8 Ağustos 2022

            Kütahya’nın bağrında yatan büyük şâir Şeyhî, bizim fabl edebiyâtımızın bayrakdârı mevkiinde durur. Fransız Jean de La Fontain’den yaklaşık iki asır önce yaşayan Şeyhî, hayvan kahramânların yer aldığı edebî vâdîde, bizi hakkıyla temsîl etmektedir. Ne var ki, Fransız edîbinin kaleminden çıkan her satırı neredeyse ezberleyen Türk çocukları, Şeyhî’nin adını pek duymamışlardır. Bu, bizim eğitim sistemimizdeki eksikliğin, bir başka ifâdesidir.

            Hacı Bayrâm-ı Velî Dergâhı’nda riyâzete giren, yâni çile çeken Şeyhî, bâtın ilminin de parlayan yıldızlarındandır. Devrinin tanınmış hekimlerinden olan Şeyhî’nin asıl adı Yûsuf Sinâneddin’dir. Onun, âzâd edilmiş bir merkebin başından geçenleri anlattığı “Harnâme”si, pek nefîs bir fabldır. Şeyhî, bizim dillerde dolaşan halk hikâyelerimizden biri olan “Ferhâd ile Şîrîn”i de nazma çekmiş ve “Husrev ü Şîrîn” adlı muhteşem mesnevîyi milletimize hediye etmiştir. 

            İstanbul’un mânevî fâtihi Akşemseddin, bir gün dervîşlerle tefekküre dalmış iken, yüksek sesle:

            “Âferin Germiyân Türkü!”

demiş.

            Yanındakiler, Akşemseddin’e, niye böyle seslendiğini sormuşlar. Akşemseddin, şöyle cevap vermiş:

            “Madde Âlemi’nden Mânâ Âlemi’ne geçtim. Dördüncü kat Göğe çıktım. Orada meleklere emrolunmuş, hiç durmadan şu beyiti okurlar:

            Ey! Kemâl-i kudretin nefhinde ‘Âlem bir nefes

V’ey! Celâl-i ‘izzetin bahrinde Dünyâ keff ü hes’[1]

Meleklere:

‘Niçin bu beyiti okursunuz?’

dedim.

            Şöyle cevap verdiler:

            ‘Germiyân Eli’nde, Şeyhî derler bir şâir vardır. Bu okuduğumuz beyiti o söyledi ve Allâh Te’âla’ya hoş geldi. Bize buyurdu, biz de tesbîh eyledik.’

            Meleklerin tesbîh eylediği beyiti söylediği için, ben de Şeyhî Efendi’yi murâd ederek:

            ‘Âferin Germiyân Türkü!’

derim.”

             Şeyhî’nin medhini Akşemseddin’den dinlemek, büyük, çok büyük saâdet olmalı..

[1] “Ey! Sonsuz kudretinin sûrunda, üfürdüğü rüzgârında Âlem’i bir nefes hükmüne koyan (Allâh’ım!) / (Ve) Ey! Yüceliğinin denizinde Dünyâ’yı bir avuç çer-çöp derecesine küçülten (Allâh’ım!)” 

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: