16 Ekim 2021

Bilgisayar teknolojisindeki akıl almaz ilerleme, kalemle kâğıdın saltanatına son verir mi? Bilinmez, ama bu gidişle, tam sonuç alınmasa bile, saltanatın sarsıntı geçireceği muhakkak.

Fazla nostaljik sayılmazsa, kâğıt ve kalemin yerini hiçbir âlet ve malzemenin tutamayacağını zannediyorum. Ne bileyim? Bilgisayardan önce elektronik daktilolar, ondan önce de, bildiğimiz şaryolu yazı makinaları vardı, yine de kalemle irtibâtımızı koparmadık.

Şimdilerde ortalık tam bir “disket” istilâsına uğradı. Bırakın risâle, kitap hacmindeki eserleri, kütüphâneleri bile bu disketlere sığdırıyorlar. İnternette yayınlanan gazete ve mecmûalar var. Yine de, insan, eliyle sayfalarına dokunmadığı nesneye kitap, gazete muâmelesi yapamıyor.

Ekranda görünen ile kâğıttan okunan aynı metin, aynı lezzeti vermiyor. Bunun sebebini, “psikolojik” etiketinin altına toplayalım. Psikolojik sebepler insan için çok şey ifâde eder. İnsan, baştan başa psikolojiktir. Gökdelenlerin tepesinde kuş gibi sekerek çalışan insanla, ikinci katın balkonunda dizleri titreyen insanın davranışları, psikoloji dışında ne ile açıklanabilir?

Bu yüzden, psikolojiyi önemsemek gerekiyor. Kâğıdın ve kalemin bıraktığı zihin hâtırâsı, öyle kolay kolay silineceğe, ortadan kalkacağa benzemiyor. Daktilonun en hızlı yazanı ve akıllısı, nasıl kalemi yok edemediyse, disketin en aliyyü’l-âlâsı da kâğıdı, kitabı hükümsüz kılamayacaktır.

“Kitap” lâfzının, bâzı kullanışlarda “Kur’ân” yerine geçmesi; “kalem” kelimesinin hem ilk vahy âyetlerinde yer alması, hem de müstakil bir sûreye (Nûn) ortak isim olması; bu iki tâbire İslâmî sıfatlar ilâve etmiştir. Bunlara yönelen sıcak bakışların, daha ziyâde “mü’min” gözlerinden çıkması, yadırganmamalıdır... Çünkü mü’min, “münevver” insandır.

“Münevver”, sebeb-i vücûdu olan “nûr”dan uzaklaştırılalı beri, iki yakamız bir araya gelmiyor. Hamlet’in o meşhur cevâbında üç def’a tekrârladığı “kelimeler!” sayhâsı, Türk kültür hayâtında tam bir enkaazı işâret ediyor.

Kur’ân dilinde “nûr”, ilâhî menşe’li ve daha ziyâde mânevî hasletleri olan bir ışık kaynağıdır. Bir başka deyişle, “îmân”dır. İslâm târîhinin tanıdığı en şânlı “münevver”lerden Mevlânâ: 

“Ben, bir ayağı Kur’ân’da, diğer ayağı ile Dünyâ’yı dolaşan pergelim.”

diyor. 

Ne hakîmâne bir “münevver” târifi... Hem Dünyâ’yı dolaşacak bir bilgi hamûlesine sahip olacaksın, yani “mütebahhir” sıfatını kazanacaksın, hem de Kur’an’dan ayrılmayacaksın.

“Men bende-i Kur’ân’em! Eğer cân-dârem.” [1]

diyerek hayâtını hülâsa eden Mevlânâ, aynı zamânda kültür bahçesinde bahçevânlık yapmanın reçetesini yazıyordu.

 

[1] “Ben, cânım vâr oldukça Kur’an’ın kölesiyim.”

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden