17 Ocak 2022

Yazının başlığı ilk okuyuşta sizlere belki baharatçıları da hatırlatabilir. Ancak yazının içeriği dikkate alındığında bana daha çok slogancıları da çağrıştırıyor. Çünkü nakaratçılarla slogancılar daha çok düşünce üretmede kısırlıklar yaşamalarıyla aynı paydada birleşirler, benzer sözleri çiklet yapmayı çok severler. Daha önceleri birçok yazımın içerisinde slogancılara değindiğim için bu yazıda düşünmeyi yalama etmeyi başarmış olan nakaratçılar üzerinde durulacaktır.

Bakanlıkta çalıştığım dönemde deneyimli, nüktedan bir öğretmen arkadaşım anlatmıştı: Biz öğretmen okulunda okurken bir arkadaşımız vefat etmişti. Arkadaşlarla birlikte toplanarak ailesine ziyarete gitmiştik. Evde sessiz ve sakince otururken sonradan  komşulardan biri olduğunu öğrendiğimiz kişi güya sessizliği bozmak için konuşmaya başladı. Vefat eden arkadaşımızın Fransızca, İngilizce, Almanca da bildiğini, çok bilgili biri olduğunu sıralamaya başladı. Biz arkadaşlar olarak birbirimize hayretle bakıyorduk. Çünkü birkaç yıldır beraber okuduğumuz arkadaşımızın böyle bir özelliği olduğunu sanmıyorduk. Bu anlamlı ve sorgulayan bakışlarımızı fark eden kişi sözlerine bir açıklama getirme ihtiyacı hissetmiş olacak ki “elbette bu lisanları bilmiyordu ama bunları öğrenmeye çok havaslıydı” diye sözünü tamamladı.

Ne zaman gidenlerin ardından bir şeyler söylenmeye, yazılmaya başlarsa hep bu anı aklıma gelir. Sonra da “Peki peki anladık/ Her şeyden sen anlarsın…” şarkısının “Sen neymişsin be abi” nakaratı. Bu nakaratın olduğu şarkı ilk defa 1985 yılında yayınlanmaya başlayan Mazhar Fuat Özkan’ın şarkılarından biriydi ve dillerden düşmeyen Sen neymişsin be abi nakaratıyla devam ederdi. Bu şarkı o dönemde diğer sevilen şarkılar arasında da yer almıştı.

Özellikle çoğumuzun son yıllarda şahit olduğu bir durum da bu şarkı sözünü hatırlatır oldu. Mesela bizde bir bilim adamı, sanatçı, şair veya yazar vefat ettiğinde “sen neymişsin be abi” türünden, herkese söylenebilecek sözlerden ileri gidemeyen nakaratları dillerine dolayanlara rastlanıyor: Büyük adamdı… Üstadı kaybettik… Artık yeri doldurulamaz… İnsan sever, dost canlısıydı… Büyük fikirlerin adamıydı… Yalnız yaşadı, garip öldü… Halk adamıydı, içimizden biriydi… Ona öldü diyemeyeceğiz çünkü o eserleriyle aramızda yaşayacak… Düşünceleri önümüzü aydınlatacak… Böyle biri bir daha gelmeyecek… Davası öksüz kaldı… Bunlara benzer daha birçok sözler. Tamam da bu sloganvari sözlerin birçok insana söylenebilecek sözlerden bir ayırt ediciliği, bir farklılığı var mı?

İşin garibi bu boş övgücülerin, nakaratçıların sayıları zamanımızda giderek artıyor. Toplumsal ve kültürel yapının diğer alanlarında görülen kuraklık gidenlerin ardından söylenen, yazılanlarda da görülüyor. Çok yakın zamanda vefat eden tanınmış bir şair hakkında da benzer şeyler yazılıp çizildiğine sizler de şahit olmuşsunuzdur. Ben her şeyi bilirim, ben böyle büyük adamları yakından tanırım, ölen de yakın dostumdu gibi lafazanlığa soyunanlar burada da öne çıkma gayreti içerisindeler. Konuşmasalar olmaz! Anlaşılan kişiliklerindeki yetersizlikleri böyle doyurmaya çalışıyorlar, diye geliyor insanın aklına. Desinler ki falan falan da bu kişiyi çok iyi tanıyormuş, yani o da gidenin fikrine, sanatına aşinaymış beklentisi nakaratçılara boş bir gurur veriyor anlaşılan.

Vefat edenin arkasından iyi güzel şeyler söylemek hoş da dikkat çeken boş laflar etmenin pek hoş olmadığını herkes bilir. Çünkü yazılanların, söylenenlerin sahici olması önemlidir. Yaşadığı, yazdığı ve ürettiği hayatından özlü, kalıcı örnekler olmasında fayda vardır.

Bir de sözü edilen şahıs hayattayken onun ne düşüncelerine ne görüşlerine hiç katılmayan bazı nakaratçılar var ki insanı şaşırtıyor. Toplum hayatını bütünüyle saran, hiç de doğru olmayan sözler ve davranışlar, yalanlar ve yanlışlar gerçeğin yerine oturtulmaya çalışılırken yüzlerde zerre kadar kızarma görülmüyor.

Bu ‘sen neymişsin be abiciler’ vefat etmiş olan kişinin ne ilmiyle ne sanatıyla veya eserleriyle ilgilidir. Hatta bu tiplerden hiç temelleri olmayan, içi boş sözler, yazılar saman alevi gibi yükselir ve birden söner. Çünkü söylenenlerde de yazılanlarda da fikri hiçbir tespit veya özlülük yoktur.

Vefat eden sanatçıyı, şairi, yazarı gerçekten merak edenler, tanımak isteyenler bu boş sözlere ve yazılara baktıklarında belki kafalarındaki beklentiler yıkılıyor, büyü bozuluyor. Yani vefat eden aydınların, yazarların arkasından sıradan, basmakalıp, içi boş laflar edilmesi pek de o kişilerin hayrına olmuyor.

Vefat eden kişinin bilime, edebiyata, sanata katkılarından, eserlerinin içeriğinden bahsetmek nakaratçıların ne sözlerinde ne de yazılarında pek rastlanmıyor. Çünkü adı geçen kişi ya da kişileri ya hiç okumamışlardır ya da hiç anlamamışlardır.

Nakaratçılar vefat eden kişilere gerçekten saygı duyuyor ve onların hiç değilse ruhlarının huzur içinde olmasını istiyorlarsa susmaları daha hayırlı olacaktır. Bırakınız o kişiyi bilenler, tanıyanlar, eserlerini ve fikirlerini anlamış ve özümsemiş olanlar yazsınlar, konuşsunlar. Siz bir baş sağlığı dileğinde bulunursanız yeterli olacaktır. Şu bilinmeli ki ne yaşarken “insan” olanların ne de vefat edenlerin yağdanlıklara ihtiyaçları yoktur. Bazılarının kendi hastalıklı ruh hallerini sergilemelerine, bilinçaltlarını ilan etmelerine hiç gerek yoktur.

Gidenlerin ardından güzel ama içi dolu, şahsiyetini ve bırakmış olduğu eserlerin muhtevalarını, yapmış olduğu görevlerindeki başarılarını tanıtıcı çaplı yazılar yazılırsa beklentiler de boşa çıkmaz, sevgiler de daha kalıcı olur. Çünkü anlamlı sözler söylemek, yazılar yazmak, gideni anmak daha çok onu anlamakla mümkündür. Laf olsun kabilinden söylenenler ve yazılanlar sahteliğin bir yüzü olarak, “bizim oğlan bina okur/ döner döner yine okur” kabilinden nakarat haline geliyor ve bu söylemler ilgi çekmek yerine her zaman insanı rahatsız ediyor.

Nakaratçılar, baharatçılar derken ister istemez “bir garip Orhan Veli’nin” Kitabe-i Seng-i Mezar başlıklı şiirinde dile getirdiği Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar…”
 dediği Süleyman Efendi’yi hatırlamaktan geri duramıyoruz. Çünkü bu toplumun aydını da yazarı da daha çok slogancılardan ve nakaratçılardan çekiyor. Fikri, ilmi ve sanatsal gelişimin önündeki en büyük engellerden biri slogan ve nakarat nasırlarıdır. Ancak bunlardan kurtulduğumuzda bu topluma yazık olmayacaktır.

Bu kategorideki Makalelerden