu gün de aynı propagandanın metotlarını ve inceliklerini kullanıyorlar. 

Bu gün sadece kullanılan malzemeler ve hedef kitle değişti,  yine yönlendiriyor,   yine birtakım fikirler pompalıyorlar. 

Dün düzeni yıkmak için hedef gösteriyordu, bu gün ise reklamını yaptığı ürünü satmak için hedef gösteriyor. 

O şimdi;  reklamları yaparken, işin gereği ne ise onu yapmıyor.  Reklamları sürekli izleyen, dinleyen ve seyreden çocuk ve kişilerde giderek bir bakış açısı tarzı oluşturuyor.  Bu tarz insanı yanlışa götürüyor. 

“Geleceği belirsiz,  gelecekten endişeli, hedefe varmak için her yol mubah” diye düşünenler gibi. 

Özellikle kadın erkek ilişkilerinde,  yerli dizilerin pek çoğunda olduğu gibi her türlü gayri meşru ilişkinin normal, her yaşantı şeklinin tabii bir hal olduğu fikri işleniyor. 

Renkli alışveriş mağazaları, yarı çıplak kadın ve erkekler, çok lüks iş yerleri, Yakışıklı genç erkekler, çok güzel genç kadınlar, bol acılı soslu yiyecek içecek yerleri, büyük eğlence mekânları, gece kulüpleri,  tatil merkezleri, deniz kum güneş gibi figürlerin çok işlendiği görüntüler eşliğinde çizilen ideal genç kız ve genç kadın profilinde:  “Kadın sadece alışveriş merkezlerinde elinde dünyaca ünlü 2-3 markanın çantası ile alışveriş yapan”  bir tüketici olarak idealize edilip işleniyor. 

Dün örgüte katılıp, elinden bir şey gelmeyen sol fikir akımlarının mensupları, reklam dünyasında,  biraz da kendi iç dünyalarında gerçekleştiremedikleri, ulaşamadıkları, tadamadıkları, bastırdıkları duygularını dışa vururcasına hareket ediyorlar ve  toplumu da bu yönde çözücü ve bozucu  bir şekilde yönlendirmeye çalışıyorlar.

Dün; “Dalından kopmuş yaprağın akıbetini rüzgâr belirler” denirdi. Bugün; kökünden kopartılmış insanların zihniyetini de reklam rüzgârı tâyin ediyor, fakat bu rüzgâr “akçalı rüzgâr...”   

“Ben akıllıyım, propagandaya kanmam, diyenler daha büyük risk altındadır.. Her gün TV karşısında yeni haber bekleyen ve arzulayan kitleler, propagandistler için iyi birer avdır (…).İnsan, duyduğu bilgiyi sorgulayabiliyor, olaylara farklı açılardan bakabiliyorsa korkmasın. İdeolojik kutuplaşmanın ötesinde araştırmacılık ve gözlemcilik yeteneğini geliştirebilen bireye, hiçbir propaganda etki etmez. Kara propagandanın etkili olabilmesi için özellikle gizli olması gerekiyor.“ (Nevzat Tarhan, “Psikolojik Savaş”: Timaş yay. İst. 2003 S: 48-49) 

Kenan EROĞLU

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden