1 Ekim 2022

Eşyadan ve olayların seyrinden istenen keyfiyete bütün ruhuyla nüfûz edebilenler yalnızca çocuklardır. Bu sebepten çocukluk insan hayatının müstesna bir dönemini de ifade eder. Bu dönemde yaşananlar hayatın en saf sevinçleri ve hüzünleridir. Sevinçlerimiz kararlı, hüzünlerimiz geçidir. Ulaşabileceklerimiz sınırlı, erişebildiklerimiz tatminkârdır. Bu sebeple hayat, çocukluk döneminde mutluluk verici bir şeydir. Bu yüzden insan, çocukluğunu hep o saf mutluluklarından ibaret zanneder. Gerçek elbette böyle değildir. Ama zihnimiz ve gönlümüz bize bunun böyle olduğunu fısıldar.

Bir çocuk yaşadığı şeylerin özüne nüfus eder. Zihni ve kalbiyle ondadır. O şeyle veya bir olayla yaşadığı tecrübe hayatın sonraki dönemlerinde aslında bizden hep istenen ve arzuladığımız mükemmel bir odak hâlidir. Çocukluktaki o saf odaklanma hâlini başka bir dönemde yakalamak zordur. Başarabilenler “an bu andır!” veya “dem bu demdir” idraki içinde yaşayabilenlerdir. Kalbimiz ve zihnimizle etrafımızdaki şeyler arasındaki bu bütünlük hâli bana kalırsa mutluluğun ta kendisidir. Bizi, çocukluk günlerimize götüren hatırlayışların özünde de bu hâlin olduğunu zannediyorum.

Bir çocuğun hayata bakışı yaşamın bizden istediği bir hâldir. Saf ve öze doğru bir bakıştır çocuğunkisi. Bunu hayatın sonraki dönemlerinde yakalayabilmek çok zordur. Küsmek ama hemen barışmak, darılmak ama anlaşmak için çareler aramak, kızmak fakat sevinmek için hep bir neden bulmak, basit görünen şeyleri derinliğine yaşayabilmek, en önemlisi de hiçbir şeyin basit ve sıradan olmadığını doyasıya içimizde duymak çocukluğun en mükemmel hâllerindendir. Mutlu olmak için en basit sebepleri arayan bir çocuğa hayat alabildiğine yardım eder. Bunu biz hayatımızda tecrübe ederek gördük. Bu sebeple çocukluk muhteşemdir. Yaptığı hatalardan hemen dönmede zorlanan günümüz insanının çocukluğun cennetini özlemesi bence bundandır.

Çocuk, hayatı zenginleştiren varlıktır. En küçük şeylerin nasıl mükemmel bir mutluluk vesilesine dönüşebileceğini göstererek ve hayatında bunu uygulayarak ortaya koyar. Bu yüzden, bazen hayata onların baktığı pencereden bakmanın yararlı olduğunu düşünürüm. Acaba çocuk gibi bakabilmenin işaret ettiği şeydeki hikmet nedir, diye sormanın zihnimizde bazı kımıldanışlar meydana getireceğine inanırım. Çünkü bizim çocukluğumuz böyleydi. En basit şeylerden ortaya koyduğumuz mutluluk vesilelerinin hayatımızda meydana getirdiği o güzelim hâllerin verdiği huzura yaşamın şimdiye kadar başka hiçbir döneminde tesadüf edemedim. Oyuncaklarını kendisi yapan, Ramazan ayında maniler eşliğinde elekten yapılan dömbeleklerle davul çalan ve harçlık toplayan, mısır tarlasında ve fındık bahçesinde çalışan, akşamları bir evde toplanıp oyunlar oynayan ve sohbetler eden, ırmakta balık tutup onları eve getiren ve akşam yemeğinde balık yenmesine vesile olan, salyangoz (sülük derdik) toplayıp bununla harçlık biriktiren, birçok meyvenin yerini bilip onlara akınlar düzenleyen, yoktan vardan biriktirdikleriyle koleksiyonlar oluşturan, toprak yolda elleri çatlayıp kanayana kadar misket oynayan çocukluğun yaşadığı dopdolu sevinçleri şimdi hangi imkânlar verebilir?

Hayatın ne işe yaradığını sorabilmek, niçin yaşadığımız sorusuna bir cevap bulabilmek için bence çocukluğun mümkün olduğu kadar iyi ve dolu yaşanması gerekir. Biz böyle bir çocukluk yaşadık. Elbette hatalardan, yanlışlardan uzak olduğunu kast etmiyorum. Acıları ve sancıları da dahil olmak üzere o çocukluk en güzel biçimde yaşandı. Daha doğrusu nasıl yaşanması gerekiyorsa öyle yaşandı. Bu satırlar bunun için Yaradan’a bir hamd gibi okunmalıdır. Bu satırlar o çocukluğun kahramanlarına bir şükrandır ve gönül borcudur. “Bir daha gelir mi o günler?” diyen Yakup’un sorusu karşısında büründüğüm sükûnete bir bahanedir.

Yazar Hakkında:

Yasin ŞEN

Yazarın diğer makalelerinden: