21 Mayıs 2022

GÜLER SABANCI iklim değişikliğine işaret eden bir mektup göndermiş, basına. GÜLER SABANCI diyor ki

Dünyamız iklim değişikliği nedeniyle geri dönülmesi mümkün olmayan bir noktaya doğru ilerliyor. İşte bu sebeple “iklim acil durumu” diyoruz. Hükümetlerin, özel sektörün, sivil toplumun ve akademinin dünyamızı korumak için çalışması gerekiyor.

Önümüzdeki 20 yıl boyunca dünyadaki toplam karbon salımının yüzde 80’inden fazlasının gelişmekte olan ülkelerden kaynaklanacağının altını çizdi:

Bu ülkelerin temiz enerji dönüşümüne ayırabilecek kaynak ve imkanları kısıtlı. İklim aciliyetiyle ilgili global sorunlara karşı devletler ve özel sektör işbirliği içinde gelişmekte olan ülkelere filantropi anlayışıyla gerekli kaynakları ve imkanları sağlamalı.

Güler Sabancı, mektubunun son bölümünde şu mesajı verdi:

Her birimizi kendi gücümüz yettiği kadar çözümün bir parçası olmak için harekete geçmeliyiz. Kendi gücümüzün yettiği ölçüde eşitsizliklerle mücadele için çalışmak ve ihtiyacı olana destek vermek hepimize iyi gelecek.

LİNK- GÜLER SABANCI dan gelen mektup linki

https://www.dunya.com/kose-yazisi/daha-iyi-bir-dunya-icin-hayirseverlik-zamani/644934

Güler Sabancı gibi düşünen milyarderlerimize en iyi yanıtı OĞUZ ADANIR vermiş. OĞUZ ADANIR diyor ki

“Günümüzde özgürlük ve demokrasiye en çok ihtiyaç duyan kesimlerin başında iş adamları ve aydınlar gelmektedir. Dünyaya rahatça açılabilmek, rahatça iletişim kurmak ve tartışabilmek için kolektif anlamda özgür olmak gerekmektedir. Aksi takdirde yapaca­ğınız en ufak yanlışın karşılıklı anlayış ve saygı duygusundan yoksun bir toplumda derhal cezaî bir işlem görme şansı yüksek olacaktır. Bunu bir Demokles kılıcı olarak görürseniz; gerek ticarî, sınaî ve fınansal girişim­lerde, gerekse düşünce üretimi ve özgürlükler konusunda sürekli bir engel teşkil ettiğini anlarsınız. Türkiye’deki pek çok toplumsal sorunun anah­tarı: Demokrasidir. İşin asıl tuhaf olan yanı herkesin bu gerçeği kabul et­mekle birlikte bu konuda parmağını yok denecek kadar az kıpırdatması­dır. Bu durumda Türkiye’deki Demokratik hareket ya da hareketlerin içtenliğine inanabilmek oldukça güçleşmektedir. Sanki Türkiye’deki in­sanlar bir yere kadar Demokrat olabilmekte ondan ötesini kabul edeme­mektedirler! Demokrasiyi daha önce de söylenmiş olduğu gibi ya bir baş­langıç ilkesi olarak kabul eder ve sorunları çözmeye girişirsiniz ya da Türkiye’de olduğu gibi bir hedef olarak sunar ve ona asla erişemezsiniz! Çünkü ona erişmekten korkarsınız! İşte bu duruma son verebilecek bir öncü kesime âcilen ihtiyaç vardır. Bu kesimin kimlerden oluşacağını az önce söyledik. Bu inisiyatif onlardan gelmek durumundadır, şimdilik baş­ka alternatif yoktur! Zihni­yet dönüşümü bunlarla başlamalı ve geniş kitlelere doğru ilerlemelidir.”

LİNK OĞUZ ADANIR dan tüm sanayici ve iş adamları oda ve derneklerine yönelik bir çağrı linki

https://www.kirmizilar.com/tr/index.php/konuk-yazarlar2/1513-zihniyet-ulusal-burjuvazi-aydinlanma

UNEP 2008 yılında; yoksulluğun azaltılması, yeşil yatırımlar ve yeşile dönüşümün sağlanması ile ilgili önerileri içeren Yeşil Ekonomi İnisiyatifi adlı bir girişim başlatmıştır. İngiltere’de faaliyet gösteren New Economics Foundation, ABD eski başkanlarından Roosevelt’in 1930’ların ekonomik bunalımından çıkmak için önerdiği New Deal politikalarını dönüştürüp iklim değişikliği, işsizlik ve finansal kriz ile başa çıkmak için New Green Deal  (Yeni Yeşil Düzen) adı altında 100 ayda uygulanacak bir program önermiştir. Hemen ardından, UNEP Global Green New Deal (Global Yeşil Yeni Düzen) politika belgesi ile yeşil tabanlı bir yeniden yapılandırma stratejisi oluşturulmuştur. AB yeşil mutabakat döngüsel eylem planı ile Düşük karbonlu ekonomiye geçişte yeni iş alanları yaratmak AB’nin öncelikli istihdam politikalarından biri olmuştur. Bunlar enerji, biyoçeşitlilik hizmetleri, atık işletmeciliği, geri dönüşüm ve karbon gelirlerinin kullanımı gibi alanları içermiştir.

İstihdam açısından yeşil ekonominin potansiyelinden faydalanmak için, yeni iş alanlarının ihtiyaçlarının belirlenmesi, işgücüne yeni gelişen becerilerin eğitiminin verilmesi ve kazandırılması hedeflenmiştir. Kaynakların etkin kullanıldığı düşük karbonlu ekonomiye geçişte, bir çevre fonu yaratılmıştır. Bu fondan elde edilen gelir, düşük karbonlu teknolojiye yatırımında ve ‘’vergileri düşürmede’’ kullanılmıştır. Söz konusu süreçte teknolojiye yatırım, insan sermayesine yatırımı ve bireysel girişimcilere mikro-finans yoluyla destek sağlanması amaçlanmıştır. 

Türkiye’de işsizlik sorununun tek kaynağı siyasi krizlerle tetiklenen ekonomik sorunlar değildir. Üzerinden araç geçmeyen ama bedeli vatandaşlardan çıkarılan köprüler, gerçek talep hesaplanmadan yapılan ve zarar etmemesi için teşvik verilen elektrik santralleri ile trafik sorununa çözüm olmayan ama şirketlere gelir yaratan tüneller gibi birçok ‘yatırım’, sınırlı maddi kaynakları ekonomik faydaya çeviremeyecek kanallara aktarırken, istihdama da sabun köpüğü gibi geçici bir katkı sağlamaktadır. Özel bir başlık açacak olursak sermayenin fosil enerji yatırımlarına olan ilgisi hükümetin belirlemiş olduğu garantili alım fiyatlarının yüksekliği ve verilen ekstra desteklerle açıklanabilmektedir. Bu desteklere güvenerek yatırım yapan özel sektör firmaları süreç içerisinde enerji fiyatlarını belirleyen EPDK’yı bir anlamda esir almaktadır.

Türkiye’nin imzaladığı uzun yıllar devam edecek yüksek alım fiyatı garantili uluslararası enerji anlaşmaları fosil yakıtlara olan bağımlılığı artırmaktadır. Dünyada enerji fiyatları düşerken, bunun Türkiye sanayicisi ve sıradan tüketiciye yansıtılamıyor oluşunun arkasındaki izlek budur. Düşürülemeyen enflasyon ve faizin arkasında yüksek tutulmak zorunda kalınan enerji fiyatlarının önemli bir rolü olduğu bilinmektedir. Yüksek enerji maliyeti yüksek faizle birleşince Türkiye sanayisinin uluslararası piyasalardaki rekabeti olumsuz etkilenmekte, tüketicilerin alım gücünün de düşmesiyle ekonomi durgunluğa itilmektedir. Ülke ekonomisinin genelinin aksine bu tür bir enerji politikasının tek kazananı bu enerjiyi üreten özel şirketlerdir. İşin kötüsü, bu enerji politikaları sermaye kesiminin yatırım kararlarını da etkilemekte, kıt olan finansal kaynakların atıl kapasite yaratmak amacıyla enerji sektörüne akmasına sebep olmaktadır.Köprü inşaatında çalışan işçi, inşaat bitince işsiz ve güvencesiz kalmaktadır. Elde ettiği gelirden birikim sağlayamadığı gibi, çalıştığı süreç boyunca yeni bir bilgi veya yetenek de öğrenememekte sosyal sermayenin gelişimine de katkı sağlayamamaktadır.

Yatırımlar rant odaklı olduğu için iş kazaları da kader olmaktadır. Yaratılan bu geçici işler ekonomide dönüşüm yaratmaktan uzaktır. Bu nedenle Türkiye bir çeşit üretememe sancısı çekmektedir. Türkiye’de gerekli mal ve hizmetler üretilemediği gibi yanlış ürün ve hizmetlerin üretilme çabası açığa çıkmaktadır. Üretim süreçleri insandan, doğadan ve ihtiyaçlardan kopuktur. Bu sancıyı dindirmenin yolu ise Türkiye’nin üretim alanlarını ve üretme biçimlerini değiştirmesinden geçmektedir. Düşük karbonlu bir ekonomi, yeşil sektörler, yeşil işler ve elbette yeşil yakalılar işte bu dönüşümde anahtar rol oynayacaklardır.Türkiye geleneksel ekonomide ortaya çıkaracağı bu dönüşümden korkmamalıdır. O nedenle Türkiye düşük karbonlu bir ekonomiye geçişin gerekliliklerine yerine getirmekte öz güven sorunu yaşamamalıdır. Türkiye, Avrupa’nın en iyi rüzgar ve güneş potansiyeline sahip ülkesidir. Yalıtımdan, geri dönüşüme kadar bu alanda daha işin çok başındadır. Türkiye yeşil yakalı işler konusunda ciddi bir potansiyele sahiptir. AB yeşil mutabakat döngüsel eylem planı hazırlanmış olup, Türk iş dünyası ve bürokrasisi yeşil mutabakat döngüsel eylem planının fırsat ve risklerinin farkındadır. BM sürdürülebilir kalkınma amaçlarına göre iş dünyası tarafından hayırseverlik bilinci ile sosyal sorumluluk projeleri yapılmaktadır.

Yeşil bir zihinsel dönüşüm ile sürdürülebilir yaşam kültürü tasarlanabilir.

LİNK DÜŞÜK KARBONLU EKONOMİYE GEÇİŞ LİNKİ

https://millidusunce.com/misak/dusuk-karbonlu-ekonomiye-gecis-yesil-ekonomi/?fbclid=IwAR3mCaUenQxI5GbEpCe46O7yqvfBrTnd54A-M77eMjxUNT-sPsJR-AqhoDY

Meriç Köyatası gibi aydınlar ülkemizi bekleyen politik riskleri ortaya koyuyor. Diyor ki “Oysa ülkemizde, bir savaş silahı olarak stratejik ‘göç mühendisliği' yürütülüyor.  Bir taraftan nüfusun yüzde 10'una yakın kalıcı bir göç dalgası ile coğrafi bölgelerin, şehirlerin nüfus yapısı değiştiriliyor. Diğer yandan 10 milyona yaklaşan sığınmacılar içinde sayılarının kaç olduğunu bilemediğimiz binlerce, on binlerce terörist- militarist unsurlar kolayca silahlanabilecekleri şekilde Türkiye'nin dört bir yanına dağıtılıyor. 

https://t24.com.tr/haber/dogru-parti-genel-baskan-yardimcisi-meric-koyatasi-ulkemizde-bir-savas-silahi-olarak-stratejik-goc-muhendisligi-yurutuluyor,973499

Ülkemizde yüz binin üzerinde sivil toplum kuruluşu var. Sanayici ve iş adamları derneklerinden, meslek oda ve düşünce kuruluşlarına, herkes elinden geldiği kadar toplumu uyarıyor, çözümler üretiyor ve iktidar-muhalefet siyasi partilerine iletiyor. İnsanlar dürüst iyi insanlar ve namussuz, kötü insanlar diye ikiye ayrılır. O kadar. Gerisi propaganda taktikleridir. Düzen değişmez ise iklim değişir. İklim değişir ise kuraklık gelir, açlık gelir. Gıda güvenliği ve su güvenliği ülkemiz için hayati bir meseledir. Türklerin binlerce yıllık devlet geleneği ve Türk milletin kolektif bilinci yaşadığı acı olaylardan aldığı dersler ile doludur. Ülkemiz üzerine oynanan oyunlar ortada olduğu gibi, çözüm yolları da ortadadır. Sürdürülebilir yaşam kültürü tasarımı için özümüze –KÖNİ, UZ, TÜZ, KİŞİ -dönmemiz gerek. Sanayici ve iş adamlarımızın reel ekonomipolitik gerçekleri referans alarak milletin bağrından çıkan “değerlere” kulak vermesi gerek. 1933 T.C. planlı karma ekonomi başarısını yineleyecek teknokrat ve bürokrat kadrosu vardır. Kenan Evrenin başlattığı bozuk düzene covid19 son noktayı koymuştur. Şimdi döngüsel ekonomi zamanı. Şimdi AB yeşil mutabakatına göre düşük karbon ekonomisine göre yapılanma zamanı. Şimdi BM sürdürülebilir kalkınma amaçlarına göre iş birliği zamanı. Şimdi iklim adaleti sağlamanın zamanı. Şimdi komşu ülkeler ile barış zamanı. Şimdi tarımdan, sanayiye üretme zamanı. Şimdi oyunları bozma zamanı. Güler Sabancı nın sözleri benim de son sözümdür, bu egüncemde.

Her birimizi kendi gücümüz yettiği kadar çözümün bir parçası olmak için harekete geçmeliyiz. 

Kendi gücümüzün yettiği ölçüde eşitsizliklerle mücadele için çalışmak ve ihtiyacı olana destek vermek hepimize iyi gelecek.

TUVA DOSTU CAHİT GÜNAYDIN #karezcanal2050

Bu yazarın diğer makaleleri

Bu kategorideki Makalelerden