4 Ekim 2022

Görgüsüzlüğün panzehiri tahsîl, diploma veyâ ikbâl değil. Olgunluk ve irfânın uğramadığı yerde, görgüden de bahis açılamıyor. 

            Fakir görgüsüzlüğü, zengin görgüsüzlüğünün yanında pek mâsûm, hattâ sevimli kalıyor. Aynı hükmü, diplomasız-diplomalı görgüsüzler için de verebiliriz.

            Tasavvuf yolunun insan-ı kâmil istasyonuna çıkan terk durakları; terk-i Dünyâ, terk-i Ukbâ, terk-i terk diye sıralanıyor. Bu duraklardan birincisinde yeterli puanı alamayanı ikinciye, ikincidekini de üçüncüye geçirmiyorlar. Yâni, her durakta ciddî imtihân var. Ham-ervâhlıktan, görgüsüzlükten, pişmemişlikten elini-eteğini çekemeyen kişi, terk-i Dünyâ edemez. Bunu beceremeyenin, ilerideki duraklarda işi yoktur. Peki, terk-i Dünyâ diploması alabilmek için, terk edilecek olanların başında neler var? Hiç şüpheniz olmasın, görgüsüzlük listenin ilk sırasında.

            Terk-i Dünyâ etmek, Dünyâ’dan göçmek mânâsına da geliyor. fakat, burada tasavvufî nüans, terk fiilini yaşıyorken işlemeyi gerektiriyor. Hani Ahmed Yesevî’nin, 63 yaşına geldiğinde:

“Allâh Resûlü’nün ömründen fazlasını yaşamak, bana haramdır.”

deyip yer altında hazırlattığı mekâna girmesi gibi. 

                 Hem bu Dünyâ’da yaşayacaksın, hem de nîmetlerine yüz çevireceksin. Bunu, Yûnus’un dilinde: 

“Hamdım, piştim, yandım…”

şeklinde telhîs edilmiş görüyoruz.

            Yaşadığımız günlerde, elbette Yesevî gibi yer altında yaşama imtihânları teklîf edilemez. Ama Yûnus’un yaptığını söylediği üç fiil, herkes için, en çok da ricâl-i devlet namzetlerine ilâç hükmündedir.

           Çiğ et yemenin insan organizmasında husûle getireceği metabolizma bozuklukları, çiğ söz dinlemenin sosyal bünyedeki tahrîbâtı yanında oldukça hafif kalıyor. Yûsuf Hâs Hâcib, kuyumcu terâzisine koyarak bir araya getirdiği kelimelerine Kutadgu Bilig (Kutluluk Bilgisi) ismini boşuna vermemiş. O büyük eserin ilk msırâını bilir misiniz?

            “Bayat atı birle sözüg başladım”

            Yâni, “Allâh’ın adı ile söze başladım.” diyor. Bunun, Besmele demek olduğunu haykırıyor. Gâliba, bugünkü en temel eksiğimiz burada yatıyor. Okyanus hacmindeki kendi öz değerlerimizi yok sayıp, çorbacı kâselerine imrenmeye başladık.

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: