1 Ekim 2022

Telemsan, bugün Cezâyir sınırları içinde kalmış târîhi bir şehirdir. En son Fransız sömürgesi olan Cezâyir, bu dönemin en bâriz izi olarak Fransızca konuşulan bir ülke bilinmektedir. Cezâyir’de Arapça bilenler ve konuşanlar kadar Fransızca bilip konuşan kişi vardır. Bu yüzden, bir kısım Cezâyir televizyon ve radyoları, Fransızca neşriyât yapıyorlar. Benzer cümleler, Fas için de söylenebilir. 

Oysa, Cezâyir’deki Fransız hâkimiyetinin kat kat fazlası bir zamân, Türk hâkimiyetinde geçmiştir ve el’ân orada Türkçe yayımlanan bir televizyon ve radyodan bahsedilmemektedir. Oruç Reis’den başlayarak nice Türk başbûğu, kumandan ve vezîri, Cezâyir’de bizim adımızı yaşatmış, şânımızı yürütmüştür. En son, Sultan Birinci Abdülhamîd Hân ile Sultan Üçüncü Selîm Hân devirlerinde, kapdân-ı deryâlık, beylerbeyilik, vezîrlik ve nihâyet sadr-ı âzamlık yapan Palabıyık Hasan Paşa, delikanlılık yıllarında tayfa olarak Cezâyir’de bulunduğu için, hem bizim târîhimize, hem de Dünyâ târîhine “Cezâyirli Gâzî Hasan Paşa” diye geçmiş, öyle anılmıştır.

Türk denizcilik târîhinin hem sivil, hem de askerî sâhalarında, adı hürmetle anılan Barbaros Hayreddîn Paşa, o usta işi deryâ erliğine Cezâyir’de erişmiş, orada pişmiş, olgunlaşmıştır. Kaanûnî Sultan Süleyman Hân’ın dâveti ile İstanbul’a gelip Türk Cihân Devleti’nin Kapdân-ı Deryâlık koltuğuna oturan ve Kapdân Paşa Baştardası’na kurulan Barbaros Hayreddîn Paşa, o sırada Cezâyir Türk Sultanlığı’nın Tahtı’nda oturuyordu. Kaanûnî Sultan Süleyman Hân, ona Kapdân-ı Deryâlık pâyesi verdiğinde, şânlı Barbaros da, buna mukâbil Cezâyir Sultanlığı’nı Cihân Pâdişâhı’na takdîm eylemiş idi. Kaanûnî Sultan Süleyman  Hân, bu cemîlenin altında kalmamış, Hayreddîn Paşa’yı, Kapdân-ı Deryâlığa ilâve olarak Cezâyir Beğlerbeği yapmıştı. Müstakil Cezâyir Sultanlığı’ndan, Osmanlı Türk Cihân Devleti’nin Cezâyir Beğlerbeğliği’ne geçmeyi, bir rütbe terfîi şeklinde idrâk eden Barbaros Hayreddîn Paşa, Cihân’a bir başka göz ile bakıyordu.

Hayreddîn Paşa’nın ağabeyi Oruç Reis, Cezâyir Türk Sultanlığı’nın hem kurucusu, hem de ilk hükümdârıdır. Oruç Reis, yazımızın başında adını andığımız Telemsan Kal’ası’nı İspanyol ordusuna karşı müdâfaa ederken şehîd olmuştur. Onun şehâdet sahnesi, Kürşad’ın Çin ordusunu peşine takıp yanındaki otuz dokuz yiğidi Vey Irmağı yalısına götürüp vuruşa vuruşa toprağa düşmesine pek benzer. Aradaki fark, Çin ordusu yerine İspanyol ordusundan, Vey Irmağı yerine de Rio Salado’dan ibârettir. Son nefesini verirken, Oruç Reis’in yanında da otuz dokuz yiğit gâzî Türk yoldaş var idi. Bu yüzden, Oruç Reis, Akdeniz sularına düşen Kürşad aksidir.

Bugünkü eğitim sisteminde yetişen Türk çocukları, maalesef Telemsan’ın adını bilmiyorlar. Atlas üzerinde onu gösteremiyorlar. Böyle olunca da, Telemsan önündeki gâzî Türk yoldaşların torunu olma hazzını da tadamıyorlar. Kökünü bilmeyen ağacın meyvesi ham kalmaya ve tatsız olmaya mahkûmdur. Ne diyelim?..

Yazar Hakkında:

Turgut GÜLER

Turgut GÜLER

1951 yılında Afyonkarahisâr’ın Sultandağı ilçe­sine bağlı Dort (bugünkü Doğancık) köyünde doğdu. Âilesi, 1959 Ocağında Aydın’ın Horsunlu kasabasına yerleşti. İlkokulu orada, Ortaokulu Kuyucak’da okudu. İki hafta kadar Nazilli Li­sesi’ne devâm ettikten sonra, Nazilli Öğretmen Okulu’na girdi. Bu okulun ikinci sınıfını bitirdiği 1968 yılında, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesi’ne kaydoldu. 1969-1973 yılları arasında, Yüksek Öğretmen Okulu hesâbına, İstanbul Üniversite­si Edebiyât Fakültesi Târîh Bölümü’nde tahsîl gördü.

İstanbul Çapa’daki Yüksek Öğretmen Okulu’nun Kompozis­yon ve Diksiyon Hocası olan Ahmet Kabaklı’nın başkanlığında kurulan Türkiye Edebiyât Cemiyeti’nde, bilâhare bu cemiyetin yayınladığı Türk Edebiyâtı Dergisi’nde vazîfe aldı. Bir tarafdan üniversite tahsîline devâm etti, bir yandan da bahsi geçen der­ginin “mutfak” tâbir edilen hazırlık işlerinde çalıştı. Metin Nuri Samancı’dan sonra da ikinci yazı işleri müdürü oldu (Mart 1973, 15. Sayı). Bu dergide yazı ve şiirleri yayımlandı.

1973 Haziranında üniversiteyi bitirdiğinde, Malatya Mustafa Kemâl Kız Öğretmen Lisesi târîh öğretmenliğine tâyin edildi. Ah­met Kabaklı’nın arzûsu ile bu görevine başlamadı ve İstanbul’da kaldı, Türk Edebiyâtı Dergisi’ndeki mesâîyi sürdürdü. 1975 yı­lında hem Edebiyât Cemiyeti (Bakanlar Kurulu karârıyla Türkiye kelimesi kaldırılmıştı), hem de Türk Edebiyâtı Dergisi, maddî sı­kıntılar yaşadı, dergi yayınına ara verdi. Bunun üzeri­ne, resmî vazîfe isteği ile Millî Eğitim Bakanlığı’na mürâcaat etti.

Van Alparslan Öğretmen Lisesi’nde başlayan târîh öğretmen­liği, Mardin, Kütahya ve Aydın’ın muhtelif okullarında devâm etti. 1984 yılında açılan Aydın Anadolu Lisesi’nin müdürlüğüne getirildi. 1992’de, okulun yeni binâsıyla berâber adı da değişti ve Adnan Menderes Anadolu Lisesi oldu. Bu vazîfede iken, 1999 Ağustosunda emekliye ayrıldı. 2000-2012 yılları arasında, İstan­bul’da, Altan Deliorman’a âit Bayrak Basım-Yayım-Tanıtım’da, yazı ve yayın çalışmalarına katıldı. Yine Altan Deliorman’ın çıkardığı Orkun Dergisi’nde, kendi adı ve müsteâr isimlerle (Yahyâ Bâlî, Husrev Budin, Ertuğrul Söğütlü) yazılar yazdı. İki kızı var.

Yayımlanmış Eserleri: Orhun’dan Tuna’ya Uluğ Türkler, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Takı Taluy Takı Müren (Daha Deniz Daha Irmak), Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 2014; Cihângîr Tûğlar-Selîmnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2014; Ejderlerin Beklediği Hazîne, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015, Şehsüvâr-ı Cihângîr-Fâtihnâme, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.

 

Yazarın diğer makalelerinden: