26 Haziran 2022

“İdeoloji hakikatsizliktir, yanlış bilinçtir, yalandır.”  Çünkü “Sözcüğün gerçek anlamıyla ideolojiler kalmadı, sadece dünyayı kopyalayarak bize satmaya çalışan reklamlar, inanılmayı beklemeyip sessiz kalmayı buyuran kışkırtıcı yalan var.” T. W. Adorno. Edebiyat Yazıları. Metis Y. 4.Basım. Ekim-2015, S.117, 178.

Erıc Hoffer, ülkemizde de çok iyi bilinen “Kesin İnançlılar” adındaki kitabında ideoloji ve dolayısıyla adı geçen bütün izmlere sıkı sıkıya bağlı olanlara “ideolojik sapkınlık” anlamına gelen Heretikler adını verir. İzmlerin işgaline en fazla maruz kalanlar da bunlardır. Çünkü böylelerinde bilgiye dayalı sorgulamanın yerini peşin kabuller yer alır ve böylece ideolojik sapkınlık ideolojilerin işgaline karşı çıkmayı da ortadan kaldırır. İzmlerin işgali de daha çok bireylerde ve toplumda istenen ortamın oluştuğu varsayıldığında başlatılmış olur. 

İzmler doğdukları topraklarda ve kültürlerde bile kaypak ve kaygan olarak anlamlandırılmışlar veya yorumlanmışlardır. İnsanlarda kafa karışıklıkları oluşturmak da izmlerin görevleri arasında olmuştur. Değişik zaman ve kültürlerde bazen aynı izme farklı, hatta çelişkili anlamlar yüklendiği, birçok yazarın eserinde bunun sergilendiği de görülmüştür. Diğer birçok izmde olduğu gibi mesela hümanizmin de her zaman aynı anlamı taşımadığından bahsedilebilir. Budist hümanizmi, Hıristiyan hümanizmi, Yunan hümanizmi, Rönesans hümanizmi, Marksist hümanizm, sosyalist hümanizm gibi… Hatta Katolik ve Protestan hümanistlerin kendi aralarında bile hümanizme değişik anlamlar yüklediği bir gerçektir. Bir de değişik zamanlar ve çağların yanında yönetim sistemlerine, yönetenlere ve yönetilenlere göre de izmlerden bahsetmek mümkündür. Nitekim kapitalizme de bu anlayıştan gelen isimler verilmiştir: Patronlar kapitalizmi, devlet kapitalizmi, modern kapitalizm vb.

Belki biraz ileri gidilmiş gibi görünecek ama izmler geçen yirminci yüzyılda kendine taraftar grubunu çekebilmiş “dünyevi dinler” olarak da tanımlanmışlardır. Öyle ki bu izmlerin çoğu kendi doğrularından emin olarak kendi düşünceleri dışındaki düşüncelere karşı hoşgörüsüz, dogmatik ilkeler öne sürmeyi de hiçbir zaman ihmal etmemişlerdir.[1] D.H. Lawrence de[2] hiçbir ayrım yapmadan bütün izmleri yöneten tek ilkenin hep aynı olduğunu, bunun da idealleştirilmiş birimin, mülk sahibi ilkesi olduğunu vurgular. Öyle ki bireyde “sahip olma” arzusunun her anlamda pohpohlanarak öyle bir noktaya ulaştırılmaktadır ki bunun adı artık “sahip olunma” ya da eşya ile nesne ile işgal edilmedir.

İzmler bir bakıma cehenneme giden yola döşenmiş iyi niyet taşları gibidir. Doğuşlarında her ne kadar insanın özgürlüğü ve mutluluğu hedeflenmiş gibi gözükse de insanı ulaştırdığı ya da ulaştırmak istediği nokta asıl niyetlerin maskesini indirmektedir. İzmlere şartlara göre farklı anlamlar yüklendiği gibi, birbirleri içerisinde geçişkenlikleri de söz konusudur. Yani insanı işgal etmede bazı yöntemleri ödünç kullanmada hiçbir sakınca görmezler. Mesela insanın arzuları, isteği söz konusu ise farklı yolların, hepsinin de varacağı yer Roma’dır(!). Çağdaş insanın, ne ya da neler istediğini bilen insan olduğu konusunda sırıtık bir şekilde birleşilirken, aslında “bireyin neyi isteyeceğini, istemesi gerektiğini” dayatmada daha da mutabık olurlar. Gerekirse, bireyin işgalini engelleyen birbirlerinin açıklarını “ideolojik onarım ve yama” yaparak tamamladıkları da görülmektedir. Yani öncelikli olarak işgalde ittifak görevleridir. İzmler işte bunun için kaypak, güvenilmez, bu bakımdan çelişkili, bu bakımdan da kararsızlıkları ve şaşkınlıkları artırdığından işgalcidirler. Bu tespitler sadece bizim ifade ettiklerimizle sınırlı değildir. Ya da bu tespitlerimizde yalnız olmadığımız da bir gerçektir. Nitekim konuyla ilgili ifade edilen şu görüş neredeyse meseleyi özetlemektedir: “Sırf söz düzleminde liberal rejimlere inanmamalı, eşitliği ve kardeşliği ilke edinirken iş uygulamaya gelince onları izlemeyebiliyorlar ve yüce emeller peşinde koşan ideolojiler sıklıkla insanları oyalamaktan başka bir işe yaramayabiliyor… Dolayısıyla ne sosyalizme ne de liberalizme ilişkin sorgulamalarımız sakınmasız ve koşulsuz olamaz[3]” Maalesef insanlığın ya da bir kısım insanların şeksiz şüphesiz zihinlerine, düşüncelerine, hayatlarına ideolojileri giydirmelerine bu çağda hala rastlanabilmektedir. İzmler işte böyle bir yapışkandır.

Birçok izm, insanı işgal girişimini maalesef başarmıştır… Paraya, yata, kata, faniye, zalime, zulme, makama, mevkie ve bunların sağladıklarına tapınma gibi… “Endüstriyel toplumda, kapitalist ya da sözde komünist (komünizm) toplumda –hangisi olduğu fark etmez- insan gün geçtikçe daha çok nesneye, tüketici insana, daimî müşteriye dönüşmektedir.”[4] Öyle ki AVM’ler, Alış Veriş Mabetleri haline getirilme yolunda mesafe kat etmiş görünüyorlar. Artık insanların nasıl, ne gibi bir ortamda yaşayacağı, neyi alıp neyi satacağı, neleri yiyip neleri giyeceği belirli standartlar içerisine sokulurken, özgürlük yazı ve nutuklarından, programlarından da vaz geçilmeyerek yumuşak işgal eylemleri böylelikle devam ettirilmektedir.

İzmler, ideolojiler özelde ferdin genelde toplumların işgalinde ithal ve ihraç edilen maddi unsurlar ya da saldırı elemanları haline getirilmiştir. Hatta Zygmunt’a göre “ideolojinin varlığının henüz tam olarak modernleşmemiş bir toplumun işareti olduğudur; ideoloji bilginin geri, yani zararlı bir türüdür.” İnsanlık son asırlarda yarattığı izmler uğruna yapılan savaşlarda katlettiği insanın hesabını veremez durumdadır. Gerçek anlamda izmlerin amacı insanlığın mutluluğu, huzuru, barışı olsaydı, herhalde dünyanın daha yaşanılır, daha özgür bir yer olması gerekirdi. Eğer bu savaşlar sözde özgürlük adına, bir esaretten başka bir esarete davet etme adına yapılmasaydı belki de insanın işgali daha az gerçekleşecekti.

Balzac, Goriot Baba adındaki romanında bir kahramanını (Rastinac) konuştururken der ki:  “…Milletlerin mabudu hürriyettir; fakat toprak üzerinde hür olan millet nerede?” Demek ki aynı zamanda hürriyetin mabutlaştırılmaya çalışıldığı her yerde de insanın işgali başlatılmış oluyor. Tarih sayfaları karıştırıldığında bunun örneklerine sıkça rastlanır. En çok hürriyetperestlik lafları edilen tarihlerde, dönemlerde ve uygulamalarda, yakın tarihte Afganistan, Irak işgallerinde olduğu gibi işgalin gerekçesi “özgürlük götürmek” şeklinde açıklandığını bütün dünya bilir. İşgal ederek özgürleştirmek, özgürlüğü mabut yapanların, özgürlüğü şehirlerinin girişinde heykelleştirenlerin işidir aslında. Bunun için Namık Kemal; Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet./ Esir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten! Der.

İnsanlığın kendi putlarını yapıp, yaptığı putlara taptığından beri, zamanımızda kendi kurduğu tuzağa düşen insanlığa gelene kadar bir evrimleşmedir izmler. Önce modern peygamber olduklarını yaymaya çalışan sonra da aralarında alan savaşları başlayınca tanrılıklarını ilan eden modern putlar. Cemil Meriç’in ifadesiyle sadece “insan idrakine giydirilen deli gömlekleri” değil, insan idrakini tamamıyla tahakküm altına alan yaklaşımlardır. Kısaca izmlerin ortak noktasında insanın işgali yatar. İster sanat ister siyaset cephesinden başlarını kaldırsın hepsinde de bu ortak noktanın tesirlerini görmek mümkündür.

İzmlerin her biri, güya insanın ve insanlığın refahı, kurtuluşu adına teorilerini tatbikata geçirmeye başlamalarıyla birlikte, insanı şu veya bu boyutu ile işgali de başlatmışlardır. Bunlar kimi zaman bir sosyal proje, kimi zaman idare sistemi, bazen sanat ve düşünce akımları (eksistansiyalizm), bazen de bilim maskesi giydirilmiş kavramlar olarak: Komünizm, Sosyalizm, Kapitalizm, Faşizm…..  Sadizm,  Mazoşizm, materyalizm, determinizm, maoizm, stalinizm, seksüalizm, rasyonalizm, natüralizm, izm de izm…  

İzmler değişik ad alsalar ve çok farklı yöntemler uygulasalar da değişik maskelerle gün yüzüne çıksalar da en birincil amaçları insanı işgal etmektir. Her biri çatışan fraksiyonlar gibi gözükse de dünyayı, dünyadaki insanları paylaşma çabası içerisinde olan eğilimlerdir. Bunların her biri neticede kendi fanatiklerinin sayılarını artırmayı hedefler. Oysa fanatizmin her türlüsü bireyi benimsediği fikirlerin, inancın özünden de uzaklaştırır. D. Shayegan’ın[5] tespit ettiği gibi; çok uluslu kapitalizm, sömürgeciliğin yıkıcı yan etkileri, Siyonizm, emperyalizm ve önümüze konan bütün izmler, bu terimlerin bütünü insanları teselli eden geçici tedbirlerden, bireylerin dogmacı uykularını daha da derinleştiren müsekkinlerden başka bir şey değildir.

İzmler bütün insanların kendi inandığı Yaratanına kulluğunu özgürlükleri kısıtlama olarak görürlerken, diğer yandan insana sayısız tanrıların kabulünü işaret önermekle çelişkilerini de gizleyememişlerdir. Bu çelişkileriyle insanı daha çok tanrıya kul olmaya davet ettiklerini çağın çok yüzlü maskeleriyle şirin görünme seviyesizliklerini de sergilemişlerdir. Öyle ki her biri ayrı ayrı kendilerini ilah ilan etme yarışına girmişler, insanı işgal adına izmler kendi kendilerini çoğaltmaya başlamışlardır. 

Burada izmlerin bazılarından konumuzu ilgilendiren taraflarıyla kısaca örnekler verilmeye çalışılırken, bazıları bir arada izah edilecek, bazılarına da sadece kısaca değinilecektir:

(Devam edecek…)

Dipnotlar

[1] Leslie Lipson. Uygarlığın Ahlaki Bunalımları,  Çev. S.Ç. Yeşiltaş. İş. B.Y. 2.Baskı. İst-2003, s. 290

[2] Anka Kuşu. Bilgi Y. Ankara, 1966.s.112

[3] Maurice Merleau- Ponty. Algılanan Dünya. Çev. Ö. Aygün. Metis Y. İst-2005,s.74.

[4]E. Fromm. İtaat Üzerine. s.62

[5] Yaralı Bilinç. 1997.s.17

Yazar Hakkında:

İhsan KURT