26 Haziran 2022

Cönkün Şekil Özellikleri

Dörtdivan’da bir zamanlar zengin bir cönk kültürünün bulunduğunu ifadeden sonra bahsetmek istediğimiz önemli bir diğer husus bu kitabın da konusu olan bir cönktür. Söz konusu edeceğimiz cönk, Dörtdivan’da bulunan Çavuşlar Camii’nde imam hatip olarak görev yapan ve yine Dörtdivan’ın Doğancılar Köyü’nden İsmail Tezel’e aittir. Bu cönk İsmail Tezel’e dedesinin kardeşinden intikal etmiştir.

Cönkte, 14 Mart 1944 tarihi vardır. Bu da cöngün yakın tarihlerde tutulduğunu göstermektedir. Cöngün Osmanlı Türkçesiyle tutulmuş olması dikkat çekicidir. Ayrıca cönk numaralandırılmıştır. Numaralı kısımlar 106’da sona ermektedir. Numara verilmemiş sayfalar da mevcuttur. Bu sayfalarla beraber cönk 147 sayfadır. Baştan ve sondan eksiktir.

Cönk içerisinde şiirlerin başlangıcına dair çoğu yerde başlıklar yer almaktadır. Bu da şiirlerin daha kolay tespit edilmesine, başının ve sonunun anlaşılmasına yardımcı olmaktadır. Başlıklar genelde bir şekil içerisine alınmıştır.

Cönkün Muhtevası

Dörtdivan’da tespit edilen bu cönk içerisinde neredeyse tamamen manzumeler yer almaktadır. Şiirlerini tespit edebildiğimiz şairlerden ismi aşağıda toplu hâlde verilmiştir. Burada pek bilinmeyen şairlerin yanında Dörtdivanlı Hilmî, Âşık Ömer, Yunus Emre, Seyyid Nizamoğlu ve Figânî gibi şairler de vardır. Ayrıca anonim bazı manzumeler de cönk içerisinde dikkat çekmektedir.

Cönk Gerede Depremi Destanı ile başlamaktadır. Bu destan 1944 yılında gerçekleşen, Gerede ve Dörtdivan başta olmak üzere Bolu’yu oldukça etkileyen deprem münasebetiyle kaleme alınmıştır. Cönkün ilk on bir sayfası eksik olduğu için manzumenin şairi tespit edilememiştir. Bu destanın beş dörtlüğü ve iki dizesi cönkte mevcuttur. İlk iki mısradan sonra destan şöyle devam etmektedir:

Baldızda kızda açık her gövüs gerdan

Böyle mi kulluk ederiz Yaradan

Allah korkusu kalktı aradan

Tanrı katına ne uğur oldu Gerede

Bu destandan sonra cönkte Ramazan manilerine benzeyen bir dörtlük gelmektedir.

Cönkteki en önemli manzumelerden biri Destân-ı Alâmâtü’l-Kıyâmet (Kıyamet Alâmetleri Destanı) adını taşımaktadır. On altı dörtlükten oluşan bu destanın da şairi bilinmemektedir. Kıyametler alametleri, İmam Mehdî’nin zuhuru, Deccal’in ortaya çıkması, İsa peygamberin bir ak minare üzerine inmesi, onun kırk yıl yaşayacağı, İskender’in seddi, Yecüc ve Mecüc’ün ortaya çıkması, İsrâfil’in sûru üflemesi, ananın babanın evladından kaçacağı hesap günü, dağların yün gibi atılacağı, İsrafil’den başka kimsenin kalmayacağı, sonra İsrafil’in sûru kendisi için üfleyeceği bu destanda anlatılmaktadır.

Bundan sonra cönkte “Duhan” başlıklı bir manzume gelmektedir. On bir dörtlükten oluşan manzume tütünün zararlarını konu edinmekte, bu hususta insanları ikaz eden bazı mısralar içermektedir. Bu şiirden sonra ÂşıkYûnus mahlasına kayıtlı ve “İlâhî Budur” başlıklı bir manzume gelmektedir.

Cönkte bundan sonra manzumeler arasında “Destan-ı İbrahim Aleyhisselam” başlıklı uzun bir manzume yer almaktadır. Bu manzumenin şairi kaydedilmemiştir. 25 dörtlükten oluşan bu uzun manzumeden Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in kıssası, gökten koç indirilmesi hadisesi ve kurban konusu işlenmektedir. Bu destandan sonra cönkte Yunus Emre’nin  bir ilâhîsi gelmektedir.

Cönkte Anomim Halk Edebiyatı mahsullerinden bazı manzumeler de yer almaktadır. Nitekim Yunus Emre’nin ilahisinden sonra “İlâhî-i Ninni” başlığıyla kayıtlı bir ninni gelmektedir. Bu başlık dikkatimizi ninnilerin de ilâhî olarak kabul edildiği bahsine çekmiştir. Öyleyse Dörtdivan’da sadece dinî şiirler değil, besteli söylenen her türlü manzume ilahî olarak kabul edilmiş ve bu manzume de bu sebepten o şekilde kaydedilmiştir. Bu başlığın işaret ettiği bir diğer önemli husus da bunların yine bir icra ortamında söyleyenin dilinden kaydedildiği konusudur.

Cönkte bundan sonra Ahmed adlı bir şaire ait bir manzume gelmektedir. Bu şairin kim olduğu tespit edilememiştir. Bu şiirden sonra Geredeli âlimlerden Hacı Emin Efendi’ye ait bir ilâhî kaydedilmiştir. Akabinde ise “İlâhî Budur” başlığını taşıyan dört adet ilâhî gelmektedir. Bu ilâhîlerden sonra da cönkte Süleyman adlı bir şairin bir şiiri yer almaktadır. Bundan sonra da yine “İlâhî Budur” başlığıyla kaydedilmiş bir şiir gelmektedir. Bunlar genelde zühdî bir endişeyle yazılmış manzumelerdir.

Bu manzumelerden sonra Seyyid Nizamoğlu, Âşık Ömer ve Figânî mahlaslarına kayıtlı şiirler gelmektedir. Bu da göstermektedir ki, Halk Edebiyatımızın önde gelen bu isimleri Dörtdivan’da okunmuş, hatta bunların şiirleri belli makamlarda söylenmiştir. Fakat bu ilâhîlerin besteleri bugün elimizde değildir.

Geredeli Âşık Figânî’nin cönkte kaydedilmiş iki dörtlüğünden sonra “Destân-ı İbrâhim Aleyhisselâm” başlığını taşıyan, mesnevî nazım şekliyle yazılan, 103 beyitten oluşan bir manzume gelmektedir. Bu manzume cönkte yer alan en uzun manzumedir. Konusu Hz. Peygamber’in bebek yaşta vefat eden oğlu İbrahim’in büyümesi, mektebe gitmesi, fakat bu sırada Azrâil’in gelip onun canını alması çerçevesinde cereyan etmektedir. Buradan da anlaşıldığına göre bu manzume belli bir kurgulama neticesinde ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle ilginç bir manzumedir. Şairi tespit edilememiştir.

Bu uzun manzumeden sonra “Beddua” başlığını taşıyan bir manzume gelmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla bu manzume iki ayrı metindir. İlkinden ayrıldığı için diğerine de tarafımızda bu başlık ilave edilmiştir. Bunlar halk edebiyatında “taşlama” türünde kabul edilen manzumelerdir. Bu şiirler belli bir edebî gücü yansıtan şiirlerdir. Bunlardan sonra on üç dörtlükten oluşan ve “İlâhî Budur” başlığını taşıyan bir manzume gelmektedir.

Bu cönkte Dörtdivanlı Hilmî’nin bazı şiirleri kaydedilmiştir. Bunlardan Oğullar Destanı, cönkte “Firkatnâme” başlığı ile kaydedilmiştir. Cönkteki manzume, yayınlanmış hâlinden bazı küçük farklar içermektedir. Bu farklar genelde kelimelerin ayrımı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca bu manzumenin bir icra ortamında kaydedilmesinden doğan bir hususiyet vardır. Manzumede tekrar eden son mısrada “oğullar” redifinin yanına “kuzular, yiğitler” gibi ibareler de yazılmıştır. Cönkten bu manzumenin bir icra ortamında şiirin belirli bir makamda okunurken kaleme alındığı göz ardı edilmemelidir.

Bu manzumede bazı mısra farkları da göze çarpmaktadır. Mesela dokuzuncu dörtlüğün son mısrası yayınlanmış hâlinde “Sanısı gönlünde kalan oğullar” şeklinde yazılmışken cönkte “Din uğruna harbe giden oğullar” şeklinde kaydedilmiştir. Ayrıca şiire son dörtlükte “Âhirette karşu gelsün yiğitler” mısraı ilave edilmiştir.

Bu farklar büyük yekunlarda değildir. Bu da merhum Cevdet Canbulat’ın, Hilmî’nin şiirlerini tespit etmede ne kadar başarılı bir iş çıkardığını göstermektedir.

Dörtdivanlı Hilmî’nin bir şiiri kitapta “İlâhî-i Sevda” şeklinde kaydedilmişken cönkte “İlâhî-i Elvedâ” şeklinde yazılmıştır. Bu başlık şiirin başlığına bizce daha uygundur. Çünkü bir hac yolculuğunu konu alan bu manzume şöyle başlamaktadır:

Yine bir firkat düştü

Seni Allah’a ısmarladık

Firakın bağrımı deldi

Seni Allah’a ısmarladık[1]

Dörtdivanlı Hilmî’nin, Canbulat’ın kitabında yer almayan güzel bir “Bülbül” şiiri vardır. Sekiz dörtlükten oluşan bu şiir şöyle başlamaktadır:

Bir gün çıktım sahralara

Nazar kıldım bülbüllere

Baktım andaki hallere

Bülbül senin hâlin nedir

Aşkı olan daim Hû der

Aynı şiir Ali Rıza Ünlü’nün, Tarih Boyunca Gerede adlı kitabında da yer almaktadır. Bu ilahinin tamamı cönkte mevcuttur. Şiir, cönkte sayfa 101’de bulunmaktadır. Hatta Ali Rıza Ünlü’nin neşrinde eksik olan mahlas bendi bile bu cönke kaydedilmiştir. Halbuki bir şiirin hangi şaire ait olduğunu tespit için mahlasın geçtiği kısım önem arz etmektedir. Ünlü, kitabında şiiri sadece Hilmî’ye ait diyerek kaydetmiştir.

Bu şiirin Hilmî’nin olduğunu bu cönk sayesinde teyit edebiliyoruz. Ünlü’nün kitabında bulunmayan ve sadece cönkte görebildiğimiz bu mahlas bendi şöyledir:

Bülbül arzu çeker güle

Sancısı almaz dile

Hilmî’nin hâlinde ola

Bülbül senin derdün nedür

Aşkı olan dâim Hû der

Burada dikkati çeken başka bir husus da bu manzumede tekrar eden mısralarda yer alan “hâlin” kelimesinin cönkte “derdün” şeklinde kaydedilmiş olmasıdır. Bülbül manzumesinin cönkteki hâli, bunların dışında bazı küçük farklarla Canbulat neşrinden ayrılmaktadır.

Dörtdivanlı Hilmî’nin Bülbül İlâhîsi’nden sonra bir Kerbelâ Mersiyesi gelmektedir. Bu manzumenin cönkte kaydedilmiş olması oldukça önemli bir husustur. Ehl-i Beyt konusundaki hassasiyetin sadece belli bir çevrede hissedilmediğini, bunun yakın dönemlera kadar Müslümanlar arasında genel bir mâtem havasına sebep olduğunu bu manzume ispat etmektedir. Kerbelâ Mersiyesi’nden sonra yine “İlâhî Budur” başlığını taşıyan bir manzume gelmektedir. Bundan sonra Yûnus mahlasına kayıtlı, başlıksız ve yedi dörtlükten oluşan bir manzume kaydedilmiştir. Yine bu manzumeden sonra bir ilâhi daha kaydedilmiştir.

Cönkte “Gazâlî” başlığı ile kayıtlı olduğunu düşündüğümüz bir manzume var. Bu başlığın okunmasında bir tereddüdümüz var. Zira bu kelime “Gazel” şeklinde de okunabilir. Gazellerde nazım birimi beyit olduğu hâlde şiir dörtlükler hâlinde yazılmıştır. Bu manzume de sekiz dörtlükten oluşmaktadır. Bundan sonra İzzet mahlasına kayıtlı dört dörtlükten oluşan ve “İlâhî Budur” başlığını taşıyan bir manzume daha gelmektedir.

Cönkte “Hacı İlâhîsi” başlığını taşıyan bir şiir vardır. Bu manzume hem Âşık Yûnus hem de Eşrefoğlu mahlaslarına kayıtlıdır ve her iki mutasavvıfın da mahlası bir dörtlükte geçmektedir. Bundan sonra Derviş Yûnus mahlasıyla kayıtlı ve dokuz dörtlükten oluşan bir ilâhî ve Yunus Emrem mahlasıyla kaydedilmiş yedi dörtlükten oluşan başka bir ilâhî gelmektedir. Son olarak “İlâhî Budur” başlığıyla kaydedilmiş, on dört beyit hâlinde yazılmış bir manzume gelmektedir. Bu manzume aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılmıştır. Cönkün son sayfaları olmadığı için bu manzume eksiktir.

Sonuç

Dörtdivan, bir zamanlar cönkleriyle ve mecmularıyla öne çıkan bir yerdi. Araştırmacıların söylediğine göre her evde bir cönk veya mecmua bulunmaktaydı. Fakat günümüzde bu zenginlik büyük ölçüde kaybolmuştur. Elinizdeki çalışma bir Dörtdivan cönkü üzerinde geçmişte bu zenginliği hatırlatmak ve tespit etmek üzere kaleme alındı ve hazırlandı.

Cönkte genel olarak ilâhî nazım türündeki manzumeler yer almaktadır. İlahiler cönkte genel olarak “İlâhî Budur” şeklinde kaydedilmiştir. Aynı durum Hilmî’nin şiirlerini yayınlayan Canbulat neşrinde de görülmektedir. Bu durum, bu başlığın Dörtdivan’da bir zamanlar yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir.

Burada bizim asıl söz konusu etmek istediğimiz ve dikkatimizi çeken husus, bizce bu manzumelerin bir ilâhî gibi söylenirken kaydedildiğini düşündüren bazı notlardır. Bu durum Dörtdivanlı Hilmî’nin kaydedilen manzumelerinde belirgin bir özellik arz eder. Bu durum şairin, özellikle redifi “Oğullar” olan Oğullar Destanı’nın bazı bentlerinin sonundaki redifin yanına “Yiğitler” veya “Kuzular” ibarelerinin eklenmiş olmasından anlaşılmaktadır. Şiirin kendisinde olmayan bu husus, ancak bunun bir icra ortamında eklendiğini ve cönkü tutan kişinin de bunu mısraların yanına ilave ettiğini düşündürmektedir. Kanaatimizce cönkteki bu usul ve kayıtlar, Dörtdivan’da bir zamanlar “cönklerden ilahi okuma geleneği”nin var olduğunu destekleyen önemli bir husustur.

Cönkte yer alan manzumelerin biz, böylece genelde bir icra ortamında kaydedildiğini tahmin ediyoruz. Veya bu metinlerin derlendiği kimseler bunları doğrudan okumak yerine belirli makamlarda söylemişler ve cönkleri tutanlar da böyle kaydetmişlerdir. Yukarıda kendilerinden alıntı yaptığımız araştırmacıların beyanları ve bizim de Dörtdivan’da görüştüğümüz bazı kişilerin sözleri bunun böyle olduğunu göstermektedir.

Cönkte yer alan ninnide de benzer bir durum görülmektedir. Dolayısıyla Dörtdivanlılar “ilâhî” kavramıyla ezgili ve belli makamlarda okunan manzumeleri kastetmektedir. Dörtdivan cönkleri üzerine yapılan araştırmalarda bu hususun göz ardı edilmemesi gerekir.

Sonuç olarak otuz altı manzumenin yer aldığı bu cönkün, Dörtdivan’ın bu konudaki zenginliğine, mûsikî ve şiirle olan bağına ışık tutacağını düşünmekteyiz.

[1] Cevdet Canbulat, Dörtdivanlı Hilmî Hayatı ve Şiirleri, Ankara 2010, s. 50.

Yazar Hakkında:

Yasin ŞEN

Yazarın diğer makalelerinden: