4 Ekim 2022

            

Terengganu Ayaklanması olayları ortaya çıkmaya başladıkça, sözlü ve yazılı raporlar da kıyı başkenti olan Kuala Terengganu’nun mansâbına süzülmeye başladı. Bu raporların pek çoğu orman korucuları ve hinterland karakollarında konuşlanmış polis memurları da dâhil olmak üzere İngiliz ve Malay sömürge personeli tarafından verildi. Kalabalığı durdurmak ve dağıtmak için Kuala Telemong’a gidecek yeterli zamanı sağlayan bir grup polis memuru, bir avuç saray yetkilisine uyarıda bulundular. Raporlar esas olarak yetiştiricilerin konumlarını, birbirleriyle ve yetkililerle yaptıkları konuşmaları, taşıdıkları silâhları ve âcil taktik öneme sâhip olduğu düşünülen diğer ayrıntıları yetkililere bildirmekle ilgiliydi. Bu tür ayrıntıların dışında, bir muhbirin yetiştiricilerin Kuala Terengganu’ya inmek istediklerine dâir inancının yanı sıra, birkaç raporda Kuala Berang’daki Hükûmet binâlarının yakınında bir kırmızı bayraktan bahsedildi. Yetiştiricilerin polis ateşi altından kaçmalarından sonra, bu bayrak hakkında yetkililere herhangi bir açıklama bildirilmedi. İngiliz ve Malay yetkililer tarafından da herhangi bir spekülasyon yapılmadı.            

Gerçekten de birkaç gün sonrasına kadar, kırmızı bayrak önemli olabilecek pek çok ayrıntıdan biri olarak ortaya çıktı. Ancak bir araya geldikten sonra, yetkililer onlara neyin ilham verdiğini anlamaya çalıştıkça, kırmızı bayrak, ayaklanmanın resmî bir anlatıma ulaşma çabalarında önemli bir anlam odağı hâline geldi. Polis, çiftçileri Padan Kocang’da durdurduktan sonra Kuala Berang’ın yukarısındaki yerleşim yerlerine baskın ve aramalar düzenledi. ‘Elebaşılar’ olarak tanımlanan bu yetiştiriciler, sorgulanmak üzere Kuala Terengganu’daki kraliyet sarayı Istana Maziah’a getirildi. Hükûmet personelinin, İngiliz mahkeme yetkilileriyle yaptığı görüşmelerin yanı sıra, elebaşı görüşmelerinin önceden dökümlerinin sunulduğu bir duruşma yapıldı ve raporu yazıldı. Polis baskınlarında ele geçirilen pek çok sayıda bulgu, incelenmek üzere yetkililere sunuldu. Duruşmadan önce getirilen bulgular, ayaklanmada ürün yetiştiricilerinin sancak olarak gösterdikleri kırmızı bayrak hakkında yeni belgeler sağlıyordu.            

Malay saray yetkilileri, son şiddet olayları çerçevesinde, kırmızı bayrağın Malay Müslümanları için ne anlam ifâde edebileceği konusunda sorgulandı. Çiftçileri durduran yetkililerden biri, kırmızı bayrağın Malay ahâlisince anlamının ‘savaş’ olduğunu açıkladı. Kırmızı bayrağın ‘savaş’ anlamına geldiği, Başbakan tarafından da doğrulandı. Kalabalık Kocang’a ulaştığında elinde kırmızı bayrak tutan bir adamın, etrafındakilere kâfir olarak atıfta bulunarak Kuala Berang’da görevli Çavuş Drahman’ı öldürme çağrısında bulunduğunu açıkladı. Mahmûd adındaki adam, beyaz bir kaftan ve sarık giymişti ve yetiştiricilerden oluşan kalabalık ‘La ila ha il Allah’, bâzılarının da “sebilillah’ diye bağırdığı duyulurken dalga sesleri gibi yankılandığı duyuldu. Bu kırmızı bayrağın, sembolik olarak Malay Müslüman ürün yetiştiricilerin elinde, sömürge yetkililerine karşı kaldırılan bir savaş sembolü olduğu anlaşıldı.             

İngiliz Danışman W. M. Millington’a göre, ayaklanmanın Mukaddes Savaş olduğunun açıklanması, hareketin kötü niyetle düzenlendiğinin delîli sayılıyordu. Padang Kacong’da bulunan bir başka mahkeme yetkilisi tarafından duruşmadan önce sunulan bir mektupta yer alan ayrıntılar, bu düzenlemenin delîli olarak kabul edildi. Mektup, görünüşe göre Tokku Paloh’un en küçük oğlu Seyyid Sagaf’tan gelmişti. Seyyid, aynı zamanda büyük ölçekli bir toprak sâhibi ve tâcirdi. Belgede isminin bulunması, onun ayaklanmanın elebaşlarından biri olduğuna dâir şüpheleri arttırdı. Ayrıca mektupta Seyyid Sagof’un ortağı Hacı Drahman adı da geçiyordu. Hacı Drahman da geniş hacimli toprak sâhibi bir tâcir ve Terengganu Irmağı vâdisinde binlerce üretici tarafından saygı duyulan biri idi. Duruşma sonucunda hazırlanan rapora, İngilizce tercümesi de eklendi. Dato’ya atfedilen yazılı sözlü açıklamaya göre, “Şarika” adlı bir derneğin üyelerinden ayaklanma gününde ‘Bendera Stambul’ u yükseltmek için Kuala Berang’da toplanmaları isteniyordu. Ancak bu tercümede köşeli parantezler içinde yer alan bir tercümanın notunda, savaş standardı olarak tanımlanan bayrak, (Stambol-İstanbul Bayrağı) olarak detaylandırılmıştı ve ayaklanma günü dernek üyelerinin vakit kaybetmeden derhâl Kuala Berang’a gelmeleri istenmişti. 

Bendera Stambul’un Açıklaması             

Bendera Stambul’un kimliği açıkça ortaya çıkmakla kalmadı, aynı zamanda bu dil ve söylem kayma ânında sergilenen ‘iki rakip biliş’ içinde dolaşmış olarak ortaya çıktı. Ürün yetiştiricilerinin kırmızı bayrağı açtığı hayâli, haritalama eyleminin ortaya çıkarılması, yeniden olması ihtimalini de beraberinde getiriyordu. Terengganu Ayaklanması’nda artık belirgin olan bu ihtimâl, sömürge yetkilileri tarafından maharetle belgelendi. Sömürge yetkilisi, sömürgeci iktidârı mümkün kılan bilgi donanımı içinde durumu anlaşılır kılacak bir ‘ayaklanma hikâyesi’ oluşturmak için hızla harekete geçti. Bu ayaklanmayı kendi terimleriyle açıklamadı, hatta açıklayamazlardı. Bunun yerine, en önemli unsuru, ayaklanmayı düzenleyebilecek ve İngiliz yetkililerin siyâsî muhtevâyı atlamasına izin verebilecek gizli bir toprak belirleme girişimiydi. Sömürge hikâyesi, aynı zamanda Britanya İmparatorluğu’na karşı ümmet lâfzı altında birleşmiş ürün yetiştiricilerini de sınırlamaya çalıştı.            

Sömürge hikâyesini anlatan sömürge kalemlerinin gücü, destekleyici delîller olmadığından gücünü kaybetmiştir. Gerçekten de yetkililere sunulan rapor ve delillere rağmen yetiştiricilerin eylemlerini nasıl organize ettiğine dâir kesin bir delîl yoktu. Sömürge yetkilileri, daha evvel Şarikat adlı bir oluşum duymuşlardı ve Terengganu’da yasal olarak faaliyet gösteremeye başlayacaklarına dâir bilgiler almışlar ve başvuruları reddetmişlerdi. Görünen o ki, gizli olarak çalışmalarına devam etmişlerdi. Gizlilik ve Şarikat’ın yapısı gereği, bir ‘toplum’ olarak tanımlanması göz önüne alındığında, Millington, ayaklanmanın ‘Muhammedî Gizli Cemiyeti’nce düzenlendiği sonucuna vardı. Bir bakıma bu sonuca varış bir hatâ değildi. Ayaklanma, sonuçta, çiftçilerin sömürge devletine kasıtlı olarak açıklamadıkları şekillerde seferber edildiğini gösteriyordu. Yine de bu İngiliz hikâyesi, çiftçilerin şikâyetlerinin onları harekete geçmeye yeterince motive edemeyeceği ve İslâmî dil kullanarak meşruiyetlerine izin verilmediğine dâir daha genel, öncelikli bir varsayımı yansıtıyordu. Bu noktadan sonra Millington’un dil kaymaları birleşmeye devâm etti ve sömürge hikâyesinin ilerlemesini daha da hızlandırdı. Ayrıca şimdilerde Bendera Stambul olarak bilinen kırmızı bayrak ile bu gizli Müslüman cemiyeti arasındaki ilişki göz önüne alındığında, bayrak, ‘Gizli cemiyetin kırmızı bayrağı’ olarak tanımlandı. Millington’ın ardından Polis komiseri Mervyn L. Wynne, Şarikat İslâm’ın 1839’lardan beri Penang ve Kedah’ta faaliyet gösterdiğine inanılan kırmızı bayraklı gizli cemiyetin bir avatarı olduğu sonucuna vardı. Wynne daha sonra bu hikâyeyi Malaya’daki gizli toplulukların kapsamlı bir çalışması olarak tanımladığı ‘Triad ve Tabut’ adını verdiği bir çalışmada geliştirdi. Wynne’a göre, Terengganu kırmızı bayrağı, yayılmasına izin verildiği her yerde suç üreten Malay Müslüman topluluğuna bulaşan İngiliz karşıtı bir Muhammedî fanatizm şeceresinin bir örneğiydi.             

Yoğun çalışma temposundan arta kalan zamanlarda Wynne çok çalıştı ve Terengganu ayaklanmasını bir fanatizm hikâyesi olarak yazdı ve sundu. Fanatizm yaftası her nedense daha sonra milliyetçi-târihçi yazılarda reddedildi. Bunun yerine bu yönde üretilen târihler çiftçileri, yetiştiricileri siyâsî iddialarını çerçeveleme konusunda eğitimsiz, sömürgeciliğin suistimalleri tarafından yerelleştirilmiş fakat kendi dünyâ görüşlerinden çıkarılmış gelenekçi Malaylar, Müslümanlar ve köylüler olarak çerçeveliyor. Bu târihçiler, yetiştiricileri milliyetçi örgütlenme için güçlendirici bir prova yoluyla millî bilince yavaş yavaş uyanan dindar ön milliyetçiler olarak sunar. Gerçekten de, Malaya milletinin hikâyesinde ayaklanmaları ele alınca, milliyetçi tarihçiler teleoloji vazîfesi görmektedir. Bu hikâye tarzını araştıran bilim adamlarının geliştirdiği bu çalışmalarda ‘âdet- gelenek’ ve İslâm’ın uygun ifâdelerinin Malay değerlerini savunmada etkin olduğu vurgulanmıştır. Bu ifâde modunda kırmızı bayrak ilgi çekici bir ayrıntı olarak kalıyor. 

Karşı Sömürge Uygulaması           

Ne millî yazım tarzı ne de koloniyal yazım Bendera Stambul’un sunduğu yorum ihtimâllerine açıklık getiremedi. Görüldüğü üzere, kızıl bayrağın Terengganu’daki görünürlüğü, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1919’a kadar Malaya coğrafyasında toplanan Malay Müslüman siyâsetindeki zengin sembolik kariyerinin bir mirâsıydı. Bu kariyer boyunca, bu kırmızı bayrak Avrupa güçleri tarafından tutulma, silinme ile karşı karşıya kaldığı zamanlarda bir tehdîd, strateji ve direniş oluşturma anlamında Bendera Stambul olarak tekrar tekrar ortaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ortaya çıkan İngiliz sömürgeciliği tehdîdi, kırmızı bayrağın güçlü sömürgecilik karşıtı anlamlarla donatıltığı bir hareketti. Terengganu Ayaklanması, Malay Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun imdâda yetişmesi için düzenlenen tek ayaklanma idi. Terengganu deneyimi, diğer benzer örneklerin yeniden inşâsı ve incelenmesi ile yeni bir târih yazımına imkân tanıyacaktır.            

Bu tür örnekler genellikle sömürge müdâhalesi ânlarında ortaya çıkan çatışmalarda belirgindir. Örneğin kırmızı bayrağın sömürge-karşıtı bir eylem olarak ortaya çıkmasının başka bir örneği Sungai Ujong’da karşımıza çıkar. 1875’te rakip Malay şefleri arasında Linggi Nehri boyunca ticâretin ve vergilendirmenin kontrolü üzerine kargaşa çıkar. Bu şeflerden biri olan Data Kelana bu bölgeye girmek isteyen İngiliz birlikleri tarafından desteklenir. Dato Kelana’nın birlikleri İngiliz bayrağını taşırken, çatışmanın diğer tarafı Osmanlı Bayrağı’nı dalgalandırdı. Diğer feryâd biçimleri, görünüşte 1500’lerden bu yana Açe tarafında Pâyitaht’a uzanan yardım çağrılarıydı. 1892’de bir grup Arap seyyid, İstanbul’da Sultan II. Abdülhamîd’e imzâ toplamak için bazı Malay devletlerini gezdi ve o sırada Singapur’u ziyâret etmekte olan Türk Amirali, Ertuğrul Firkateyni kaptanı Amiral Ali Osman Paşa aracılığıyla belgeyi kendilerine ulaştırmak istediler. Bu imzâ turunun Pahang’a kadar uzadığı bildirildi. Kısa bir süre sonra İngilizler Pahang’ı kolonize etmek-territoryalleştirmek için harekete geçtiğinde, 1890’dan 1895’e kadar ortaya çıkan ayaklanma, doğrudan Osmanlı müdâhalesi söylentilerine sahne oldu. Pahang Başbakanı’nın görüşüne göre, seyyidlerin turu, aslında ayaklanmayı hızlandırmıştı. Daha sonra, o sırada İngiliz temsilci olarak görev yapan Hugh Clifford, yazdığı stilize bir hikâyede Pahang’da dolaşan söylentilere istinâden:

“İstanbul Sultânı, Siam Kralı, Çin İmparatoru ve Malay geleneğine âşinâ bütün diğer hükümdârlar beyaz adamı topraklarından kovmak ve Peygamber’in inancını bütün Dünyâ’ya yaymak için haydutlarla iş birliği yapıyorlar”,

diye atıfta bulunur.            

Daha sonra, Kelantan’ın Britanya tarafından ele geçirilmesi arefesinde, Osmanlılar’a başvurma pratiği yeniden su yüzüne çıktı. 1909’da İngiltere ve Siam arasında bu devletin kontrolü için yapılan müzâkereler sırasında, Kelantan Sultânı’nın kendisine yönelik İngiliz tehdîdini savuşturmak için Osmanlı Pâdişâhı’ndan yardım istediği bildirildi.            

Söylentiler ve bayraklar, henüz sömürgeleştirilmemiş ancak Birinci Dünyâ Savaşı sırasında Siam ile Malaya sınırının gerisinde kalan Telengganu’nun etrafında dolaştı durdu. Bu tür söylentiler Sultan Zainal Abidin’in Mekke’ye Hac vazîfesi için gittiği zamanda da uçuştu durdu. İngiliz danışman E. A. Dickson’ın bir İngiliz ajanından aldığı rapora istinâden bildirdiğine göre: 

“Nehrin yukarısındaki Malaylar, Sultan Âbidin’in hedefinin Mekke değil, Türk Sultânı’ndan bir bayrak almak için gideceği İstanbul olduğuna inanıyorlar.”                   

Ayrıca 1915’te, Osmanlı İmparatorluğu Almanya’nın yanında savaşa girdikten sonra, Terengganu’daki Avustralyalı mâden sendika yöneticisi Bay Gild, Kuala Terengganu’da bir dükkânda iki Türk bayrağının dalgalandığını bildirdi. Gild, bayrakları yırttı ve Sultan savaş süresince bayrağın asılmasını yasaklayan bir kararnâme çıkarmak zorunda kaldı.               

Daha sonra 1915’te Malaya’da Osmanlı’ya çağrışım yapan iki ayaklanma oldu. Önce Singapore’da, ardından kendi toprakları olarak Kelantan, sömürge reform tedbîrlerinin hedefi hâline geldi. Bu ayaklanmalardan ilki, Beşinci Hafif Piyâde’nin Singapore’daki isyânıydı. Hintli Müslüman Pencab ve Pathanlardan oluşan bu birliğin sepoyları, İngiltere adına Müslüman kardeşleriyle savaşmak için Türkiye’de konuşlandırılacaklarına dâir duyumlar alır. Hindli Müslüman lider Nur Alam Shah’ın öncülüğündeki sepoylar Alman mahkumları serbest bıraktı ve silâhlarına el koydu. Tutuklanan bir isyancı olan Jelllal Khan, bir İngiliz tercümana, Birinci Dünyâ Savaşı’nın hizmet ettiği diğer İngiliz kampanyalarından farklı olduğunu, çünkü dînin başı olan İstanbul Sultânı’na yönelik olduğunu söyledi. Bir süre sonra Kelantan’daki Pasir Puteh’teki ayaklanmada çıkan söylentilere bakılırsa, savaşı her ân Osmanlı İmparatorluğu’nun kazanacağına, İngiliz İmparatorluğu’nun sonunun yakın olduğuna inanıldığının raporlara yansıdığı görülüyor.

Sonuç                 

İngiliz Akademisi’nin bildirilerinden yola çıkılarak yazılan bu makâle ışığında Güneydoğu Asya’daki Türk izleri; Malezya Terengganu bölgesinde İngiliz sömürge egemenliğine karşı çıkan birtakım ayaklanmalarda kırmızı bayrak sembolü; Bendera Stambol incelenmiştir. Bu ayaklanmalarda görülen kırmızı bayrak, sömürge karşıtlığının ve mücâdelenin sembolüdür. Adının Bendera Stambol olması da anılan savaşma gücünün kaynağının İstanbul olduğunu göstermektedir. Yazıya kaynaklık eden Java arşiv belgeleri Terangganu Devlet Sekreterliği’nin kayıtlarından alınmıştır. Anlatılanlar kolonyal yazılı belgeler ile milliyetçi târih yazıcılarının belgeleri ışığında yansıtılmıştır. Amrita Malhi’ye göre, Terengganu Ayaklanması, kolonyal ve milliyetçi târih yazımı tarzlarından uzaklaştırılması, öneminin küresel değişim açısından anlaşılmasını sağlar. Yine de pek çok şey, Malaya’nın, şimdiki Malezya, jeo-politik oluşumunun târihî yazım ufuklarını ayrıcalıklı kılan anlatılarda gömülü kalmıştır. Çünkü her iki târih yazımının da açıklayıcı çerçevelerinin belli alanlar ile sınırlı olması dikkat çekicidir. Anakronik bir şekilde işleyen ve kolonyal yönetimin koyduğu sınırların içinde kalan hikâye tarzlarının hiç birisi Müslüman dünyasının sınırları ötesinde bir anlatma ve gösterme yeteneğine sâhip değildir. Nitekim Terengganu Ayaklanması, Malay Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun imdâda yetişmesi için düzenlenen bir ayaklanma idi. Bu ayaklanmayı düzenleyenlerin Osmanlı İmparatorluğu’nun o zamanki bulunduğu durumdan, pekçok coğrafyada açılan cephelerde bir ölüm kalım savaşı verdiğinden ve kaybettiği vatan topraklarından ve evlâtlarından haberi olmadığı ortadadır. Nitekim Kırmızı bayrağın Terengganu’daki görünürlüğü, Osmanlı İmparatorluğu’nın 1919’a kadar Malaya coğrafyasında toplanan Malay Müslüman siyâsetindeki zengin sembolik kariyerinin mirâsının bir sonucudur. Bu kırmızı bayrak, Avrupa güçleri tarafından tutulma, silinme ile karşı karşıya kaldığı zamanlarda bir tehdîd, strateji ve direniş oluşturma anlamında Bendera Stambul olarak birçok kere açıldı. Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ortaya çıkan İngiliz sömürgeciliği tehdîdi, kırmızı bayrağın güçlü sömürgecilik karşıtı anlamlarla donatıltığı bir ândı.                      

Terengganu deneyimi, diğer benzer örneklerin yeniden inşâsı ve incelenmesi ile yeni bir târih yazımına imkân tanıyacaktır. Anakronik ve topyekün Dünyâ coğrafyasını kapyasan tümdengelim bakışı, jeo-politik sınırların ötesine geçen yeni târih yazım biçimlerine izin verebilir. Böyle bir yaklaşım, daha yeni oluşumlar tarafından bastırılmış ve içine alınmış eski Dünyâların bir görünümünü sağlamakla kalmaz, aynı zamanda sömürge politikalarının doğru incelenmesine ve bugünün gelişmiş devletlerinin emperyalist uygulamalarını anlamada ve gerektiğinde tedbirler almada günümüze ışık tutacaktır. Elverir ki devlet yöneticileri kendi ülkelerinin çıkarları için târih sahnesindeki gelişmeleri doğru anlayıp doğru yorumlayabilsinler. 

Kaynaklar

E. A. Dickson, Report of the British Agent, Terengganu, Mar. 1914, Apr. 1914, p. 5, CO273/ 409:17991, ‘Affairs of Terengganu’.

Malhi, A., From Anatolia to Aceh, Ottomans, Turks and Southeast Asia, Proceedings of the British Academy, 2014. 

Malhi, A., ‘Making Spaces, Making Subjects: Land, Enclosure and Islam in Malaya’, Journal of Peasant Studies, 38;4 (2011).

Milner, A., The Intervention of Politics in Colonial Malaya (Cambridge, 2002); W. R. Roff, The Origins of Malay Nationalism (New Haven and London, 1967). 

Reid, A., An Indonesian Frontier: Acehnese and Other Histories of Sumatra (Singapore, 2005). 

Wolters, O. W., History, Culture, and Region in the Southeast Asian Perspectives, Studies on Southeast Asia, 26 (Ithaca NY and Singapore, 1999). 

Wynne, M. L., Triad and Tabut: A Survey of the Origin and Diffusion of Chinese and Mohamedan Secret Societies in the Malay Peninsula A.D. 1800-1935 (Singapore,1941).

Ek: Map of British Mala- İngiliz Malaya Haritası 

kirmizilar.com

Yazar Hakkında:

Ayşe SAMİHA

Ayşe SAMİHA

Türk Milleti’nin târih yolculuğundaki en önemli menzillerinden, pek çok Osmanlı Sultanı’nın Dersaadet’in fethinden sonra bile sadrına başını yaslayıp sînesinde demlenmeye devam ettiği, Koca Sinan’ın “Ustalık eserimdir” dediği şâheseri kucağında taşıyan, pek çok tâlihsiz işgal ve acı günler geçirmiş de olsa, her akşam vakti batan ikindi güneşinin mahzun akisleriyle kederini dağıtıp Meriç, Tunca ve Arda üzerinden her dem yeniden doğan Edirne’de, dünyaya gözlerimi açmışım.

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım burada, yazları uzun ve sıcak, kışları bol karlı günlerde bahçeli ve bol kedili evimizde geçti. Erzurum’un soğuğunu aratmayacak cinsten soğuklar olurdu evvelden, saçaklar hep buz tutardı.

Fransızca ve İngilizce’yi burada orta öğretim sıralarında öğrendim. Anglo Francan ekolünü tâkip eden milli eğitim sistemimizin ilk hümanistler diye bize takdim ettiği İlâhi Komedya’nın yazarı Dante’yi de burada tanıdım, ilk gençlik şiirlerimi de yine burada yazdım. Hatta Trakya’nın ayçiçeklerine bakarak ilk resim denemelerimi de burada yaptım…

Günler akıp geçti ve on yedi yaşımda Pâyitaht’ın yolları göründü, yani üniversiteli olduk. Marmara Üniversitesi’nde yabancı diller; İngilizce ve ardından Nottingham Üniversitesi’nde “Eğitimde Liderlik ve Yönetim” alanında yüksek lisans eğitiminden sonra eğitimci olarak göreve başladım.

İnsan hayatında alın yazısı hükmünde gelişmeler olur. Bosna’ya taşınıp orada beş yıl yaşamak da öylesi bir tecelliydi benim için.  Birinci Cihan Harbi öncesi Rumeli’de at sırtında cenk etmiş cedlerimin diyârına geliş, dirilişe açılan bir kapı oldu; bir rahmet kapısı âdeta… Bosna’nın dağları, Boşnak Teyze’leri, mavi gözlü, sarı saçlı çocukları ile ele ele beş yılım geçti… Ve dağlarda öğrencilerimle yürüyüş yaparken gördüğümüz geniş bahçeli evinin tahta kapısında selâm verdiğimiz elma yanaklı Boşnak Teyzemi bugün hâlâ unutamam… Türk olduğumuzu duyunca ellerini vurup, “Durun!” deyip bahçesinden kopardığı elmaları bize ikram edişini de… Müteşekkirâne bir edâ ile “Türk askerleri bize savaşta çok yardım ettiler, buyrun, buyrun!” deyişini de…

İnsan yaşarken yaşadığı yerin dilini, kültürünü, âdetlerini de öğreniyor. İşte Boşnakça, Hırvatça ve Sırpça da artık dilimiz gibi oluvermişti bu topraklarda yaşarken… Sırt çantası ile adım adım Rumeli ziyâretleri esnasında Makedonca bile konuşur bulursunuz kendinizi ve hatta Bulgarcayla dahî anlaşabilirsiniz haritanın daha aşağılarına inince…

Rumeli’yi menzilim ve de ata diyârım diye bağrıma basmışken bir rüzgâr esti ve beni Güney Doğu Asya kıyılarına savurdu. Ammâ insanın kendi gök kubbesi, her nereye gitse peşi sıra gider, bırakmazmış onu… Öyle de oldu. Şimdi Singapur’da sekiz yıldır Japonlarla çalışıyor, eğitim programı ve öğretmenlikten arta kalan zamanlarımda bu diyarlara gelmiş atalarımın izlerini sürüyorum… Singapur’daki günlerimi elimden geldiğince Millî Kütüphane’nin müdavimi olarak geçiriyorum.

İnsan yaşadığı yerin dilini ve kültürünü de kolayca öğrenir demiştik ya, işte Japonca da şimdilerde tüm canlılığı ile hafızama zerk olmakta… Türkçe ile aynı aileden gelen Japoncanın kendi ülkemde yabancı dil dersi olarak okutulması gençlerimizin ve ülkemizin geleceği açısından hayırlı olacaktır diye düşünüyorum.

İşte târih boyunca kâh şarkın, kâh garbın dâvâsında önemli yere sâhip olan Trakların yurdundan çıkıp geldiğim bu ülkede kendi gök kubbemin hayaliyle, Türk’e dâir pek çok hâtıra ve hayatları, muson yağmurlarının gölgesinde kaleme alıyorum… Selâm olsun yurduma! Belki bir kuşkanadına takılıp gider selâmım ve Türk mimarlığının şâhikası olan Selimiye Camii’ne varır, oradan da Tunca, Meriç ve Arda boyunca köklerime, belki de cedlerime ulaşır, kim bilir?

Ayşe Samiha

 

 

Yazarın diğer makalelerinden: