7 Aralık 2022

            Târîhin kör, sağır ve dilsiz olduğu demler vardır. Böylesi zamân parçaları, milletlerin tâlihinde nîrengi noktası mevkiinde dururlar. Gözüne, kulağına ve diline söz geçiremeyen târîh, başka kuvvetlerin önünde sürüklenerek; yalana, iftirâya, lâf mütegallibesine boyun eğer. Milâdî 13 Nisan 1909, Rûmî 31 Mart 1325 (22 Rebîülevvel 1327) Salı günü İstanbul’da meydâna gelen gelişmeler, bu kabîl bir “lâl ü ebkem ü âmâ” târîhin huzûrunda cereyân etmiştir.

            Aradan bunca yıl geçmesine, hakkında leh ve aleyhde vagonlar dolusu söz sarfedilmesine rağmen, 31 Mart Hâdisesi, hakîkat trenine bindirilememiştir. Çünkü onu târîhin elinden kaçırmak isteyenler vardır ve bunlar, başta emperyalist emelleri olmak üzere, bütün hedeflerini Türk’ün imhâsı, felâketi üzerine binâ etmişlerdir. Dolayısıyla, 31 Mart Hâdisesi’ni, İngilizlerin açıkladığı şekilde bilmeye mecbûr olan bir ötekiler topluluğu bulunuyor. Ne yazık ki, kendi memleketimizde aklımızın sesine uzak duruyoruz.

            Yıllarca, 31 Mart Hâdisesi başlığı altında irticâ masalları dinledik. Yok, şerîat isteyenler sokağa dökülmüş de; bilmem hangi ittihâdın mensupları: 

“Din elden gidiyor!”

diye yürümüşler de, falan zannederek filânı öldürmüşler de… 

           Hepsi bir merkezden idâre edilen ve hiçbir adımında tesâdüfün izine rastlanmayan gelişmeler, bir İngiliz tezgâhıdır. Sultan Abdülhamîd’den ve Türk’ün uyanıklığından kurtulmanın fomülüdür.

            İttihâd ve Terakkî’nin Selânik’de hazırlayıp İstanbul’a gönderdiği Hareket Ordusu, ilk ândaki haklılığına, sonraki icrâatıyla bir hayli zâfiyet yüklemiştir. Mahmûd Şevket Paşa ve ekibini İngiliz’in nihâî emeliyle buluşturan hâdiseler zinciri, İttihâd ve Terakkî ileri gelenlerini gaflete râm etmiştir. 

             Sultan Abdülhamîd’i tahttan uzaklaştırmak, o yıllardaki İngiliz siyâsetinin olmazsa olmaz şartı gibi görünmektedir. Elbette, İngiliz’i bu maksada kilitleyen başka güç kaynakları da vardır. Küdüs ve çevresini parayla satın alamayan Yahûdî lobisi, bu pazarlıkta ayak direyen Osmanlı Pâdişâhı’nın hasm-ı bî-amânı olarak, İngiliz maşasını ustalıkla tutup çevirmeye başlamıştı.

            Yahûdî ve İngilizin ayak oyunlarıyla, koskoca bir milletin bahtı tersine çevrilmiş; Türk Devleti, tez zamânda yatalak hasta muâmelesine uğramıştır. Dervîş Vahdetî, Volkan Gazetesi, İttihâd-ı Muhammedî Cemiyeti, Avcı Taburları, Hareket Ordusu, Sultan Abdülhamîd’in hal’i, Sultan Reşâd’ın iclâsı tarzındaki, gûyâ târîhî başlık ve tâbirler, 31 Mart’ın ardından sökün eden Trablusgarb, Balkan ve Birinci Dünyâ savaşlarının yanında, ne kadar figüran kılılığında duruyorlar. 31 Mart Hâdisesi’nin târîh koridoruna giriş yapabilmesi için, bu harblerin sonucuna iyice bakmak kâfi gelecektir. Gerisi lâf ü güzâf…

 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: