8 Ağustos 2022

Türk târihinde kurulmuş Cihân devletlerinden biri “Selçuklu” adını taşıyor. Aslında, o adı taşıyan düzinelerce devlet var. Bizim burada kasdettiğimiz, “Büyük Selçuklu Türk Cihân Devleti”dir. Selçuk Ata, bu muazzam devlet ile ona bağlı öteki Selçuklu devletlerine adını vermiş, mübârek ve hürmetli bir mevkide durmaktadır.

Selçuk Ata, babası Dokak zamânından kalma yakışıksız bir husûmet yüzünden Yengikent’i terk edip Cend’e geldi. Elbette, onunla birlikte pek kalabalık Kınık Boyu obaları da, öyle yapıp Cend’e geldiler. O sırada Cend’in batısında Sâmânoğulları Devleti, kuzeyinde ve doğusunda da Gazneli ve Karahânlı devletleri vardı. Bunlardan ilki İrân menşe’li, diğer ikisi ise Türk idiler. Selçuk Beğ, ileriye dönük pâln ve programını Sâmânoğulları üzerinden yaptı ve onlardan İslâm dîni öğretecek hocalar istedi. Kısa zamân içinde, Cend’e yerleşen Oğuz kitleleri Müslüman yaşayışının içine girdiler. Bir müddet sonra, Oğuz Yabgu Devleti’nden vergi memurları geldi ve Selçuk Beğ’den harâc istediler. O:

“Biz kâfirlere vergi vermeyiz!”

diyerek, gelenleri geri çevirdi.

Çok geçmeden, Selçuk Beğ’in adının önüne “Gâzî” sıfatı konduruldu. Selçuk Beğ, Türk’ün bahtını batı istikaametinde gördü. Batı lâfzının tam ortasına da Anadolu’yu koydu. İlerideki yıllarda kazanılacak Dandanâkan, Pasinler ve Malazgird zaferlerinin muştusu, bu Anadolu hedefi idi. Bu zaferleri bir arada tasavvur ettiğimizde, Selçuk Beğ’in büyüklüğü daha bir anlaşılacaktır.

Söğüt-Domaniç arâzisine gelip yerleşen Ertuğrul Gâzî’nin Kayı Boyu erenleriyle yapıp ettikleri, Selçuk Ata’nın Cend’de kurduğu ve üstünden ustalıkla geçtiği köprü serencâmına ne kadar da çok benziyor. Bu köprü, sanıldığı gibi madde âleminin taştan, tahtadan yapılmış köprüsü değildir. Bu köprü, Türk’ü İslâm dâiresine geçiren bir mânâ köprüsüdür. Bugün Anadolu Diyârı’nda oturan ve milyonlarla ifâde edilen Türk mahşeri, varlığını, Cend’de kurulan o köprüye, yâni Selçuk Ata’nın yüce gönlüne borçludur. Ertuğrul Gâzî’yi, Selçuk Ata’nın kucağında göremeyenler, Türk’ün bahtının nerede parlayacağını da bilemezler. Bu, bir baht okuma ameliyesidir. İyi okuyabilene  ne mutlu!..

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: